BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

DUA SANA

CAMİYE GELİN

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

VELÎLER DİLİNDEN 2

VELÎLER DİLİNDEN 2

Tarih 26 Mart 2021, 11:38 Editör HÜSEYİN NECATİ

Bu kitap, sûfiyenin büklerinden Alâaddin Attâr Hazretlerinin Tezkiretül Evliya isimli eserinden, Abdurrahman Camî Hazretlerinin Nefahâtül Üns isimli meşhur eserinden, Mevlânâ Sâfiyûddin Hazretlerinin Reşâhat Aynülhayat isimli cevher dolu eserlerinden seçilip sadeleştirilmiş ve VELÎLER DİLİNDEN ismi verilip zübde halinde ihvan-ı dînin istifadelerine arz

ŞEYH EBÜL HÜSEYİN NURI (K.S.)

 

- Müslümanlık, Müslümanlığın kilidi olan Peygamber (S.A.V.)'in sünnetlerine tam uymaktır.

 

OSMAN HAYRÎ (K.S.)

 

 Buyurdu:

 

- Kendisine dört şey müsâvî görülmedikçe, kişi kemal derecesine eremez:

1- Almak,

2- Men' olunmak,

3- İzzet,

4- Zillet...

 

- Karşısında insanların el bağlayıp durmasından hoşnut olan kimse de, Firavun ve Nemrut ahlâkı vardır.

 

- Üç şey muhteremdir:

1.  Amel eden âlim,

2. Tamahı olmayan mürid,

3. İhlâs sâhibi sofî...

 

-  Tevâzuun aslı üçtür:  Acizliğini, muhtaçlığını, günahlarını bilmek...

 

- Yakîn[13],  yarın endişesini terketmektir.

 

- Hakîkî muhabbet,  Mevlâ'dan gayriyi gönülden çıkarmaktır.

 

- Saâdet'in alâmeti,  Allah'tan korkmak ve O'na itaat etmek;  Şekâvet'in alâmeti,  Allah'tan korkmayıp günah işlemektir.

 

- Allah’tan ırak olmanın sebebi üçtür:

1- Dünyaya tamâ etmek,

2- Hizmetinden dolayı övünmek,

3- Nefsine uymak...

 

- İhlâs,  içinde nefsin nasîbi olmayan şeydir.

- Halis niyyet, namazda ve sadakada, halkın görmesinden sakınmaktır.

 

ABDULLAH BİN CELÂ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Babamla anam, beni Hak yolunda hizmet için vermişlerdi.

Bir zaman sonra çok yağmurlu bir günde geri gelip, gece anamın kapısını çaldım. "Kimsin?" dedi. "Oğlun Abdullah!" dedim. "Benim oğlum var mı? Onu ben Hak yoluna bağışladım, geri almam" deyip, bana kapıyı açmadı.

 

* Kendisine:

- Fakirlik nedir? diye sual edildi. Dışarı çıkıp bir müddet  sonra geldi ve cevap verdi.

- Niçin daha önce söylemedin? denildi.

- Belimde dört denk gümüş vardı. Bunlar fakre dair söz etmeme mânî oldu, dilimi bağladı. Onları bir dervişe verdim de fakirlikten söz edebildim, dedi.

 

 

EBÛ MUHAMMED RÜYEM (K.S.)

 

Buyurdu:

- Tevhid,  varlık eserini terk etmek, yalnızlığı seçmektir.

 

- Tasavvuf,  Hakk'a itâatli olmak, ne tarafa çekilirse îtiraz etmeden o tarafa gitmektir.

 

- İhlâs,  ibadetlerinden, iki cihanda karşılık beklememektir.

 

İBN-İ ATÂ (K.S.)

 

* Bir yolculukta harâmîler oğullarının gözlerini bağlayıp boyunlarını kılıçla vururken, Hazret, mübârek yüzünü semâya tutarak:

 

- Şükür senden gelen kazaya, derdi. Dokuzunu böyle kestiler, hayatta kalan oğlunu da bağladılar. Oğlu ona:

 

- Sen atamızsın. Bizi karşında bir bir kestiler, bir kelam etmedin." dedi. İbni Atâ Hz.leri:

- Ey Oğul! Bu işi işleyen, hüküm ve ferman veren Allahü Teâlâ'ya söz söylemek yaramaz. Zîra O, halimizi görür ve işitir. Sizi saklamaya da gücü yeter. Ben arada aciz bir kulum. Onun işine ne söz söyleyeyim, dedi.

Harâmî başı bu sözü işitti ve oğlunu bıraktı:

- Ey Pîr! Eğer bu sözü önce söyleseydin hiç bir oğlun ölmezdi, dedi.

İbn-i Atâ Hz.leri:

- O hüküm öyle yazılmış, dedi. (Büyüklerin imtihanı da büyüktür.)

 

Buyurdu:

- Her kim, sünnetlere uyarak kendini süslerse gönlü nurlanır.

 

- Fiiller, sözler ve güzel huylar içinde, uysallık gibi yüksek ahlâk yoktur.

 

- Gafletin büyüğü, Allah’tan ve O'nun hükmünden gafil olmaktır.

 

- Gönül, Hakk'ın nazargâhıdır. Hakk'ın nazargâhı pak olmalı. Hak nazargâhında mü'minlerin gıdası zikir ve tâattır. Münafıkların gıdası da yemek, içmek...

 

- Kimin gönlünde âhiret endişesi yoksa, şeytan onu ölünceye kadar dünya endişesiyle meşgul eder.

 

- İnsan yüce mertebeye, ancak iyi huyla ulaşır.

 

DÂVUD-U RAKKÂ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Bu dünya Şeddat, Nemrud ve Firavun'un artığıdır. Onların artığı da pistir. Dünyada iki şey elde edersen iyidir: Biri dervişler sohbeti, diğeri büyüklerin itibârı...

 

YUSUF-U ESBÂT (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Tevazuun  aslı, evinden çıkınca kimi görsen, onu kendinden âlâ bilmektir. tevazuun haddi, hak söyleyeni kabul etmek, mum gibi yumuşak olmak, deve gibi yedilmek, söveni övdü bilmek, her işte Allah'a dönmek ve hayırdan-şerden gelene râzı olmaktır.

 

- Arif , iyiliği Hak'dan, noksanlığı nefsinden bilip, gönlünü Hakk'a bağlayan ve O'nunla huzur bulandır.

 

 

 

İSHAK NEHRİ CÛRÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Dünya, dipsiz bir deniz, sahili âhirettir. Er olan, bu denizi takvâ[14] gemisi ile geçer.

 

- Tokluğu taam ile olan daima aç, zenginliği mal ile olan daima yoksuldur.

 

- Allah dostları üç yerde sevinirler: Halktan uzak, Hakk'a yakın ve tâatta kavî olduklarında...

 

- Tevekkül ehli, İbrahim Halilullah gibi olur... Ateşe  atılırken, Hz. Cibrîl ona: "Hacetin var mı" dediğinde "Senden hacetim yok" diye cevap vermişti.

 

ŞEYH  SEMNÛN-U ÂŞIK (K.S.)

 

* Muhabbeti, niçin belâya koştular, diye soruldu.

 

- Herkes muhabbet davası etmesin, belâyı görüp çekinsin diye, dedi.

 

MÜRTAİŞ (K.S.)

Buyurdu:

 

- Nefsin arzularına karşı koymak, havada uçmaktan üstündür.

 

- Kulu Allah'a sevdiren şey, O'nun düşman bildiklerine hasım olmaktır. Onlar da,  dünya ,  nefis  ve  şeytandır .

 

ŞEYH FADL (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Şekâvet[15] alâmeti  odur ki, ilim okur amel etmez, amel eder ihlâs olmaz, salihler sohbetinde bulunmaz, başkalarıyla buluşur.

 

- Dünyaya hoş hatırla bakan dervişten hayır umma! Zira o, tarikat mürtetlerindendir.

 

- Müslümanlık dört şeyle insandan uzaklaşır:

1- Bilir, amel etmez.

2- Yapar mahiyetini bilmez.

3- Bilmez, sorup öğrenmez.

4- İnsanları öğrenmekten men eder.

 

- Hakka muhabbet  îsardır.[16] Bunun dört mânâsı var: 1- Daim zikirde olup, zikirle şâd olmak.

2- Hak Teâlâ ile (ibâdete devamla) ünsiyet etmek.

3- Dünya işlerinden tamamen kesilmek.

4- Hakk'a mânî olanlardan uzaklaşmaktır.

 

EBÜL HASAN POŞNEKÎ (K.S.)

 

Abdest alırken, hâdimini çağırıp, gömleğini acele falan kimseye vermesini emretti. Hâdimi: “Aceleye sebep ne?” dedi.

 

- Şeytan fikrimi bozar korkusudur... Nitekim Peygamberimiz (S.A.V.)  "Hayır işi ileri tutunuz"  buyuruyor, dedi.

 

  Buyurdu:

- İhlâs,  şeytan bilmesin ve kimse görmesin niyetinde olmaktır.

 

  - Kendini hakir tutan kimseyi, Hak Teâlâ aziz eder. Kendini aziz göreni de hakir...

 

HÂKIM-İ TİRMİZÎ (K.S.)

 

* İki arkadaşıyla ilim tahsili için sözleşmişti.

Anası kendisine izin vermedi. İtaat etti. Kabristana gidip ağlardı. Hızır A.S. "Ağlama, kaygılanma! İki arkadaşından daha âlim olursun" deyip, ona hikmetler talim etti...

 

* Ailesinden ezâ gördükçe, kendisi istiğfar eder, onlara darılmaz:

- İlâhî, ben tevbe eyledim. Onları sen ıslah eyle, derdi.

 

Buyurdu:

- Kimde "Benlik iddiası" varsa, o kişi, bir dirhem borcu kalıp da azad olamayan ve bir dirhemin kulu olan köleye benzer.

 

- Kur'an'ı okuyup, emrini tutan kişinin, iki kaşı arasında peygamberlik nuru pırıldar, belirir.

 

 - Rüya,  nübüvvetin kırkaltı cüz'ünden biridir. Zira, Peygamberimiz S.A.V. nübüvvet müddeti olan 23 senenin, altı ayında ilâhî emirleri rüya ile almıştır. Altı ay 23 senenin kırk altı da biridir.

 

- Hak'dan korkan, korktuğundan emin olur.

 

- Sıfatların en kötüsü kibirdir.

 

- Bir şeytanın bir saatte mahvettiğini, yüz aslan bir koyun sürüsüne yapamaz.

 

- Hakîkî cömert; misafir ve misâfir olmayan nazarında bir olan, herkese ihsanda bulunandır.

 

ABDULLAH BİN MENÂZİL (K.S.)

 

 Buyurdu:

- Peygamber S.A.V.'in sünnetini terkeden, farzları da terkeder. Sünneti terkeden bid'atcıdır. Bid'atcı da cehennem itidir.

 

- Vakitlerin âlâsı, nefse üstün geldiğin, kötüsü de nefse yenildiğin zamandır.

 

- Şu kimseye taaccüb olunur: Hayâdan söz eder de, kendisi Allah’tan utanmaz.

 

- Fakr;  dünya ve âhiretten kesilip, Hak Teâlâ'yı istemektir.

 

- Kul kendisine hizmetkâr isterse ipi, elden verir de kulluk hududundan çıkar.

 

ŞEYH ALİ BİN SEHL (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Tâat üzere olmak, hidâyet alâmeti; yaramaz işlerden uzak durmak da saâdet alâmetidir.

 

- Edep, aramakla elde edildiği gibi, Cennet de öyledir.

 

- Pencereden giren ışık güneşe ne kadar uzaksa, ibadetsiz kişi de Allah'a o kadar uzaktır.

 

- Bir kişi elini güneş zerreleri içinde tuttuğu halde, zerrelerden elinde bir şey kalmadığı gibi, günahtan kararmış gönüllere de söz ancak o kadar te'sir eder.

 

HAYR-I NESSÂC (K.S.) (çulha)

 

* Vefatı sırasında akşama yakın Azrail A.S. göründü.

- Yâ Azrail! Ya Allah'ın emrini yerine getir, ya beni bırak, O'nun emrini yerine getireyim. Nitekim Hak Teâlâ sana "Hayr'ın ruhunu kabzet" Buyurdu. Bana da "Namaz vakti gelince, namaz kıl" emri vardır, dedi.

 

Azrail A.S. ona mühlet verdi. Abdest alıp namaz kıldı, sonra rûhunu teslim eyledi.

 

EBÛ HAMZA (K.S.)

 

* Hz. Cüneyd, İblis'i, erenlerin boynuna basarken gördü.

- Yâ mel'un, erenlere küstahlık etmeye utanmaz mısın, başlarına çıkarsın, dedi.

İblis:

- Onlar erenler değil! Zira gönüllerinde dünya sevgisi var. Hakîkî er görmek istersen, filân kaya dibinde biri var, git gör.

Cüneyd gitti. Ebu Hamza'yı orada ibadetle meşgul gördü. Namazdan çıkınca, Hamza:

- Yâ Cüneyd! O mel'un yalan söyler. Ve O, hakîkî erenleri göremez. Yanından dahî geçemez, dedi.

 

AHMET MESRÛK (K.S.)

Buyurdu:

- Her kim, Allah’tan gayrisiyle sevinse, sevinci çok çabuk kedere döner.

 

- Günâh olan işlere bakmak, gönülden Hakk'ın mârifetini siler, gaflete sebep olur.

 

- Kişi marifet ağacını fikir suyu ile, gaflet ağacını uyanıklık suyu ile, tevbe ağacını da pişmanlık suyu ile sulamakla kurtulur, yemiş verir ve Cennete gider.

 

- Zâhit, tam teslimiyetle hacetini Allah’tan isteyendir.

 

AHMED MAĞRİBÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Dervişlerin zilleti, dünyalık düşüncesiyle zenginlere hürmet etmektir.

 

- Dünyayı terk eden dervişlerin duası berekâtiyle, halkın üzerinden belâlar kalkar.

Ve dünya bunların vücudu berekâtiyle durur.

 

ALİ CÜRCÂNÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Üç şey Tevhid'in elbisesidir: Korku, ümit, muhabbet...

Korkunun çokluğu kulu Hakk'a hazırlar ve O'na lâyık kılar. Ümidin çokluğu, maksada; muhabbetin çokluğu Hakk'a ulaştırır.

 

- Farzları terketmeyen, sünneti edâ eden ve bid'attan uzak olan, hâlis mü’mindir.

 

- Bedbaht, geçmiş günahlarını halk içinde anarak ortaya koyandır.

 

  - Veli:  fânî canı, Hakk'ın müşahedesiyle bâkî kılandır. O kişinin kendi nefsi ile dirliği olmaz, Hak'dan başkası ile karar bulmaz.

 

- Rıza[17],  kulluk sarayı;  sabırlı olmak, onun kapısıdır.

 

EBÛ BEKİR KİTÂNÎ (K.S.)

 

Anlatıyor:

Rüyada güzel bir yiğit gördüm.

- Kimsin? dedim.

- Takva dedikleri benim, dedi.

- Senin durağın neresi? dedim.

- Kederli gönüller... dedi.

 

Siyah suratlı çirkin bir kadın gördüm.

- Kimsin? dedim.

- Gülmek dedi.

- Makamın neresi? dedim.

- Gafletli, sevinçli gönüllerde bulunurum, dedi.

Uyandım ve bir daha gülmemeye karar verdim...

 

Buyurdu:

- Zahid, hiç bir şeyi olmadığı halde, gönlü şen olandır.

 

ABDULLAH HAFÎF (K.S.)

Buyurdu:

- Kâbe yolunda, yanımda ip ve kova bulunduğu halde, çölde giderken, bir geyiğin kuyudan su içtiğini gördüm. Ben de içmek istedim; fakat su dibine indi. Hayretle: "Ey Abdullah! Bu geyiğin mertebesi senden yüce imiş" dedim. Gâibten bir ses:

- Geyiğin yüce mertebesi, bize itimadındandır.

Senin gibi ipe ve kovaya değil!.."

İpi ve kovayı bıraktım. Yola devam ederken:

- Yâ Abdullah! Biz seni sınadık. Geri dön, su iç, denildi. Döndüm, su kuyunun üstüne gelmiş... İçtim, abdest aldım, namaz kıldım. Sonra Medine'ye kadar suya ihtiyacım olmadı. Haccedip Bağdat'a döndüm. Cüneyd karşıladı. Ve:

- Ey Abdullah! İpi, kovayı kuyu başına bırakıp gittiğin zaman, "Biz seni sınadık, dön su iç" diye nida edildiğinde eğer dönmeseydin, o su akar ayağına gelirdi, dedi.

 

Bir Rüyası:

- Peygamber S.A.V.'i rüyada gördüm. "Yâ Abdullah! Bir kimse doğru yolu bulup da o yola gitmezse, Hak Teâlâ ona hiç kimseye yapmadığı azabı lâyık görür", Buyurdu.

 

Güzel Sözlerinden:

- Nefsini öldürmeden kara don giyen dervişe, o don, it çulu olur.

 

MUHAMMED CERÎRÎ (K.S.)

 

Anlattı:

- Bir derviş misafir gelip, biraz asîde veya çorba istedi. "Toplantımız var, dönünce isteğini veririm" dedim. Unuttum,; uyku geldi. Rüyada arkasında yüzyirmidörtbin enbiya olduğu halde Fahr-i Âlem S.A.V. zuhûr etti. Karşılayıp elini öpmek istedim. Vermedi. "Yâ Rasûlallah, şüphesiz suçum çok! Lâkin buna sebep hangisidir?" dedim.

 

- Daim huzurda bulunan bir dostumuz senden asîde istedi de arzusunu yerine getirmedin, Buyurdu. Uyandım. Koşarak dervişe dergâh kapısında yetiştim.

 

- Kardeşim! Az müsaade et, arzunu yerine getireyim, dedim, hiç iltifat etmedi ve:

 

- Ahir Zaman Nebisi ile, yüzyirmidörtbin enbiya şefaatçı olduktan sonra mı arzumu vereceksin? Bana bu bir inayettir. Ya böyle olmayanlar ne yapsın, deyip kayboldu.

 

Buyurdu ki:

- Her kim kulağını nefsin sözünü dinlemeye tutarsa şehvet zindanı içinde hasta olur.

 

HALLÂC-I MANSÛR (K.S.)

 

 Buyurdu:

- İyi ahlâk,  halkın cefâsına ehemmiyet vermeyip Hâlik'la olmaktır.

 

- İhlâs  öyle bir süzgeçtir ki, ameli onunla süzerler.

 

- Şirk ve riya bulanıklarından söyleyen kimse, gönülleri öldürür.

 

- Nefsini bir işle meşgul eyle! Değilse o seni boş bir işle meşgul eder.

 

* Aşk şarabıyla mest olmuştu. Darağacına erişince önce merdiveni öptü, sonra ayağını bastı.

"- Merdiveni niçin öpersin?" dediler.

"- Erenlerin miracı asılmaktır", dedi.

 

* Hallac'ın asılmasına üzülen erenlerden birine, asılma sebebini beyan buyuran bir ses şöyle diyordu:

 

"- Biz Hallac'a sırrımızdan bir sır gösterdik. Onu açıkladı. Her kim, sultanlar sırrını ifşa ederse, ceza görür..."

 

* Şiblî (K.S.), Hallâc'ın türbesinde münâcât edip,

 

- Bu mü'min ve ârifdi. Niçin bu belâya uğradı? dedi. Hâtiften ses:

 

- Yâ Şiblî! Şunun için eyledik ki, bizim sırrımızı gayra söyledi. Sır saklamayanın cezası budur.

 

* Hallâc asılırken İblis karşısına geldi:

 

- Sen "Enel Hak" dedin, sana rahmet eylediler. Ben "Enel Hayr" dedim, bana lânet eylediler. Sebebi nedir? dedi.

 

- Sen benlik ettin. Ben de benliği kendimden uzak kıldım, dedi.

 

HABÎB-İ ACEMÎ (K.S.)

 

* Mürşidi olan Hasan-ı Basrî Dicle kenarında beklerken, Habib yanına geldi. Ona:

- Ne beklersin? dedi.

O:

- Nehri geçmek isterim, vasıta yok".

Habib:

- Üstad! Hasedi gönlünden sil, dünyada iğreti ol, belâları ganimet bil, bütün işleri Hak'dan bil, suya bas, geç", dedi ve ırmağa basıp geçti.

Hasan-ı Basrî ağladı. Sebebini sordular:

- Habîb benim müridimdir. Suya basıp geçti, beni mahcup eyledi. Sırat köprüsünden cümle halk geçerken, ben kalırsam halim ne olur?, diye ağlıyorum dedi.

Habîb'e sordu:

- Bu mertebeye vesile nedir?

- Üstad dedi. Ben gönül ağartırım (feyiz ve nur alırım), sen kağıt karartırsın (kitap yazarsın).

 

* Ahmed bin Hambel ve Şâfiî otururken, Habîb geldi. Ahmed bin Hambel, "Buna bir sual sorayım" dedi. Şafiî: "Bu zümreye sual sorulmaz" dedi.

Ahmed sordu:

- Bir kişi, beş vakit namazdan birini unuttu. Hangi vakit olduğunu bilmez. Ne yapsın?" dedi. Habîb:

 

- Bir kişinin gönlü, Allah’tan gafil olursa, onu terbiye etmek icap eder. O insan yirmi dört saat sarhoştur.

Bir günlük namazın tamamını kaza etmeli, deyince, Hz. İmâm hayret etti. Şâfiî de: "Ben sana demedim mi, bu zümreye sual sorulmaz" dedi.

 

* "Allah'ın rızası nerede bulunur?" suâline, "Münafıklık tozu olmayan kalplerdedir", Buyurdu.

 

* Kur'an okurken, ağladığını gören biri:

 

- Sen Acemsin, Kur'an'ın mânâsını bilmezsin. Neden ağlıyorsun? dedi.

Habîb:

- Dilim Acemî, kalbim Arabîdir, Buyurdu...

 

UTBETÜL GULÂM (K.S.)

 

* Evvel halinde, kadınlara mübtelâ idi. Güzel gözlü birine tutuldu. Ona birini gönderdi. Kadın örtülü ve halislerdendi.

- Utbe benden ne diler? dedi.

-Gözü gözüne takılmış, ona te'sir eylemiş...

Kadın bir gözünü çıkarıp, bir tabağa koydu, getirdi.

- Utbe sevdi ise alsın..., dedi.

 

Bu hadise Utbe'ye tesir etti. Hasan-ı Basrî katına gidip, arpa ekmeğine kanaat ederek, Hakk'ın kulluğundan ayrılmadı.

 

  * Rüyasında bir huri gördü. Huri: "Sana âşıkım, gayrıya alâka ve muhabbet etme!" dedi.

Utbe de:

- Ben dünyayı üç talakla boşadım. İnsan üç talakla boşadığını geri almaz, dedi.

 

  * Muhammed Semmâk, Zinnûn-i Mısrî ve bâzı velîlerle sohbet ederken, Utbe geldi. Yeni bir gömlek giymişti.

Muhammed Semmâk:

- Yeni gömlek giyip ne hoş salınırsın, dedi.

Utbe düşüp can verdi.(130 – 131)

 

RÂBİAT-ÜL ADEVİYYE (K.S.)

 

* İbrahim bin Ethem (K.S.), Râbia-ı Adeviyye'nin bâzı hallerine hayretle sebebini sordu.

Râbia:

- Yâ İbrahim! Sen namaz eyledin, bense niyaz eyledim, dedi.

 

* Râbia (K.S.)'nun evine hırsız girdi. Eşyayı yüklenip çıkmak istedi. Kapıyı bulamadı. Eşyayı bıraktı, kapı göründü. Sırtlandı, kapı kayboldu. Bu hal tekrar ederken, bir ses duyuldu:

- "Ey Kişi, dost uykuda ise, sultan uyanıktır" diyordu.

Hırsız tevbe etti.

 

* Hasan-ı Basrî, bir gün su üstüne seccâde serip oturdu. Râbia (K.S.), seccâdesini havaya atıp, üstüne oturdu. Ve:

- Ey Hasan! Senin ettiğini balıklar, benim yaptığımı sinekler de yapar. İkisi de iş değil... Bunlar bid'attır. Makbul olan işle meşgul olalım, dedi.

 

* Râbia (K.S.), başına tülbent bağlı birini gördü. Sebebini sordu.

- Başım ağrır, dedi.

- Kaç yaşındasın?

- Otuz...

- Otuz yıldır sıhhatli iken, başına şükür tülbenti bağladın mı ki bir gün hasta olunca, şikâyet tülbenti bağladın... dedi.

 

* Rabia (K.S.), Süfyân-ı Sevrîye:

- Dünyayı sevmesen iyi kişiydin, dedi.

- O dünyanın neyini sevdim?

- Hadis rivayet eder, onunla büyüklenirsin.

Süfyân-ı Sevri:

- Bunlar dünyayı sevmek midir? diye ağladı. Sonra:

- Yâ Rabbî, bu miskin kulundan razı ol" diye dua etti.

 

* Huzurunda dünyayı zemmeden birine hitaben:

- Sen dünyayı çok seviyorsun, sevmesen bu kadar anmazdın. Kumaşı seven kişi alıcı olur. Eğer dünyadan uzaksan, iyisine kötüsüne bakma. Hadis-i Şerifde "Kişi sevdiğini çok anar" buyuruldu, dedi.

 

Sözleri:

- Mevlâsından gelene katlanmayan kimse doğru yolda değildir.

 

- Gözyaşını sakla, halk görmesin, riyadan emin ol!

 

FUDAYL BİN İYAZ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Tevrat'ta yazılıdır: Tevbesi kabul olan kişi toprağa el vursa altın olur.

 

* Padişah Harun Reşid ziyaretine gelip eve girmeye izin istedi.

- İzin yok! İstersen hükümle (fermanla) girersin, dedi ve Halife'yi tesirli sözlerle ağlattı.

Veziri Halife'ye:

"Hemen gidelim", dedi.

Fudayl:

- Yâ Hâmân![18] Sen ve senin gibiler Halife'yi helâk ederler, dedi.

Halife hasekisine:

- Beni Firavun, seni Hâmân yaptı hemen gidelim, dedi.

 

Buyurdu:

- Kim ululuk isterse,  kendini hor tutsun...

 

* Öğüt isteyen birine:

"- Ayak ol, baş olma... Bu öğüt yeter", dedi.

 

* Bir gece, Süfyân-ı Sevrî ile sabaha kadar sohbet ettiler.

 Süfyân:

- Ne mübârek gece idi, dedi.

Şeyhin cevabı:

- Ne yaramaz gece idi! Sen düşünürsün, nasıl söyleyeyim de bunlar beğensin, diye... Ben düşünürüm ne söyleyeyim, diye... İkimizi de bu endişeler, Hakk'dan ayrı bıraktı...

 

* Biri yanına geldi. Niye geldin dedi: Adam, "Sohbetini dinlemek için..." dedi. O yeminle Buyurdu ki:

- Bana yalnızlık daha âlâdır. Zira beraberken, sen benim dileğimce, ben senin arzunca olmak isteriz de Allah'ın rızasını dilemek kalmaz...

 

 Buyurdu:

- Hak'dan korkan, halktan ayrılıp Hâlik'a dönmeli.

 

* Hak Teâlâ sevdiği kulu,  âhiret endişesine düşürür; sevmediğini de dünya endişesine...

 

- Her şeyin zekâtı var, aklın zekâtı da âhiret endişesidir.

 

- Gönlünde Allah korkusu olanın, dilinde yaramaz söz bulunmaz. O korku, şehvet ateşini söndürür; dünya sevgisini içinden çıkarır. Kim Allah’tan korkarsa, her şey ondan korkar. Kim Allah’tan korkmazsa, hiç kimse ondan korkmaz. Kişinin Allah’tan korkması, Allah'ı bildiği kadardır...

 

- Dünyaya dalmak kolay, ondan ayrılmak güçtür.

 

- Dünya tımarhaneye, halk da içindeki delilere benzer. Deliyi zincire çekmedikçe aklı başına gelmez.

 

- Hak Teâlâ dağlara ferman Buyurdu: "Bir Peygamberimle sizin biriniz üzerinde konuşacağım". Tûr-u Sînâ cümlesinden ziyade  tevâzû  etti. Hak Teâlâ da onun üzerinde Musa (A.S.)'la mükâleme Buyurdu.

 

- Şu zamanda üç şey az bulunur: İlmiyle amel eden âlim, ihlâsla yapılan amel, dilden değil, gönülden seven mü'min...

 

- Tevekkül:  Allah’tan başkasına ümit bağlamamak ve kimseden korkmamaktır.

 

- İki şey ahmaklık alâmetidir: Acâip şey görmeden gülmek, sormadan haber vermek...

 

ŞEYH HASAN (K.S.)

 

Buyurdu:

- İnsanda dört şey var: Göz, dil, gönül ve şehvet... Gözü harama bakmaktan, dili yalan söylemek ve gıybet etmekten, Müslümanlara ezâ etmekten, gönlü kibirden ve kötü düşünceden, şehveti de haramdan korumak lazımdır...

 

- Akıllının düşüncesi ahiret, ümidi rahmet, işi ibâdettir.

 

- Recâ (Ümit) üç türlüdür:

1- İyilik edip, Hak Teâlâ'nın kabulünü ümit etmek.

2- Cennet ehlinden olduğunu ümit etmek.

3- Cenab-ı Hakk'ın, cemâlini görmekten mahrum etmeyeceğini ümit etmek...

 

ÂSIMÜL ANTÂKÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

- İbadet üç kısımdır: Allah’tan gayrıdan kesilmek, O'nu bir ve kendini yok bilmek...

 

- Mârifetin alâmeti  çok ibadet etmek, yalnızlığı sevmek, yalnızlıktan zevk almak, musibete sabretmek, kimseden korkmaz ve kimseye ümit bağlamaz bir hâle ulaşmaktır.

 

- Havf'in alâmeti:  kaçmak,  recânın alâmeti  istemektir. Ümit sahibi, Allah'ın rahmetinden ümit kesmez ve olur mu olmaz mı diye düşünmez.

 

- Halktan korkup, Hak'dan korkmayan kimse tez helâk olur.

 

- Sadıklarla oturun. Onlar gönülleri şekten pir ü pâk ve Hakk'a lâyık ederler de sizin haberiniz olmaz.

 

- Kim gönlünü salâha ulaştırmak isterse, dilini tutsun.

 

- Günahın büyüğü câhillikle ibâdet etmektir.

 

- Günâhtan kararmış kalpler beş şeyle ağarır: 

1- Salih kimselerle sohbet.

2- Kur'an okumak.

3- Midesini boş tutmak.

4- Namaz kılmak.

5- Seher vaktinde yalvarmak...

 

HÂZİM-İ MEDENÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Necat bulmak istersen, helalden kazan ve helal yere harca. Dünyadan sakın ki, Firavun, Nemrut ve Şeddad'ın artığıdır. Onların artığı da necistir (pistir). Şu dünyada hiç sevecek, sevinecek şey yoktur. O, kervansaraya benzer, kervan akşam konar sabah geçip gider.

 

- Akıllı insan, eline dünyalık gelirse sevinmez, elinden çıkarsa üzülmez. İki şeyden gam çekmez:

Bir şey ki, ona gelecektir, gelir; istemeye hacet yok. Bir şey ki, gelecek değildir, gelmesi için yüzbin gayret etse, gelmez.

 

* "Malın var mı?" denildi.

- Var. Hakkın rızası ve halktan çekinmek..., dedi.

 

* Bir kasap kendisine semiz et satmak istedi. "Param yok", dedi. "Şimdi al, sonra ver..."

 

Hz. Şeyh:

- Benim nefsime sabretmem, senin bana sabretmenden daha iyidir, Buyurdu.

 

Hikâye:

Yaşlı anası olan biri, hacca gitmek için Ebu Hâzım'dan izin istemeye geldi. Ebu Hâzım uykudan uyanmıştı.

- "Şimdi Resûlullah'ı rüyada gördüm. Selâm etti. "Hacca gitmekten, anaya hizmet daha evlâdır, Varsın, vâlidesinin rızasını kazansın, Allah'ın rızası ondadır dedi." Adam da ömür boyu anasına hizmette bulundu.

 

EMİR SULTAN (K.S.)

Hakîkî aşıklara feyizler geldi,

Ah ile vah ile cevlân ederken.

Açılmış dükkânlar kurulmuş pazar,

Oturmuş ümmetin berâtın yazar.

Erenler meydana doğru varırlar.

Cümle enbiyalar divan dururlar.

 

Akar gözlerimden yaş yerine kan,

Deryalar nûş edip kandırmazken.

Cümlenin maksudu ol dîdar imiş,

Derdi olan gelsin dermanı buldum.

Canı içinde ben cananı buldum.

 

Canlar mezat olmuş dellalda gezer.

Cevahir bahşeden dükkanı buldum.

Onda, cem olarak verip alırlar.

Hakk'a mahbub olan sultanı buldum.

Zerrece görünmez gözüme cihan.

Aşıklar kandıran ummanı buldum.

Hakk'a karşı duran divanı buldum.

 

ÜFTÂDE (K.S.)

Hakk'a aşık olanlar, zikrullahdan kaçar mı?

Âlim olan, cevheri boş yerlere saçar mı?

Gelsün mârifet alan, yoktur sözümde yalan.

Emmâreye kul olan, hayrı şerri seçer mi?

Sen bir filiz servisin, hemen şöyle durursun.

Sen bir palaz yavrusun, kuş kanatsız uçar mı?

Hakdır bu söz yârenler, gördüm demez görenler.

Kerâmete erenler, gizli sırrı açar mı?

Üftâde yanıp tüter, bülbüller gibi öter.

Dervişlere taş atan, iman ile göçer mi?

 

AKŞEMSEDDİN (K.S.)

 

* İlim tahsilinden sonra mânevî mürşid ararken Hacı Bayram Veli (K.S.)'yü gözü tutmadığından intisap etmeyip, Haleb'e gitti.

Rüyasında boynundan zincirle bağlı, ucu Ankara'da Hacı Bayram Veli Hazretleri'nin elinde olduğunu gördü ve uyandı.

Ankara'ya döndü. Bulunduğu köyde Hz. Şeyhi buldu ise de itibar görmedi. Irgatlara yemek verildiği halde kendisine iltifat edilmediğinden köpeklere verilenlere yaklaşarak:

"Ben de bu kapının köpeğiyim" diye aralarına girdi.

Bunu gören Hacı Bayram Veli Hz. leri: "Köse! Yaktın beni. Gönlüm dayanmadı, gel!" diye sofrasına çağırdı ve: "Zincirle gelen misafiri böyle ağırlarlar" Buyurdu.

 

* Çalışıp, şeyhinden mânevî hilâfet aldıktan sonra Beypazarı'na gidip oraya yerleşti. Bir mescit ve bir değirmen yaptırdı. Halktan fazla alâka görünce, "Kesrete düştük" diye orayı terketti...

 

* Hacı Bayram Veli Hz. lerine:

- Bunca yıl hizmet edenler varken, Akşemseddin'e hilafet vermenin sebebi nedir?, dediler.

 

- Bu bir zeyrek (akıllı) köse imiş. Her ne gördü ve işitti ise inandı. Hikmetini de sonra kendi anladı. Ama bu eskiler, ne görüp işitseler, hemen hikmet ve sebebini sorarlar. Aradaki fark işte bu!..., Buyurdu.

 

* İhtiyar ve zayıf olduğu halde gözlüğe muhtaç olmadığının sebebi soruldu:

- Evvel ve ahir sofra kırıntılarını ve taneleri toplarım, Buyurdu.

 

* II. Sultan Mehmet Fatih Hz. 21 yaşında tahta oturunca, İstanbul'un fethi için Edirne'de âlimlerden, ordu ve sivil erkândan meşveret meclisi kurdu. Harekâta muvafakat gösteren olmadı.

Yalnız Şeyh Akşemseddin (K.S.), "Evvel Kontantiniyyeyi Sultan Mehmed fetheder, sonra Benî Esfer alır. Benî Esfer elinden de Mehdî alır", dedi. Uzun bahis...

* * *


 

 

NEFEHÂT'ÜL ÜNS'TEN SEÇMELER

 

ŞEYH-UL İSLAM (ABDULLAH ENSÂRÎ) (K.S.)

 

Buyurdu:

- Hak Teâlâ, mahlukatı yaratmadan evvel ezelde onların amellerini takdir ve taksim etmiştir. Mahlukat O'nun hüküm ve iradesinin eseridir. Her birinin yazısı ne ise onu işler. Murad ve hüküm Allah'ındır. O, hükmünde âdildir. O'na "NASIL" ve "NİÇİN" denmez. Hak Teâlâ, her kimin lâyıkı nedir, inayeti kiminledir bilir ve ona göre takdir eylemiştir. "O'nun kullarına zerre kadar zulmü yoktur" (S. Füssilet 46).

- Zaman gelir. Hak Teâlâ bir kimseyi ibadete düşkün kılar. O ibadet ise onun sapıklık sebebi olur. Yânî onu gurura sevkeder. Zaman gelir, bir ateşe (musîbete) düşürür de onun hidayet bulmasına sebep olur. Yâni kendi haline ibret gözü ile bakar ve gaflet uykusundan uyanır, tevbe ve istiğfar eder. Hüküm ancak Hak Teâlâ'nındır, nasıl isterse öyle yapar. Hikmetini de, kendi bilir. Bu iki halden emin olmak, tuzağa düşüp aldanmaktır. Zira O'nun hükmü işi nedir bilinmez, anlaşılmaz. Her hal için talepte bulunmak icap etmez ki, sonunda Hak Teâlâ'ya şikayette bulunmuş olmasın.

 

- Hiç bir şey günahı küçük görmekten daha fena olamaz. Zira bu hal kimin hükmüne ve emrine sövüp saydığını bilmemektir.

- İtaat etmek, hürmet etmekten üstündür.

 

- Kendi amellerini gören kişinin gönlü Hak Teâlâ'dan perdelidir. Amelinin karşılığını bekleyen ve nîmeti verene değil de nîmete nazar eden kimselerin de gönülleri perdelidir.

 

- Kişiye önce  ilim  icap eder ki, onu doğru ve güzele ulaştırsın. İkinci olarak ise,  zikir  icap eder ki, ona tenhada arkadaşlık etsin de yalnızlık çekmesin. Üçüncü olarak,  zühd ve verâ  icap eder ki, onu münasip olmayan şeylere sevk etmesin. Dördüncü olarak  yakîn  icap eder ki ona binek olup, gideceği yere götürsün.

 

- Mü'minin kalbinde Allah’tan başkasının erişemeyeceği, sâde O'na mahsus bir makam vardır. Mü'min tefrikadan uzak olduğu zaman o makama rücû eder de rahat bulur.

 

- Hak Teâlâ kula yardım etmezse, Hakk'a giden yol uzaktır.

 

Hak ile sohbet etmek, sabretmek, günleri güzel geçirmek, Hak Teâlâ sana yakınlık göstermezse zordur.

 

- Hak Teâlâ övülecek elbiseleri zenginlere, aşağı elbiseleri dervişlere verdi. Temiz yemekleri zenginlere, lezzetini de dervişlere verdi.

 

- Hak Teâlâ'nın zâtı hakkında söz söylemek cehalettir. Çünkü, kimsenin Zat-ı İlâhî hakkında söyleyecek sözü yoktur. Olması da doğru değildir. Ancak Hak Teâlâ, kendi hakkında buyurmuş ve Resûlü haber vermiştir. Onun hakîkatini bilmek mümkün değildir. Onu tasdik ve ona teslimiyetten başka çare yoktur.

 

Hak Teâlâ’nın  hakikatini kendinden başkası bilmez. Bütün yaratılmışlar bundan aciz ve hayret içindedir. Kulun bundaki aczini kabul etmesi, Zât-ı Îlâhî’yi bilmek sayılmıştır. Fahr-i Âlem Efendimiz, Allahü Teâlâ'yı senâ ve duâ ederken: "Seni daha fazla methedemem. Sen kendini nasıl övmüşsen, öylesin"... demiştir.

 

Hak Teâlâ: "Onların ilmi ise bunu kavrayamaz" buyurdu. Allahü Teâlâ'yı işaretlerle işaret etmek şirk-i hafîdir. Çünkü işarette bir işaret edilen olması icap eder. O Hak Teâlâ ise câiz olmaz. O hakikatte ilk mevcuttur. Diğer varlıklar ise bir bahâne... Cenâb-ı Hak varlık ve zuhûrunda tek ve eşsizdir. Dikkat edin! Hak'dan başka her şey bâtıl, yok olucudur.

 

- Kim gösteriş için ilm-i tasavvuftan söz ederse müşriktir. Ve her kim söylemeye gücü yettiği zaman söz söylemek istese riyâ (sofiyâne bir gösteriş)tir. Zira sözü Hak'dan geldiği zaman söylemek icap eder.

 

- Edep:  Hak Teâlâ ile muamelede dünya hallerini ve nefsin kibrini ortadan kaldırmak ve "Ben... Benim..." demeyip ancak "Hakk'ın tevfik ve hidayeti var", demektir.

 

- İnsanlar, diri iken, ölüden miras yerler. Ancak bu taife öldüklerinde, diriden (Mevlâ'nın rahmetinden) miras yerler.

 

- Velilerden biri ile dürüst bir surette arkadaşlık ve sohbet etmeden vefat eden onun velilik hallerinden miras yiyemez.

 

- Dosta hizmeti kendine vâcip bilmelisin. Lâkin hizmetten kastın Hak Teâlâ olmalı, hizmet ettiğin kimse değil...

 

- Sen zannedersin ki, ibadet sade oruç ve namazdır. Allâhü Teâlâ'nın hükümlerine sabretmek, namaz ve oruçdan daha faziletlidir.

 

- Kimseye hakaretle bakma! Çünkü Hakk'ın dostları gizlidir. Sende basiret[19] olmadıkça mahlukatı anlayamazsın ve kendine zulmetmiş olursun.

 

- Hak Teâlâ'nın azameti ile örttüğü kimseyi görmek mümkün değildir. Zira bütün âlem onun örtüsü olur. O da kendi dostlarına örtü olur. Kıyamet gününde bu taifeyi görseler bilemezler. Burada gördükleri halde bilmedikleri gibi.

 

- Eğer bin yıl hayatta olsan, bundan daha iyi bir söz işitemezsin! Cenab-ı Hak, gökleri, yeri ve bütün sıfatlarını âşikâr gösterdi. O kendi dostlarının gözünde âşikâr olduğu kadar hiç bir şeyde âşikâr değildir. Dostlarının isteği, arzusu ve ziyaretleri bundan dolayıdır. Ve hiçbir yamalı örtü revâ değildir ki, gündüzü gece olsun. Yâni bir gün hayatta olsun da bunu bilmesin. Onun dîdârı ile senin canında can olur. Yani öyle bir can ki, sana can verir.

 

- Allâhü Teâlâ'nın şu kuluna Azrail (A.S.) gelib de: "Korkma, merhametlilerin en merhametlisine gidiyorsun. Asıl vatana kavuşuyorsun. Büyük bayrama ulaşıyorsun. Bu cihan bir konaktır, bu konak mü'minin zindanıdır. Emânet olarak sana verilen bu varlık bir bahânedir. Bu bahâne bir gün gider ve uzaklaşır da, hakikat meydana çıkar ve kişi dâimî olan Allâhü Teâlâ'ya kavuşur" dediğinde, aslâ dünyada ondan daha şerefli, daha hoş ve daha rahat bir gün olamaz.

 

- Bu dünya hakikat değil, bahâne sarayıdır ve karanlık zindandır. Müddet tamam olduğunda rızkın biter, hakikatler ve gayblar kapısı açılır.

 

- Hiç bir diri, nefsini islah etmedikçe, (Allah'la hayat bulup) hayatta olduğunu iddia edemez.

 

- Hak Teâlâ'nın kulundan yüz çevirdiğine alâmet, o kulu kendine fayda vermeyen şeylerle meşgul etmesidir.

 

- Mâlâyânî ile meşgul olan bilsin ki, Allah kendisinden yüz çevirmiştir.

 

- Gönül uyanık olduğu zaman kişi muallakta olur.(Yani hiç bir şeye bağlanmaz.)

 

* Kerâmet gösteren birini gördüklerinde:

- O aldanmıştır. Kerâmet satan kimsede her ne kadar köpek sesi yoksa da, o yine köpektir. Yaptığı da hakikatte kerâmet değildir. O, abdal ve zahide hoş gelir. Ârif olan sofî, kerâmetten üstündür. Yani o kerâmetin kendisidir.

 

 

Yine buyurdu:

- Arif, kalbini Allah için, cesedini halk için tutandır.

 

-  Sofî , makam ve hallerden geçmiştir ki, onlar sofinin ayağı altındadır. Ve onun halinde hepsi bir araya gelmiştir.

 

-  Meşâyihi   ziyaret  ve onlara hizmet bu taife üzerine farzdır.

 

- Allahü Teâlâ'nın lütuf ve inayeti olmadan, bizim gayret ve isteğimizden bir şey çıkmaz ve hiç bir şeye erişilmez.

 

- Bir kişi hoş bir vakitte kendi meleğini gördü, ona: "Sizi görebilmek için ne yapmalı?" diye sordu.

Melek: "Canlı incitmemek lâzım" dedi. O zat hiç bir şey incitmezdi. Bir gün ayağını karınca ısırdı, onu vurup düşürdü. Ondan sonra da hiç bir zaman melek göremedi.

 

LÂMI-İ ÇELEBÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Allah dostlarına her an Allahü Teâlâ’dan lütûf nurları dökülerek taşar. Mü'minin kalbi hikmet pınarlarından bir pınardır. Sizler de ondan içiniz. (Mürşid-i Kâmilin feyzi ve sözleri murad edilmiştir.)

 

- İlmiyle her şeyi kuşatan Allâhü Teâlâ, bütün eşyayı kaplayan esrarını kullarından ileri gelenlere bildirdiği gibi, perdeleri gönül gözlerinden kaldırmak için de evliyâ ve sofîler göndermiştir.

 

 

YAHYA BİN MUÂZ ER-RÂZÎ (Rh.A.)

 

Buyurdu:

 

- Hakîkî sevgi, sevdiği Mevlâ’ya itaatla amel etmektir.

- Zâhidler dünya garipleri, ârifler âhiret garipleridir.

 

- Hak Teâlâ bu tâifeyi dost edinip, onların gönlünü kendine bağladı. Nasıl ki, bir kimse birini dost edinse, onun gönlünü kendine bağladığı için dostluğu devam eder.

 

EBÛ HAFS HADDÂD (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Kim işlerini, sözlerini ve hallerini Kitap ve Sünnet terazisinde tartmazsa ve kendisini suçlamazsa erenler zümresinden sayılmaz.

 

- Mürüvvet,  insafı elden bırakmamak ve kimseye karşı intikam hissi beslememektir.

EBÛ-L HÜSEYİN KUŞENCİ SÔFÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Bir kimse Hak yolunda nefsini zelil tutsa, Hak Teâlâ onu güçlü kılar ve yükseltir. Hak yolunda nefsini yüce görüp halka karşı kibir etse, Allahü Teâlâ onu kulların gözünde zelil ve hakir kılar.

 

HAMDÛN-İ KASSÂR (K.S.)

 

Buyurdu:

- Kim, geçmiş büyüklerin hallerine baksa, kendi kusurlarını ve büyüklerden uzaklık durumunu anlar.

 

EBÛ'L HÜSEYİN EL-BÂRÛSÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Eğer onların dışlarında görülen zühd alâmeti içlerinde olaydı yiğitlerden olurlardı. Halbuki namaz ve oruçları çok olmakla beraber, iman nurundan mahrum görünürler. Zâhirin zulmeti bâtının zulmetindendir.

 

AHMED BİN ÂSIM EL-ANTÂKÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Her amelin imamı ilimdir. İlmin imamı ise İnayet-i Bârî' (ezelî tamkdir)dir.

 

-  Sabır , rızadan evvel gelir.

 

- İhlâs,  salih bir amel işlediğin zaman seni o amelle anmalarını istememendir.

 

- Yeryüzünde senden başka, bütün âlemlerde ise O'ndan başka varlık olmadığını bilerek amel et!

 

AHMED BİN EBİ'L-HAVÂRI (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Dünya, köpeklerin toplandığı bir çöplüktür. Ondan sakınmayan köpekten de aşağıdır. Zira köpek, çöplükte işini bitirince çekip gider. Dünyayı seven kimse ise hiç bir surette ondan ayrılmaz.

 

ABDULLAH BİN HABIB BİN SÂBIK EL ANTÂKÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Dört şey var ki, ondan başka bir şey yoktur:  Göz, dil ,  gönül  ve  hevâ ... Gözü Hakk'ın razı olmadığı şeye bakmaktan; dili, gönülde olanın aksini söylemekten; gönlü, İslâma yakışmayan kin, hased gibi kötü şeylerden; arzu ve istekleri, hoşa gitmeyen şeylerden men et.

 

SEHL BİN ABDULLAH ET-TÜSTERÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Bedbahtlığın alâmeti odur ki, ilim verilir, amel etmek için yardım edilmez. Amel etmek için yardım edilir, ihlâs verilmez de işleri mücadele ile yapar. Yâni Hakk'ın taksimine razı olmaz da ondan başkasını ister. Kezâ Allah dostlarının yüzü ve sohbetleri ona müyesser olmaz ve ibadeti kabul görmez.

 

- Saadet o kimseler içindir ki, dostları onları arar ve isterler.

 

UTBE-İ GASSÂL (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Bahtı iyi olmanın alâmeti, hazırlıklı olarak hizmet içinde bulunmaktır. Bahtı kötü olmanın alâmeti da gafil olarak hizmet içinde bulunmaktır. (Hizmetten murat ibadettir.)

 

ZÜNNUN-U MISRÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- İnsanlar, istedikleri şeyi bilselerdi, Allah rızâsı için verdikleri kendilerine çok kolay gelirdi.

 

- Şu dâr-ı dünyada haps olarak Allahü’tan veya Resûlullah'tan uzak kalmaktan mecnun oldum.

 

- Allahü Teâlâ bir kulundan yüz çevirdiğinde, ona evliyaları aleyhinde söz söyletir.

 

KEŞFÜL-MAHCUB SAHİBİ

Buyurdu:

- Zamanın padişahı dervişândan birine üçyüz miskal altın gönderip: "Hamam parası yapsın" demişti.

Derviş de hamama gidip hepsini hamamcıya verdi. Onun için demişler ki: "Tasavvufla tasarruf bir arada olmaz".

 

EBÛ HAMZA-İ HORASÂNİ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Sofîler dünyaya kıymet vermez, bundan dolayı da gam yemezler. Eğer bütün dünyayı toplayıp bir dervişe versen, israf olmaz.  İsraf,  Hak Teâlâ'nın rızası olmayan yere harcamaktır.

 

- Hak Teâlâ, senden dünyanın terkini değil, gönlünden dünya sevgisinin def'ini ister.

 

ŞİBLİ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Eğer dünyanın Cenab-ı Hakk'ın yanında zerre kadar kıymeti olsaydı, onu hiç düşmanlarına verir miydi?

 

-  Âfiyet , bir an kalbini Allah'a bağlamaktır.

 

EBÛ HAMZA-İ BAĞDÂDÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Eğer gaflet olmasaydı, sadıklar zikrullahın safâ ve zevkinden can verirlerdi.

 

- Hak Teâlâ "Cahillerden yüz çevir" buyuruyor. Nefis ise cahillerin en cahilidir. O halde en fazla ondan yüz çevirmeli.

 

EBÜ'L HÜSEYİN MÜZEYYİN (K.S.)

 

Buyurdu:

 

  - Sofîlerin münakaşa, mücâdele ve nefret içinde oldukları günde hayır yoktur. Zira bu hal feyz-i İlâhînin gelmesine engeldir.

 

EBÜ'L HÜSEYİN NÛRÎ (K.S.)

 

* Kendisine:

 

- Allahü Teâlâ'yı ne ile bildin? diye sorulduğunda,

- Allah ile dedi.

* Keza,  "Akıl nedir?"  sualine,  "Bir âcize yol gösteren bir âciz"  cevabını verdi.

 

 


Bu haber 1350 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İNCE SÖZLER

VELÎLER DİLİNDEN 1

VELÎLER DİLİNDEN  1 Bu kitap, sûfiyenin büklerinden Alâaddin Attâr Hazretlerinin Tezkiretül Evliya isimli eserinden, Abdurrahman Camî H...

VELÎLER DİLİNDEN 3

VELÎLER DİLİNDEN 3 Bu kitap, sûfiyenin büklerinden Alâaddin Attâr Hazretlerinin Tezkiretül Evliya isimli eserinden, Abdurrahman Camî H...

NASİHAT

NAMAZ

Dostlara ithafen10 ?ubat 2021

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

YEDİ KITA

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi