BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

DUA SANA

CAMİYE GELİN

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

VELÎLER DİLİNDEN  1

VELÎLER DİLİNDEN 1

Tarih 26 Mart 2021, 11:38 Editör HÜSEYİN NECATİ

Bu kitap, sûfiyenin büklerinden Alâaddin Attâr Hazretlerinin Tezkiretül Evliya isimli eserinden, Abdurrahman Camî Hazretlerinin Nefahâtül Üns isimli meşhur eserinden, Mevlânâ Sâfiyûddin Hazretlerinin Reşâhat Aynülhayat isimli cevher dolu eserlerinden seçilip sadeleştirilmiş ve VELÎLER DİLİNDEN ismi verilip zübde halinde ihvan-ı dînin istifadelerine arz edilmiştir.

FERİDÜDDIN-İ ATTÂ R HAZRETLERİ'NDEN

 

Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden sonra Evliyaullah K.S. Hazerâtının sözleri kalbden gelen İlİm olup, okuma sûretiyle öğrenilmiş değil, Allah’ın lütfuyla olduğundan onlara "Enbiyâ Vârisleri, ve Mevlâ’nın Yakınları" denilmiştir.

Evliyâ sözleri şerîatın ince noktalarını aydınlatır. Onların sözlerini dinleyenler, hidâyet ve hikmet bulur, arzûsuna ulaşır, murâdına nâil olur...

 

Onların sözleri gönülleri aydınlatır, şeytânî vesveseyi def'eder. Dünya hırsını, Allah'tan gayrinin sevgisini gönülden siler. Doğru ve yanlışı ayırır, ölü kalpleri diriltir. Zira, Evliyaullah'ın bâzısı Hz. Âdem (Safiyyullah) ahlâkı, bazıları Hz. İbrâhim, Hz. Musâ ve Hz. İsa (Aleyhimmüsselâm) ahlâkı ve niceleri de Hz. Fahr-i Âlem (S.A.V.) ahlâkına sâhiptir.

 

Bu îtibarla Evliyaullah'ın sözleri sâde hikmet olduğundan Hak Teâlâ'nın feyiz ve inâyetiyle şeytânî düşünceleri def 'eder ve gönüllere nur verir.

 

S. Hûd 120. âyet-i celîlesinde: "Yâ Muhammed! Biz, geçmiş peygamberlerin sözlerini sen istifâde edesin diye naklederiz." Ve:

 

Hadis-i Şerîf'te: "Sâlihlerden söz edilen yere rahmet iner, lütfu ilâhî ve affı rabbânı yağar" buyurul-muştur.

 

İnsan onlardan olmasa da, onlara benzemeğe çalışmalı... Zira bu zamanda erler kaybolmuş, gönül ehli azalmış ve yalancı dâvâ sahipleri baş kaldırmıştır.

 

Cüneyd-i Bağdâdî K.S., Hz Şiblî.ye vasiyetinde:  "Bir kişiyi hak üzere bulursan eteğine sıkı sarıl; bırakma!..."  demiştir... (Hak yolcularını arayan bulur ve onlara uyan kurtulur.)

 

Erenlerin sohbetiyle, dünya ehli âhiret ehlini unutmaz ve onları sever. Erenlerin sohbeti insanların kalbini dünyadan soğutup, âhirete meyilli kılar ve gönülde Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetini ve âhiret kârını çoğaltmağa sebeb olur...

 

Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i  şerîflerin şerhi olan hikmetli sözleri toplayıp halkın istifadesine sunmak vacip olmuştur. Hikmetli sözleri hâlis olanları er, erleri aslan eder...

 

İmam-ı Rabbânî Hazretleri:

 "Allah dostlarından biri bir şahsı kabul etmesinden büyük saâdet yoktur. Allah dostları öyle kimseler ki, onlarla beraber olan, şakî (kötü kimse) olmaz" hadis-i şerîfi evliyaullah hakkındadır” Buyurdu. (Mektubat C. 1, M. 87)

 

"Fırsat azdır, onu en mühim işlere sarf etmeli. Bu da kalb birliği olanların sohbetiyle mümkündür. Hiç bir şey sohbetin yerini tutamaz. Eshab-ı Rasûlüllah buna misâldir."  (Mektubat C-1, M-120)

 

"Nakşî büyüklerinin sözleri kalp hastalıklarına devâ, mübârek nazarları mânevî marazlara şifâdır. Bir teveccühleri kırk erbaîne bedeldir, talipleri fenâ işlerden korur, yüce himmetleri dünya batağından alıp, mânen yükseltir" (Mektubat C-1, M-168)

* * *

 


 

TEZKİRETÜL EVLİYÂ'DAN SEÇMELER

 

VEYS'EL KARÂNI (Rh. A.)

Herem bin Hayyan ziyaretine geldiğinde Veysel Karânî (K.S.) sordu:

- Seni buraya kim getirdi?

Herem:

- Seninle yoldaş olayım ve senin muhabbetinle dinleneyim diye geldim, dedi.

 

Hazret-i Üveys:

- Allah ile işi olan, başkasının muhabbetinde olmaz. Aslâ Hakk'ın huzurundan ayrılma. Dinlenmen ancak O'nun sohbetindedir. Onu gönlünden ayırma ve harama bakma, âsî olursun. Bunları ehemmiyetsiz bilirsen, Cenab-ı Hakk'ın gazabına uğrarsın. Hz. Havva anan idi. Nuh, İbrahim, Musa, İsâ ve Muhammed Mustafa (Salavâtullâhi aleyhim ecmaîn) ve cümlesi bu âlemden göç ettiler.

Ben ve sen de gideriz, dedi. Ve:

- Yâ Ömer! diye seslendi.

Herem:

- Rahimekellah (Allah sana rahmet etsin), yoksa Ömer de mi vefat etti, diye sordu.

- Ömer'in dahî bu âlem-i fânîden bugün gittiğini Rabbim bildirdi. O, benim kardeşim, dostumdu, deyip ruhuna dualar etti. Devamla:

- Kur'an-ı Kerim hükümlerini rehber et. İyilerin yolundan ayrılma! Yoksa dînine zarar gelir, azaba uğrarsın.

 

  Yâ Herem! Artık ne sen beni, ne de ben seni göreceğim. Beni duâdan unutma. Ben de sana duâ ederim, dedi. Yürüyüp kayboldu, Herem de bakakaldı.

 

HASAN-I BASRÎ (K.S.)

 

  * "Uyuyan gönlümüzü uyandır" diyen cemaate:

 

  - Uyuyanı uyandırmak kolay. Sizin gönülleriniz ölmüş, zira hiç hareket etmiyor, Buyurdu.

 

* Bir sene yağmur yağmadı. Halk duâya çıktı. Hasan-ı Basrî minberde:

 

  - "Yağmur yağsın isterseniz, Hasan-ı Basrî'yi şehirden çıkarın, kovun" deyince, halk ağlaştı.

 

Hak Teâlâ'dan o kadar korkardı ki, cellat elindeymiş gibi...

 

Buyurdu:

- Biz avam kalabalığı ile şâd olmayız; lâkin bir gönül ehli gördük mü neşemiz artar.

 

- Üç şeyi işleme:

1- Beyler arasına girme,

2- Kadınlarla oturma (Râbiatü'l-Adeviyye de olsa.)

3- Çalgı dinleme...

Bunları yapan, evliya da olsa âfetten kurtulamaz.

 

- Er olana (hakîkî mü’mine lâzım olan; faydalı ilim, amel, ihlâs, sabır ve kanâttir.

 

- Bir kimse gördüklerinden ibret almazsa, onda noksanlık ve zillet vardır; O kişinin sözü de zararlıdır.

 

- Uzlet eden (yalnızlığa çekilen), selâmet bulur. Kanâat eden, aziz olur, halka muhtaç olmaz. Hasedi terk eden rahat bulur.

 

- Verâ[1] sâhibi için üç makam vardır;

1- Daima hak söyler,

2- Kendini günâhlardan korur,

3-  Her işi Allah rızası için yapar.

 

Bir zerre verâ, yüz yıl verâsız oruç tutmak ve namaz kılmaktan efdaldır.

 

- Miskin insanoğlu dünyada üç şeye doymaz:

1- Mal toplamak,

2- Zevk u sefâ,

3- Ömür sürmek (yaşamak). (Elinde olsa dünyadan gitmek istemez).

 

- Sevgili kullar, dünyaya kıymet vermez. Mü'min dünyada âhiretini imar eder, ahmak da dünyayı...

 

- Şu âyet-i celîle sevinmeye sebeptir:  "Kullarımın cümle günahlarını fazlımla affederim, ayıplarını yüzlerine vurmam, onlar şirk etmedikçe... Şirk edenleri

ise affetmem"  (S. Nisâ 48).

 

* Kabristanda yemek yiyen birini işaretle:

- "Bu adam münafıktır. Zira bu kadar ruhlar huzurunda gönlüne korku gelmiyor da boğazından yemek geçebiliyor. Bu adam ahireti düşünmüyor. Bu münafıklık alâmetidir" Buyurdu.

 

MÂLİK BİN DÎNÂR (K.S.)

 

Buyurdu:

Üç şey kalbi öldürür:

1- Çok yemek

2- Çok uyumak

3- Çok konuşmak (Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerif okumak hâriç...)

 

İki şey ahmaklıktır:

1- Acaib şey görmeden gülmek

2- Sormadan haber vermek.

 

BÂYEZİD-İ BESTÂMÎ (K.S.)

 

Buyurdu:

- Gönlünden üç perdeyi kaldırmayan kişiye mânevî devlet kapısı açılmaz:

1- Dünyanın tamamı verilse sevinmez. Sevinirse haristir.

2- Dünyayı verip, geri alsalar üzülmez.

3- Methedilirse memnun, zemm edilse müteessir olmaz.

 

- Üç şey Hakk'ın sevgisine alâmettir:

1- Sahavette denize,

2- Şefkatte güneşe,

3- Tevâzûda toprağa benzemektir.

 

- Kendine kıymet verip tâatını (ibâdetlerini) hâlis gören, insan sayılmaz.

 

- Gönlü şehvetle dolu iken ölen insanı lânet kefenine sararlar, nedâmet mahalline defnederler. Kim de şehvetini ve nefsini öldürürse onu rahmet kefenine sarar selâmet mahalline defnederler.

 

- Hayat, ilimde; rahat, marifette[2]; zevk, zikirdedir. Şevk ise âşıkların mülküdür. Onlar orada taht kurmuşlar; arzu ve emel, onlara erişmemiştir.

 

SÜFYÂN-I SEVRÎ (K.S.)

 

* Gözü ağrıdığında hekim gönderdiler.

Hekim:

- Bir hafta gözlerine su değmesin, dedi.

Süfyân:

- Abdest nasıl alayım?

Gayrimüslim Tabib:

- Sana göz lâzımsa ilaç budur!..

Tabip gitti. Süfyan abdest aldı, ibâdete devam etti. Tabip döndüğünde gözü iyi olmuş gördü. Süfyân doğruyu olduğu gibi haber verdi.

Tabib:

- Ben halkın ilacını verdim. Sen Hakk'ın ilacını yaptın. Senin değil, meğer benim gözüm hasta imiş, deyip iman etti

Tabibi getirenler de:

- Biz hekimi hastaya değil, meğer hastayı hekime getirmişiz, dediler.

 

 

ŞAKÎK-İ BELHÎ (K.S.)

 

 * Buyurdu:

- Nice üstadlara hizmet ettim. Ciltlerle kitap okudum.  Hikmeti dört şeyde buldum:

1- Rızık için endişe etmeyip emin olmak

2- Her işte ihlâsı muhafaza etmek

3- Şeytanı düşman bilmek

4- Ölümü yakın bilip, tedbirli olmak,

 

* Vaazlarında:

- "Ey insanlar! Ölü iseniz kabre girin, deli iseniz tımarhaneye,

çocuksanız mektebe gidin! Eğer kul iseniz, kulluk şartlarını yerine getirin" vecizesini söylerdi.

 

* İbrahim bin Ethem Hz. lerine:

- Yâ Ethemoğlu, dirlik nicedir? dedi

İbrahim Ethem K.S. :

- Bulursak yeriz, bulamazsak sabrederiz dedi.

Şakîk:

- Bizim Belh'in itleri de senin ettiğini ederler.

İbrahim bin Ethem:

- Ya siz ne yaparsınız?

Şakîk:

- Bulursak dağıtırız, bulamazsak şükrederiz...

İbrahim Ethem, Şakîk'i öptü;

- Sen üstadımsın, dedi.

 

* * *

 

 

 

 

İMAM-I ÂZAM (Rh. A.)

 

* Yolda bir öküzle karşılaştı. O, yolunu değiştirdi. Sebebini sordular.

- "Benim aklım var, onun boynuzu..." dedi.

* Üzerinden küçük bir kan lekesini temizlerken,

 

- "Yâ İmam, dirhem miktarı olmayan zarar vermez" demiştiniz, dediler.

- "O fetvâdır, bu takvâ..." Buyurdu.

 

* İmam-ı Âzam Hz.lerinin büyük babası, Hz. İmam'ın pederi olan Sabit Hz. lerini küçük yaşta iken Hz. Ali R.A.'ın huzûruna çıkarıp, zürriyetleri hakkında hayır duâlarına mazhar kılmıştı.

 

Son haccında, Kâbe-i Muazzama'da iki rekatta bir hatim edip, namazı tamamlayınca, Cenâb-ı Hakk'a niyazda bulunurken, Beytullah cihetinden bir ses işitildi: "Yâ Ebû Hanife! Bizi kemâl-i mârifetle bildin ve hoşnut eyledin! Biz Azîmüşşân’da senin mezhebinde hizmet edenleri ve mârifette sana tâbî olanları mağfiret ettik" buyurur.

 

  İmam-ı Âzam Hazretleri'nin Zuhur Edeceğine Dair Hadis-i Şerifler

 

- "Âdem benimle iftihar eder, bense ümmetimden bir zât ile iftihar ederim ki, ismi Nûman, künyesi Ebû Hanife'dir. O zat ümmetimin kandilidir".

 

- "Enbiyâ-yı İzâm (Aleyhimüssalâtü Vesselâm)

benimle iftihar ederler. Ben ise Ebu Hanife ile iftihar ederim. Onu seven beni sevmiş, ona buğuz eden, bana buğuz etmiştir".

 

İMAM-I ŞÂFİÎ (Rh. A.)

 

* Rum Kayseri tarafından gönderilen dört yüz rahiple münazara[3] için halifenin de bulunduğu büyük bir cemâat Dicle kenarında toplandığı zaman O bir aba giymiş gelip, Dicle üzerine

seccâdesini serdi, üstüne oturdu ve:

- "Benimle görüşmek isteyen buyursun" dedi.

Bunun üzerine râhiplerin hepsi iman ettiler.

Rum Kayseri bu hâdiseyi haber alınca:

- Şükür ki, o su üstünde oturan kişi buraya gelmedi. Yoksa buradakilerin hepsi müslüman olurdu, dedi.

 

İMAM-I AHMED BİN HANBEL (Rh. A.)

 

- Rıza nedir? sualine:

- Bütün işlerini Hakk'a ısmarlayıp, hayır ve şer ne gelirse razı olmaktır, Buyurdu.

 

DÂVUD-U TÂÎ (K.S.)

 

* "Dünya fenâ, âhıret bekâ evidir" diye işitmişti.

Bu sözün manasını düşünürken kararı kalmadı, dünya gözünden silindi ve Habib-i Râî katına varıp yalnızlığı seçti, ümidini halktan kesti, Hakk'a bağladı...

 

 * Buyurdu:

- Çok söylemek nasıl ziyan verirse, çok bakmak dahî öyledir.

- Ölürsen Allah için öl! O'nun için ölmezsen hiç ölme!

 

- Sadık insan halk rağbet etmedi diye kaygı çekmez.

 

- Doğruluk, Hakk'ın kılıcıdır.

 

EBÛ SÜLEYMAN DÂRÂNÎ (K.S.)

 

* Buyurdu:

 

- Her şeyin pası var, kalbin pası da çok yemektir.  Kim çok yerse, altı sıkıntıya sebep olur:

1- Kıldığı namazdan tat almaz,

2- Unutkan olur, ezber yapamaz,

3- Şefkati az olur,

4- İbâdetlerde tembellik, gevşeklik gelir,

5- Şehveti galip olur,

6- Müslümanlar mescide vardığında, o helâya varır.

 

- Açlık âhiret kapısını açar, tokluk dünya kapısını...

 

- Çok yemek gönlü karartır, aklı giderir. Akıl gidince ihtiyaç bitmez. Açlık ise nefsi kahreder, gönlü yumuşak ve nurlu kılar.

 

  - Allah'ı bilen, dünyadan uzak, ibâdete yakın olur. Kim geçmiş günahlarını hatırlar, şehvetten el çekerse, Hak Teâlâ onun gönlünden istek ve vesveseleri giderir.

 

  - Arifin gönül gözü açılınca gaflet gözü kapanır.

 

- Zikir, mü'minin gıdasıdır.

 

- Kim dünyayı terk ederse, kalbi nurlanır.

 

- Hak Teâlâ buyurur: "Ey Kullarım! Siz dünyada benden utanırsanız, ben de âhirette ayıplarınızı yüzünüze vurmam, affederim".

 

İBN-İ SEMMÂK (K.S.)

 

* Hasta oldu. Yahudi bir tabib getirmeye gittiler. Yolda nur yüzlü biri:

 

- " Sübhânallah... Allah dostuna, düşmanından fayda beklerler, bu doğru değil; İbn-i Semmâk'e söyleyin, elini ağrıyan yere koysun, Sûre-i İsrâ'nın 105. âyetini ve bi'l hakkı enzel nâhû ve bi'l hakkı nezel okusun, ağrıyan yere nefes etsin" dedi. İbn-i Semmâk, okudu, şifa buldu. O Hızır (A.S.) dı. Dedi.

 

HÂTEM-İ ESAM (K.S.)

 

* Namaz kılmayı tarif etti:

- Önce abdest al. Dışını su ile, içini tevbe ile arıt. Sonra mescide var. Kâbe'yi iki kaşın arasında, Azrâil (A.S.)'ı arkanda, Cennet'i sağında, Cehennem'i solunda, Sırat'ı önünde farzet, gönlünü Hakk'a bağla, azametle tekbir al. Korku ile otur, heybetle Kur'an oku. Yalvarış hâlinde rükû eyle, zillet ile secde et, inleyerek Tahıyyat oku, melek ve mü'minlere selam ver. İnşaallah kabul olur.

 

* Buyurdu:

 

- Zamâne âlim ve zâhidlerinin kibirleri teraziye konsa, zenginlerinkinden ağır gelir.

 

 

- Dört ölümü tatmadıkça Hakk'a lâyık olunmaz: 

1- Beyaz ölüm (Açlık),

2- Siyah ölüm (Eza ve cefaya sabır ),

3- Kırmızı ölüm (Nefse muhalefet[4]),

4- Hakir ölüm (Eski elbise giymek).

 

-  Gönül beş haldedir: 

1- Ölü,

2- Hasta,

3- Gafil,

4- Uyanık,

5- Sıhhatli... Arifler bunların cümlesini bilirler.

 

 - Münafıklığın alâmeti odur ki, dünyaya hırsla sarılır, men edilen şeylerden şüphe eder, sadakayı riya ile verir.

 

  Mü'minin alâmeti de odur ki, ne verirse Hakk'ın rızası için verir, her hareketi Hak içindir.

 

- Gâzilik üçtür:

1- Kâfirlerle,

2- Şeytanla,

3- Nefisle, ölünceye veya öldürünceye kadar uğraşmak.

 

 

 

ABDULLAH TÜSTERÎ (K.S.)

 

* Parmağını sarmıştı. Biri niçin sardığını sordu. "Ağrıyor", dedi. O zat sonra Mısır'a gitmişti, Abdullah Tüsterî Hz.'nin üstazı Zinnûn'un da parmağını sarılı gördü. Sebebini sordu. "Filân zamandan beri ağrır" dedi. O zaman anladım ki, Abdullah (K.S.) O'na uymak için parmağını sarmış...

 

 * Buyurdu:

- Hakk'a layık olan kişi altı şey işler:

1- Kur'an'ın hükmüne ve

2- Rasûlullah S.A.V.'in sünnetlerine uyar.

3- Haramdan ve

4- Yaramaz şeylerden uzak bulunur.

5- Her hususta Hakk'a uyar.

6- Nasuh tevbesi eder.

 

 - Kişiye tevbe müyesser olmaz, sükûta devam etmedikçe...

Sükût nasip olmaz, yalnızlığa çekilmedikçe...

Yalnızlık nasip olmaz, helâl yemedikçe... Helâl yemek nasip olmaz, Hakk'a uymadıkça... O dahî hasıl olmaz, âzâlarını yasaklardan korumadıkça... Bu da hasıl olmaz, Hak Teâlâ'nın lütûf ve inayeti olmadıkça...

 

MÂRUF-U KERHI (K.S.)

 

Buyurdu:

- Cömertlik üçtür:

1- Samîmi vefakârlık,

2- İstemeden vermek,

3-Şefkat edip Minnet beklememek.

 

- Evliya alâmeti üçtür:

1- Düşüncesi hep Allahü Teâlâ olur,

2- Yapacağı işi Allah için yapar,

3- İstekleri Allahü Teâlâ'ya bağlı olur.

 

- Cenab-ı Hakk'ın kullarına lütûf alâmeti odur ki ona amel kapısını açar, faydasız söz kapısını kapar. Amelsiz cennet istemek vebaldir. Allahü Teâlâ'nın hükmüne mutî olmadan rahmet ümit etmek cehalettir.

 

* Kendisine:

- "Niçin iyi yemekler yemezsin?" denildi.

- "Ben misafirim. Konuk, ne verilirse onu yer", dedi.

 

* Vefatından sonra Bağdatlılar kabrini Hakk'a duâ mahalli etmişler. Kim O'nu vasıta edip Cenab-ı Hak'dan bir şey dilese mutlaka kabul olurdu.

 

SIRR-I SAKATİ (K.S.)

 

 * Buyurdu:

- Şehvet sebebiyle işlenen günahın affı umulur; kibirden hasıl olan günahın affı umulmaz...

 

- Kim halka karışmayı severse, onda Hakk’a bağlılık azdır.

- Ahlâkın iyisi, incitmemek ve incinmemektir.

- Hak sohbetini (Allah’la alâkalı işleri) bırakıp, halk sohbeti ile meşgul olma!..

 

* Bir gün sabırdan bahsederken ayağını akrep soktu onu öldürmedi.

- "Niçin öldürmezsin?" dediler.

- Sabırdan söz ederken, sabretmeyip onu öldürmekten utandım," dedi.

Buyurdu:

 

- Şükür Allahü Teâlâ’nın verdiği nimetlerle günâh işlemekten uzak kalmak, O’nun verdiği nimetlerle o’na âsî olmamak, o nimetleri harama harcamamaktır.

 

- Ahirette faydası olmayan bir şeyle kendini insanlar için süsleyen kimse îlâhî nazardan düşer.

 

 

AHMED-İ HAVÂRÎ (K.S.)

 

* Rüyasında güzel yüzlü bir hûri gördü:

"Bu yüz güzelliği neden?" diye sordu. Huri: "Dün gece Allah korkusundan ağlamıştın. O gözyaşlarını yüzüme sürdüler, onun nûru..." dedi...

 

* Buyurdu:

- Kim gönül gözü ile dünyaya nazar ederse, Hak Teâlâ onun gönlünden zâhitlik[5] nûrunu siler.

 

AHMED-İ HADRAVİYYE (K.S.)

 

* Buyurdu:

- Dervişlere hizmet edene Hak Teâlâ üç ihsanda bulunur:

1- Sahâvet[6],

2- Güzel ahlak

3- Tevazû.

 

- Kim Allahü Teâlâ ile beraber olmak isterse, Allah dostlarıyla sohbet etsin!

 

EBÛ TÜRÂB (K.S.)

 

  * Müritlerinden yaramaz bir iş gördüğü zaman, onlara bir şey söylemez, kendisi tevbe ve istiğfar eder ve "O bîçâre, bu belâya benim yüzümden düştü" derdi. Hak Teâlâ da o müride selâmet verirdi.

 

  * Çölde giderken uzun boylu, siyah yüzlü korkunç biri göründü.

 

- "İnsan mısın, cin misin? Beni korkuttun" dedi. O da:

- "Sen Müslüman mısın, münafık mısın? Beni şüpheye düşürdün. Eğer Müslüman isen Allah'tan başkasından korkma" deyip kayboldu.

 

* Buyurdu:

 

- Velilerin tenleri çürümez. Kabirde hiçbir canlı ona zarar veremez, kaçar.

 

  (Hadis-i Şerif:  Onlar ölmez, bir evden diğer eve göçerler.)

 

YAHYA BİN MUAZ (K.S.)

 

* Buyurdu:

 

- Sen Cenab-ı Hakk'ı ne kadar seversen, halk da seni o kadar sever. Sen Hak'dan ne kadar korkarsan, halk da senden o kadar korkar.

 

- Allah'tan hayâ eden kimse günah işlediğinde, Allah Teâlâ da ondan hayâ eder. Hak Teâlâ'nın hayâsı kerem kılmak, kulun hayâsı ise nedâmettir.

 

- Üç şey evliya hâlidir:

1- Allah Teâlâ'ya güvenmek,

2- Allah'tan gayrıdan bir şey beklememek,

3- Allah’ın verdiğine kanaat etmek.

 

- Sübhanallah! Kullar günah işler utanmaz, Allahü Teâlâ görür utanır. Kerim ve Rahim olan Allahü Teâlâ buyurur: "Ey Kulum! Seni korkusuz kılan ibâdetinden, seni korkutan günahın evlâdır (ibâdetine güvenmekten, günâhından korkman iyidir)".

 

- Ahmak kişi, cehennem ameli ile cennet umar.

 

- O kişiye taaccüp ederim ki, hastalık korkusuyla yemekten perhiz eder de, cehennem korkusu ile günahtan perhiz etmez.

 

- Nasuh tevbesinin alâmeti üçtür:  Oruç tutup az yemek, ibadetten ötürü az uyumak, Zikrullah'tan dolayı az konuşmaktır.

 

  - Sevgi ve muhabbetin alâmeti: iyilikle artmaz, sıkıntı görmekle eksilmez.

 

ŞAH ŞÜCÂ-İ KİRMÂNÎ (K.S.)

 

Şeyh Hz.leri'nin güzel bir kızı vardı. Kirman'ın vali ve büyükleri istediler. Üç gün mühlet aldı, mescid ve tekkeleri gezdi. Güzel namaz kılan birini beğendi. Ona:

- Evli misin?

- Hayır.

- Güzel bir kızla evlenmek ister misin?

Yiğit:

- Bana kim kız verir! Üç gümüşten başka dünyalığım yok dedi.

Şah:

- Üç akçenin birine ekmek, birine katık, birine güzel koku al, dedi ve kızını ona nikahladı.

O gece zifaf oldu. Kız bir bardak üzerinde kuru ekmek parçası gördü.

- Bu nedir?

Yiğit:

- Bu senin sabahki nasibin...

Kız:

- Dünkü rızkı veren Allah, bugün vermez mi de yarına ekmek saklarsın. Babam bana 20 senedir "Seni tevekkül ehli birine vereceğim" derdi. Meğer öyle birine vermiş ki, rızık için Allah'a itimat etmez, deyip evine gitmek istedi.

Yiğit:

- Bu işin tevbesi nedir?

Kız:

- Ya ekmek gider, ya ben..., dedi. Ekmeği fakire verdiler.

 

Buyurdu:

 

- Sâdık kulun alâmeti üçtür: 

1- Dünya onun nazarında toprak gibidir. Yâni altın ve gümüşe o gözle bakar. 2- İnsanların övdüğü ve yerdiği, onun nazarında birdir. Övene de yerene de ehemmiyet vermez. 3- Şehveti gönlünden çıkarır, açlığı sever, dünya adamlarının tokluğu sevdiği gibi...

 

Dostlarına Tavsiyesi:

- Yalan söylemeyin, kimseye hiyanet etmeyin. Bundan gayrı ne isterseniz yapın.

 

Hikâye:

Hoca Âlî Sürgânî Şah-ı Kirmânî K.S.) Hazretleri'nin türbesini ziyarete geldi. Torbasından ekmek çıkarıp yemeye başladı ve:

- İlâhî! Misafir ver de beraber yiyelim, dedi.

Bir köpek yanına geldi. Sürgânî köpeği kovdu. Az sonra Şah-ı Kirmânî'nin türbesinden bir ses işitti:

- Ey Hoca Sürgânî! Allah'tan istediğin ve kapına gelen konuğu niçin kovdun?

Hoca Sürgânî, çıkıp köpeği aradı. Bir bucakta buldu. Yediği yemeği götürüp önüne koydu. Köpek dönüp bakmadı. Hoca mahcup oldu. Tevbe edip, insafa geldi.  Köpek lisana gelip:

- Ey Hoca! Şah-ı Kirmânî olmasaydı, göreydin ne işlere uğrardın, dedi ve kayboldu.

 

YUSUF BİN HÜSEYİN (K.S.)

 

* Güzel bir kız, bir gece yanına geldi. Yusuf Allah korkusu ile onu reddetti. Sonra başını dizine koyup, uykuya vardı. Rüyada, taht üzerinde oturmuş bir sultan gördü. Sultan'ın etrafında yeşil elbiseli hizmetçiler vardı.

- Siz kimsiniz? diye sordu.

Onlar:

- Taht üzerindeki Yusuf Peygamber, etrafındakiler de melekler... Yusuf bin Hüseyin'i ziyarete gidiyor, dediler.

- O kim ola ki, ziyaret ederler? deyip ağladı. Yusuf (A.S.) tahttan inip, kendisini kucaklayarak elinden tuttu, tahta oturttu:

 

- Arap Beyinin kızı sana tâlip oldu. Allah korkusu ile sen onu reddettin. Alahü Teâlâ buyurdu ki:

"Yâ Yûsuf! Sen Hak korkusu ile Züleyha'yı reddettin, seni peygamberlerden kıldım. Yusuf bin Hüseyin de senin gibi yaptı, mağfirete mazhar oldu. Ve onu velilerden kıldım" buyurdu.

 

EBÛ HAFS-I HADDÂD (Demirci) (K.S.)

 

* Cehennem ehlinin hallerini düşünür de ağlardı. Kendisine:

- Halkın azap görmesinden sana ne? dediler.

- Benim yaratılışım âb-ı şefkatla (şefkat suyu ile) yoğrulmuş, dedi ve ilâve etti:

- Bütün cehennemliklerin azabı bana yüklenip onlar affolunsa ben memnun olur ve derdimden kurtulurum dedi.

 

Buyurdu:

- Her kim kendi hal ve hareketlerini Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerif terazisi ile tartmazsa münafıktır.

- Dervişlik,  Hakk'ın huzurunda kendini âciz ve çaresiz bilip, emrine itaatlı olmaktır.

 

- Veli,  kendi nefsinden kurtulmak isteyendir.

 

- Cömert,  Müslüman kardeşinin dünya ve ahiret iyiliğini kendisinden üstün tutandır.  Bahil,  elinden gelen iyiliği vaktinde yapmayan;  katı bahil  de, kendi iyilik yapmadığı gibi, başkasına da manî olandır.

 

- Mütevazı olmak isteyen, salihler sohbetinde bulunsun.

 

- Tenlerin iyiliği hizmetle, canların iyiliği doğruluktadır.

 

- Takvâ güç;  tasavvuf,  edeptir.

 

- Ey Birader! Öyle bir kapıya bağlan ki, bütün kapılar sana oradan açılsın. Öyle bir efendiye bağlan ki, cümle saadet sana boyun eysin...

 

 

* Şeyh Sülemî: "Vefatımda başımı Ebu Hafs'ın ayağı ucuna koyun", diye vasiyet etmiştir.

 

HAMDUN-İ KASSÂR (K.S.)

 

Buyurdu:

- Hakikat ehli, kendinden haber vermez; kimsenin sırrını da söylemez.

 

 - Kendini iyi gören, Firavundan beterdir.

 

 - Dervişin kibri, zenginin kibrinden fenâdır.

 

 - Cümle hastalıkların aslı ve Dîn-i Mübin'in âfeti, çok yemektir.

 

- Dünyayı elde etmeye uğraşan, âhireti hor görür.

 

- Musîbete katlanmayan, Allahü Teâlâ ile harp etmiştir. Çünkü, her şey O'nun hükmüyle meydana gelir.

 

CÜNEYD-İ BAĞDÂDI (K.S.)

 

Sırr-ı Sakatî Hz.'nin müridi ve yeğenidir.

 

Buyurdu:

 

- Şükür , Cenab-ı Hakk'ın ihsanı olan nimetlerle O'na isyan etmemek, o nimetlerle günâh işlememektir.

- Tamamlık isteyen, günahlardan uzak olsun.

 

- Her kim Allah'ın Kelâmı'nı sağ elinde, Hazret-i

Peygamber (S.A.V.)'in hadisini sol elinde tutar ve bu iki ışıkla yürürse, şüphe ve bid'at karanlığına düşmez de kurtulur.

 

- Murakka[7] giymekle iş hasıl olsaydı, demirden kaftan giyerdim. Lâkin Allah Teâlâ yanında itibar hırkaya, değil, belki gönül şevkine ve gönül derdinedir.

 

Hikâye: 

Müslüman kisvesinde bir Hıristiyan genci Hazretin vaazını dinledi, sonra:

- Yâ Şeyh! Bir hadis-i şerifte "Mü'minin firâsetinden sakın! O, Allah'ın nuru ile bakar" buyuruluyor.

Bunun mânâsı nedir? dedi.

 

Hazreti Şeyh râbıta yapıp, başını kaldırdı:

- Bunun manası odur ki, zünnarı kesip müslüman olmalısın Buyurdu. Ve o genç, müslüman oldu.

 

* Şiblî, bir gün

- "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm", dedi.

Cüneyd:

- Bu sözü gönül darlığından derler.  Kim, Hakk'ın kazasına râzı oldu, o, gönül darlığından kurtuldu... , Buyurdu.

 

* Bir gün Cuma mescidinde biri dileniyordu. Cüneyd gönlünden

 

- "Bu yiğit niçin kazanıp yemez de kendini hor eder" diye geçti. Sonra uyudu. Rüyada önüne örtülü bir tabak içinde pişmiş et getirdiler ve:

- "Mescid önünde dilenen dervişin eti... Bunu ye!" dediler.

- Murdardır, yemem dedi:

- Dün mescid içinde nasıl yedin de şimdi yemezsin, dediler.

 

Cüneyd:

- Bildim ki, gıybet etmişim, dedi.

 

Buyurdu:

- Eğer benimle Mevlâ arasında ateşten deniz olsa, Rabbime olan aşkımdan dolayı onu geçmek için kendimi ateşe atardım...

 

- Bu yolda, başlıca üç tuzak var: Mekir[8], kahır[9] ve lütûf tuzakları... Bunların nihayeti yoktur.

 

- Kul ile Allahü Teâlâ arasında dört deniz var.  Onlar geçilmeden Allahü Teala'ya ulaşılmaz:

1-  Dünya ... Onun gemisi zühddür.[10]

2-  Halk ... Onun gemisi uzlet,[11]

3- İblis ... Onun gemisi şeytanı düşman bilip sakınmak,

 

4-  Nefis... Onun gemisi dileğini vermemek, (nefsânî istekleri terk etmek)tir. Zira nefis kötülük emreder, Er olan onu öldürendir.

 

- Akıllı, yalnızlığı sever.

- Görüşünde ibret olmayanın[12], görmemesi (kör olması) görmesinden hayırlıdır.

 

Allah'ın zikri ile meşgul olmayanın, susması söylemesinden hayırlıdır.

 

Hak söz dinlemeyi arzu etmeyenin, duymaması işitmesinden iyidir...

 

Allah'a kullukla meşgul olmayanın ölümü, dirilikten iyidir...

 

- Derviş  olan toprak gibi mütevâzî olur, üstüne süprüntü atsalar da sabreder safâ bulur.

 

- Sâdık  kişi bin yıl Hakk'a yüz tutsa da, bir an O'ndan yüz çevirse, o bir anda kaybettiği şey, bin yıllık hasılatından fazla olur.

 

 

- Rıza, belâyı ganimet bilmektir...

- Tasavvuf;  gönlü pâk etmek, Hakk'a uyup halktan ayrılmak; beşeriyet sıfatından nefsin isteklerinden ırak olup çokluktan kurtulmak; cümle ümmete nasihat etmek ve Peygamber (S.A.V.)'in şeriatına tam uymaktır.

  - Hak Teâlâ'nın  nimetlerini düşünmekle mânevî bilgiler doğar, kudret ve azametini tefekkürle bu bilgiler artar, azabını düşünmekle de korku ziyâde olur.

 

- Murakabe,  dâima uyanık olup, gafil olmamaktır.

 

- İhlâs,  Hak'la olan işlerden halkı çıkarmaktır.

 

AMR İBN-İ OSMAN (K.S.)

 

 Buyurdu:

- "Hak Teâlâ Hazretleri ruhları cesetlerden yedibin yıl evvel yarattı. Bu âleme getirmek için âdemoğullarının  ruhlarına günde üçyüz altmış kerre tecellî nuru serpti."

 

EBÛ SAİD HARRÂZ (K.S.)

 

Buyurdu:

 

- Kul Allah'ın emrine yapışıp, Hak'dan gayrıyı unutmalı, "Nerden gelirsin ve ne dilersin?" diye sorulursa, "Allah"tan gayrı cevabı olmamalı. Ne söylerse Allah'ın sözü olmalı ve kendini aradan çıkarmalı...

 

-  Sıdk,  ahdini yerine getirmektir.

 

- Tasavvuf'un  mânâsı, "Sâf" olup, "Süzülmek ve kederlerden pâk ve halis olmak" ve "Allah'tan gayrı, gönül evinde bir şey bırakmamaktır. Böylesine «Sofî» denir.

 


Bu haber 1342 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

İNCE SÖZLER

VELÎLER DİLİNDEN 2

VELÎLER DİLİNDEN 2 Bu kitap, sûfiyenin büklerinden Alâaddin Attâr Hazretlerinin Tezkiretül Evliya isimli eserinden, Abdurrahman Camî H...

VELÎLER DİLİNDEN 3

VELÎLER DİLİNDEN 3 Bu kitap, sûfiyenin büklerinden Alâaddin Attâr Hazretlerinin Tezkiretül Evliya isimli eserinden, Abdurrahman Camî H...

NASİHAT

NAMAZ

Dostlara ithafen10 ?ubat 2021

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

YEDİ KITA

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi