BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

DUA SANA

CAMİYE GELİN

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

İbn Haldun'un sıra dışı hayatı

İbn Haldun'un sıra dışı hayatı

Tarih 30 Nisan 2020, 09:35 Editör HÜSEYİN NECATİ

Allen James Fromherz, kitabında ünlü tarihçinin hayatını oldukça akıcı ve heyecan uyandırıcı bir film gibi anlatıyor:

Georgia State Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak görev yapan Allen James Fromherz, “İbn Haldun Hayatı ve Dönemi” adlı kitabında İbn Haldun’un hayatını, içinde yetiştiği koşulları, dönemindeki tarihi olayları, halet-i ruhiyyesini ve eserlerini ele almaktadır. Kitap, ülkemizde de sıklıkla tartışmalara konu olan ve akademik çevrelerde eserlerine duyulan ilginin hiç azalmadığı İbn Haldun ile ilgili ciddi bir boşluğu doldurmaktadır. Allen James Fromherz, kitabında ünlü tarihçinin hayatını oldukça akıcı ve heyecan uyandırıcı bir film gibi anlatıyor:

Georgia State Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak görev yapan Allen James Fromherz, “İbn Haldun Hayatı ve Dönemi” adlı kitabında İbn Haldun’un hayatını, içinde yetiştiği koşulları, dönemindeki tarihi olayları, halet-i ruhiyyesini ve eserlerini ele almaktadır. Kitap, ülkemizde de sıklıkla tartışmalara konu olan ve akademik çevrelerde eserlerine duyulan ilginin hiç azalmadığı İbn Haldun ile ilgili ciddi bir boşluğu doldurmaktadır. Allen James Fromherz, kitabında ünlü tarihçinin hayatını oldukça akıcı ve heyecan uyandırıcı bir film gibi anlatıyor:

Doğumu ve gençliği  İbn Haldun 1332 yılında, Hafsiler’in başkenti olan Tunus’ta itibar ve mevki sahibi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk zamanlarda nispeten mutlu bir çocukluk geçirmiş olsa da anne babasının ve arkadaşlarının vebadan ölmesi üzerine hayatın gerçekleri ile tanışacaktı. Mukaddime’ye bakıldığında, kendi asabiye bağlarını kaybetmiş olmasının getirdiği karamsarlık ve yalnızlık, üslubunda fark edilmektedir. Sonraki yıllardaki veba salgınları güvenebileceği diğer akraba ve dostlarını da kendisini koparmıştı. Daha sonra eşini ve çocuklarının ikisi hariç hepsini denizde çıkan bir fırtınaya kurban vermişti. Hayatta kalan ve kendilerine güvenebileceğini düşündüğü kimselerin de olduğu yakınları ise haset, hile ve günün şartlarının ağına düşerek kendisine ihanet etmişlerdi. Olağandışı biçimde acılara gark olmuştu ama o sıkıntılardan, dünyanın sıradanlığından uzaklaşmış ve kendisinin sahip olmadığı bağlar sayesinde, insan topluluklarının elde ettiği başarıların anahtarını bulmak amacıyla topluma soğukkanlı ve mesafeli kalmasını sağlayan şey bu tecrübeleriydi.

Doğumu ve gençliği

İbn Haldun 1332 yılında, Hafsiler’in başkenti olan Tunus’ta itibar ve mevki sahibi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk zamanlarda nispeten mutlu bir çocukluk geçirmiş olsa da anne babasının ve arkadaşlarının vebadan ölmesi üzerine hayatın gerçekleri ile tanışacaktı. Mukaddime’ye bakıldığında, kendi asabiye bağlarını kaybetmiş olmasının getirdiği karamsarlık ve yalnızlık, üslubunda fark edilmektedir. Sonraki yıllardaki veba salgınları güvenebileceği diğer akraba ve dostlarını da kendisini koparmıştı. Daha sonra eşini ve çocuklarının ikisi hariç hepsini denizde çıkan bir fırtınaya kurban vermişti. Hayatta kalan ve kendilerine güvenebileceğini düşündüğü kimselerin de olduğu yakınları ise haset, hile ve günün şartlarının ağına düşerek kendisine ihanet etmişlerdi. Olağandışı biçimde acılara gark olmuştu ama o sıkıntılardan, dünyanın sıradanlığından uzaklaşmış ve kendisinin sahip olmadığı bağlar sayesinde, insan topluluklarının elde ettiği başarıların anahtarını bulmak amacıyla topluma soğukkanlı ve mesafeli kalmasını sağlayan şey bu tecrübeleriydi.

Soy takıntısı  Soy bilgisi Ebu Zeyd Abdurrahman bin Muhammed bin Huldan el-Hadrami’nin İbn Haldun’un çok ilgisini çekiyordu. Topluma olan yaklaşımının zeminini soy bilimi ve kökeninin ehemmiyeti oluşturuyordu. Soy, insan topluluğunun ana harcı olan asabiyenin köküydü. Belirleyici gerçek olarak değerlendirilen soyun gücü genelde elverişli bir kurguda saklıydı. Otobiyografisine başlarken kendi atalarına oldukça geniş bir yer ayırmıştı. Baba tarafındaki Endülüslü atalarının uzun, tafsilatlı ve hiç boşluksuz listesini yazmıştı. Hemen hepsi siyasetçi ve devlet adamıydılar. Anne tarafından Hafsiler ile akrabaydı. Babası, hiçbir dedesinin yapmadığı şekilde devlet adamlığı ve savaşçılığı bırakmış ve kendisini dini ilimlere adamıştı. Aslında öyle olmamasına rağmen, İbn Haldun katışıksız bir şecereye sahip olduğunda ısrarcıydı. Atalarının Endülüs’e göçmesinden itibaren geriye doğru on nesil sayıyordu ama yedi asır içinde ondan fazla nesil yaşamış olmalıydı. Kendi soyu hususunda eleştirel bir analizin olmaması, “Mukaddime”de saf kan sahibi olma iddiasının mit ve hikâye olduğunu söylediği kısımlarla zıtlık oluşturuyordu.

Soy takıntısı

Soy bilgisi Ebu Zeyd Abdurrahman bin Muhammed bin Huldan el-Hadrami’nin İbn Haldun’un çok ilgisini çekiyordu. Topluma olan yaklaşımının zeminini soy bilimi ve kökeninin ehemmiyeti oluşturuyordu. Soy, insan topluluğunun ana harcı olan asabiyenin köküydü. Belirleyici gerçek olarak değerlendirilen soyun gücü genelde elverişli bir kurguda saklıydı. Otobiyografisine başlarken kendi atalarına oldukça geniş bir yer ayırmıştı. Baba tarafındaki Endülüslü atalarının uzun, tafsilatlı ve hiç boşluksuz listesini yazmıştı. Hemen hepsi siyasetçi ve devlet adamıydılar. Anne tarafından Hafsiler ile akrabaydı. Babası, hiçbir dedesinin yapmadığı şekilde devlet adamlığı ve savaşçılığı bırakmış ve kendisini dini ilimlere adamıştı. Aslında öyle olmamasına rağmen, İbn Haldun katışıksız bir şecereye sahip olduğunda ısrarcıydı. Atalarının Endülüs’e göçmesinden itibaren geriye doğru on nesil sayıyordu ama yedi asır içinde ondan fazla nesil yaşamış olmalıydı. Kendi soyu hususunda eleştirel bir analizin olmaması, “Mukaddime”de saf kan sahibi olma iddiasının mit ve hikâye olduğunu söylediği kısımlarla zıtlık oluşturuyordu.

Aldığı eğitim ve hocaları  İbn Haldun’u tasavvufla tanıştıran, düşünmeye teşvik eden ve kendisine hoca aramaya sevk eden babasıydı. İbn Haldun, babasından başka İslâm, fıkıh, tarih, tıp, edebiyat, matematik ve felsefe konularından kendisine yol gösteren uzun bir hoca listesi saymaktadır. Hocalarının muhtemel saikleri ve bakış açılarına dair yorum yapmaktan kaçınmaktadır. Kendi zamanlarının en büyük fakihleri, fikir adamları ve matematikçileri olan İbn Haldun hocaları tarafından kaleme alınan eserlerin çoğu kaybolmuştur ya da meçhul bir köşede tozlanmaktadır.  İbn Haldun soyluluğu sayesinde medreselerdeki öğretiye ve kontrollü bilgiye mahkûm kalmamıştı. Resmi ve standart fıkıh eğitiminden nefret ediyordu. Bunun nedeni sadece tasavvufu savunuyor olması değil pedagojik olarak da sorunlu olduğunu düşünüyordu. Öğrencilerin oransız cezalandırılmasına karşı çıkıyor ve hem müfredatın belirlenmesi hem de sınıfta disiplinin sağlanması için birçok yöntem tavsiye ediyordu. Kendi pedagoji yönteminin esas odak noktası seyahat ve tecrübeydi. Bir medresede kalmak ya da tek bir hocadan okumak zihni körleştirirdi.  İlme ve âlimlere büyük saygı duyuyor olmakla beraber ilmi, yöneticilik için olmazsa olmaz şartlardan birisi olarak görmüyordu. İbn Haldun’a göre âlimler, siyaseti en az bilenler ve idareciliğe en az yatkın olan kimselerdi. Âlimler, zihni meselelerle ve fikirle uğraşmaya alışıktırlar ama iyi bir siyasetçi, dışarıdaki dünyaya dair gelişmeleri kaçırmamak için soyut ve zihni meselelerle kafasını bulandırmamalıydı. İbn Haldun, aldığı bağımsız eğitim sayesinde, hem entelektüel tartışmaların hem de siyasi aksaklıkların zayıflıklarının ötesini görebiliyordu.

Aldığı eğitim ve hocaları

İbn Haldun’u tasavvufla tanıştıran, düşünmeye teşvik eden ve kendisine hoca aramaya sevk eden babasıydı. İbn Haldun, babasından başka İslâm, fıkıh, tarih, tıp, edebiyat, matematik ve felsefe konularından kendisine yol gösteren uzun bir hoca listesi saymaktadır. Hocalarının muhtemel saikleri ve bakış açılarına dair yorum yapmaktan kaçınmaktadır. Kendi zamanlarının en büyük fakihleri, fikir adamları ve matematikçileri olan İbn Haldun hocaları tarafından kaleme alınan eserlerin çoğu kaybolmuştur ya da meçhul bir köşede tozlanmaktadır.

İbn Haldun soyluluğu sayesinde medreselerdeki öğretiye ve kontrollü bilgiye mahkûm kalmamıştı. Resmi ve standart fıkıh eğitiminden nefret ediyordu. Bunun nedeni sadece tasavvufu savunuyor olması değil pedagojik olarak da sorunlu olduğunu düşünüyordu. Öğrencilerin oransız cezalandırılmasına karşı çıkıyor ve hem müfredatın belirlenmesi hem de sınıfta disiplinin sağlanması için birçok yöntem tavsiye ediyordu. Kendi pedagoji yönteminin esas odak noktası seyahat ve tecrübeydi. Bir medresede kalmak ya da tek bir hocadan okumak zihni körleştirirdi.

İlme ve âlimlere büyük saygı duyuyor olmakla beraber ilmi, yöneticilik için olmazsa olmaz şartlardan birisi olarak görmüyordu. İbn Haldun’a göre âlimler, siyaseti en az bilenler ve idareciliğe en az yatkın olan kimselerdi. Âlimler, zihni meselelerle ve fikirle uğraşmaya alışıktırlar ama iyi bir siyasetçi, dışarıdaki dünyaya dair gelişmeleri kaçırmamak için soyut ve zihni meselelerle kafasını bulandırmamalıydı. İbn Haldun, aldığı bağımsız eğitim sayesinde, hem entelektüel tartışmaların hem de siyasi aksaklıkların zayıflıklarının ötesini görebiliyordu.

Katiplikten vezirliğe iniş-çıkışlarla dolu siyasi hayatı  Hafsilerin başkenti Tunus, ailesinin ve hocalarının ölümünden sonra İbn Haldun için artık aynı değildi. Ailesinden geride kalan tek kişi olan ağabeyinin itirazlarına rağmen, İbn Haldun, güçsüz bir sultanın evrakının sonuna, “Hamd Allah’adır.” yazmaktan daha heyecan verici bir şeyin arayışı ile maceraya atılıyordu.  Tunus’tan ayrılmasının hemen ardından Mağrib’in sultanları, kabileleri ve hanedanlıkları arasında bitmek bilmeyen kavgaların arasında kalmıştı. Tunus surlarından çıkar çıkmaz, İbn Haldun ve kendisini alamet kâtipliği vazifesine getiren patronu İbn Tafragin’in ordusu, Huvara kabilesinin topraklarında mutlak bir mağlubiyet almıştı. İbn Haldun’un son anda tutsak edilmekten kurtulması onun İbn Tafragin’e ne kadar sadık olduğu konusunu akla getirir. İbn Haldun ömrü boyunca taleplerini karşılamayan idarecilere karşı çelişkili tutumlar takınacaktı. Bunu karmakarışık olan Orta Çağ Kuzey Afrika’sında ihanet olarak yorumlamak da yanlış olacaktır.

Katiplikten vezirliğe iniş-çıkışlarla dolu siyasi hayatı

Hafsilerin başkenti Tunus, ailesinin ve hocalarının ölümünden sonra İbn Haldun için artık aynı değildi. Ailesinden geride kalan tek kişi olan ağabeyinin itirazlarına rağmen, İbn Haldun, güçsüz bir sultanın evrakının sonuna, “Hamd Allah’adır.” yazmaktan daha heyecan verici bir şeyin arayışı ile maceraya atılıyordu.

Tunus’tan ayrılmasının hemen ardından Mağrib’in sultanları, kabileleri ve hanedanlıkları arasında bitmek bilmeyen kavgaların arasında kalmıştı. Tunus surlarından çıkar çıkmaz, İbn Haldun ve kendisini alamet kâtipliği vazifesine getiren patronu İbn Tafragin’in ordusu, Huvara kabilesinin topraklarında mutlak bir mağlubiyet almıştı. İbn Haldun’un son anda tutsak edilmekten kurtulması onun İbn Tafragin’e ne kadar sadık olduğu konusunu akla getirir. İbn Haldun ömrü boyunca taleplerini karşılamayan idarecilere karşı çelişkili tutumlar takınacaktı. Bunu karmakarışık olan Orta Çağ Kuzey Afrika’sında ihanet olarak yorumlamak da yanlış olacaktır.

İbn Haldun sonucun ne olacağı belli olur olmaz münzevi bir şeyh olan Abdurrahman el-Vaştani’nin evine kaçarak saklanmaya başlamıştır. İlk fırsatta yeniden yola çıkan İbn Haldun batıdaki Tibeste’ye gitmiş, şehrin valisinin verdiği muhafızlarla Marinilerle buluşmak üzere Cezayir’e doğru yola çıkmıştır. Yolda Marini ordularına rasgelen İbn Haldun, Muvahhidlerin topraklarını birleştirerek büyük bir Mağrib kurma hayalindeki Ebu İnan’ın veziri, komutanı el-Basa bin Ebi Amr ile karşılaşmıştı. İbn Haldun’un savaşta ne kadar yer aldığı anlaşılmasa da şehrin fethine yardımcı olmuştu. Kestirme bir yoldan kâtiplikten vezirliğe yükselmişti. İbn Haldun, Sultan Ebu İnan’ın yükselişi karşısında heyecana kapılmıştı ama bu umut, siyasi tutarsızlık ve hanedanlık anlaşmazlıkları yüzünden kısa sürede yok olacaktı.

İbn Haldun sonucun ne olacağı belli olur olmaz münzevi bir şeyh olan Abdurrahman el-Vaştani’nin evine kaçarak saklanmaya başlamıştır. İlk fırsatta yeniden yola çıkan İbn Haldun batıdaki Tibeste’ye gitmiş, şehrin valisinin verdiği muhafızlarla Marinilerle buluşmak üzere Cezayir’e doğru yola çıkmıştır. Yolda Marini ordularına rasgelen İbn Haldun, Muvahhidlerin topraklarını birleştirerek büyük bir Mağrib kurma hayalindeki Ebu İnan’ın veziri, komutanı el-Basa bin Ebi Amr ile karşılaşmıştı. İbn Haldun’un savaşta ne kadar yer aldığı anlaşılmasa da şehrin fethine yardımcı olmuştu. Kestirme bir yoldan kâtiplikten vezirliğe yükselmişti. İbn Haldun, Sultan Ebu İnan’ın yükselişi karşısında heyecana kapılmıştı ama bu umut, siyasi tutarsızlık ve hanedanlık anlaşmazlıkları yüzünden kısa sürede yok olacaktı.

Başta Fez’de her şey yolunda gidiyordu. Ebu İnan, Mağrib’deki tüm ilim adamlarını Fez’de toplayarak şehri bir ilim merkezi hâline getirmek istiyordu. Ebu İnan bilinçli bir şekilde İbn Haldun gibi hür düşünceli âlimlerin rolüne sınırlar getirip, medresedeki İslâmî eğitim üzerindeki hükümet kontrolünü artırmaya teşebbüs etti. Genç İbn Haldun ve meslektaşları saltanatının ilk yıllarında Ebu İnan’ı desteklemişlerdi ancak kısa sürede paranoyaklaşmış olan Ebu İnan, en yakınındakileri bile kendisini devirmeye çalışan gizli düşmanlar olarak görmeye başlamıştı. Rakiplerinden birisini desteklediği fikrine kapılan Ebu İnan, İbn Haldun’u hapse attırmıştı. Hapisten kurtulmak için Ebu İnan’ı metheden bir şiir kaleme alan İbn Haldun’un dizeleri işe yaramıştı. Kaçıp gitmesin diye kendisi seferden dönmeden serbest bırakılmasını istememişti. Fez’e döndüğünde hastalandı ve beş gün sonra hayatını kaybetti.

Başta Fez’de her şey yolunda gidiyordu. Ebu İnan, Mağrib’deki tüm ilim adamlarını Fez’de toplayarak şehri bir ilim merkezi hâline getirmek istiyordu. Ebu İnan bilinçli bir şekilde İbn Haldun gibi hür düşünceli âlimlerin rolüne sınırlar getirip, medresedeki İslâmî eğitim üzerindeki hükümet kontrolünü artırmaya teşebbüs etti. Genç İbn Haldun ve meslektaşları saltanatının ilk yıllarında Ebu İnan’ı desteklemişlerdi ancak kısa sürede paranoyaklaşmış olan Ebu İnan, en yakınındakileri bile kendisini devirmeye çalışan gizli düşmanlar olarak görmeye başlamıştı. Rakiplerinden birisini desteklediği fikrine kapılan Ebu İnan, İbn Haldun’u hapse attırmıştı. Hapisten kurtulmak için Ebu İnan’ı metheden bir şiir kaleme alan İbn Haldun’un dizeleri işe yaramıştı. Kaçıp gitmesin diye kendisi seferden dönmeden serbest bırakılmasını istememişti. Fez’e döndüğünde hastalandı ve beş gün sonra hayatını kaybetti.

Ebu İnan’ın oğlu hükümet işlerini aldıktan sonra çok sayıda hükümlüyle birlikte serbest bırakılan İbn Haldun eski görevine de iade edildi. Yeni sultan El-Hasan da bu zeki ve genç âliminin tehlike arz edebileceğini sezdiği için sıkı bir gözetimde tutmaya çalışıyordu. Buna rağmen kısa bir süre sonra İbn Haldun’un kendisinin de parmağı olduğunu kabul edeceği bir ayaklanmada, bir grup Banu Marin mensubu tarafından El Hasan koltuğundan edilecekti.

Ebu İnan’ın oğlu hükümet işlerini aldıktan sonra çok sayıda hükümlüyle birlikte serbest bırakılan İbn Haldun eski görevine de iade edildi. Yeni sultan El-Hasan da bu zeki ve genç âliminin tehlike arz edebileceğini sezdiği için sıkı bir gözetimde tutmaya çalışıyordu. Buna rağmen kısa bir süre sonra İbn Haldun’un kendisinin de parmağı olduğunu kabul edeceği bir ayaklanmada, bir grup Banu Marin mensubu tarafından El Hasan koltuğundan edilecekti.

Fez’de yeni sultan Ebu Selim, hizmetlerinin karşılığı olarak İbn Haldun’u gizli yazışmalardan mesul hususi kâtibi yaptı. Yeni tahta çıkardıkları sultanın ilgisini elde etmesi noktasında İbn Haldun’u kıskanıp en büyük rakip belleyen İbn Merzuk, bu nevzuhur gencin temyiz kadısı olmasıyla teyakkuza geçti. İbn Haldun bu konuda “İbn Merzuk bana ve mahkemedeki diğer yetkililere karşı entrika çevirmekten vazgeçmedi ve onun yüzünden Sultan sonunda tahtını kaybetti” demektedir. Yıllar öncesinden arkadaşı olan vezir Amar bin Abdullah, İbn Haldun’un aleyhine bir tavır takınınca bir kez daha Tunus’a, kardeşinin yanına dönmeyi talep etti. Amar’ın gözünden henüz düşmemiş yakın dostu İbn Masay’ın çabaları neticesinde, Amar, “II. Ebu Hammu için asla çalışmama” şartıyla İbn Haldun’un gitmesine izin verdi.

Fez’de yeni sultan Ebu Selim, hizmetlerinin karşılığı olarak İbn Haldun’u gizli yazışmalardan mesul hususi kâtibi yaptı. Yeni tahta çıkardıkları sultanın ilgisini elde etmesi noktasında İbn Haldun’u kıskanıp en büyük rakip belleyen İbn Merzuk, bu nevzuhur gencin temyiz kadısı olmasıyla teyakkuza geçti. İbn Haldun bu konuda “İbn Merzuk bana ve mahkemedeki diğer yetkililere karşı entrika çevirmekten vazgeçmedi ve onun yüzünden Sultan sonunda tahtını kaybetti” demektedir. Yıllar öncesinden arkadaşı olan vezir Amar bin Abdullah, İbn Haldun’un aleyhine bir tavır takınınca bir kez daha Tunus’a, kardeşinin yanına dönmeyi talep etti. Amar’ın gözünden henüz düşmemiş yakın dostu İbn Masay’ın çabaları neticesinde, Amar, “II. Ebu Hammu için asla çalışmama” şartıyla İbn Haldun’un gitmesine izin verdi.

Sürekli olarak Tunus’a gitmek isteyen İbn Haldun, sağlam dostlarının olduğunu düşündüğü, Müslüman Endülüs’ün son kalıntısı olan Granada’ya gitti. Bazı araştırmacılar, Endülüs geçmişinin İbn Haldun üzerinde kimliği ve şahsiyeti açısından mühim bir etkisi olduğunu söyler. Ancak İbn Haldun’un Endülüs’e bağlılığı abartılmamalıdır. Tunus’a çok daha bağlıydı. Elhamra Sarayı’ndayken Muhammed, Pedro ile arasındaki barış antlaşmasını yeniden yürürlüğe sokması için İbn Haldun’u İşbiliyye’ye göndermişti. Afrika siyasetinin nasıl işlediğini ve ittifakları iyi bilen bu genç âlimin öneminin farkında olan Pedro kalmayı kabul etmesi hâlinde dedelerinin tüm mallarını ve mülklerini kendisine vermeyi teklif etti. Kendini üç semavi dinin son kralı ilan eden Pedro’nun siyasi geleceğinin pek parlak olmadığını fark eden İbn Haldun bu teklifi kabul etmedi. İbn Haldun’un bir Hristiyan krala hizmet etmek istemediği de düşünülebilir.

Sürekli olarak Tunus’a gitmek isteyen İbn Haldun, sağlam dostlarının olduğunu düşündüğü, Müslüman Endülüs’ün son kalıntısı olan Granada’ya gitti. Bazı araştırmacılar, Endülüs geçmişinin İbn Haldun üzerinde kimliği ve şahsiyeti açısından mühim bir etkisi olduğunu söyler. Ancak İbn Haldun’un Endülüs’e bağlılığı abartılmamalıdır. Tunus’a çok daha bağlıydı. Elhamra Sarayı’ndayken Muhammed, Pedro ile arasındaki barış antlaşmasını yeniden yürürlüğe sokması için İbn Haldun’u İşbiliyye’ye göndermişti. Afrika siyasetinin nasıl işlediğini ve ittifakları iyi bilen bu genç âlimin öneminin farkında olan Pedro kalmayı kabul etmesi hâlinde dedelerinin tüm mallarını ve mülklerini kendisine vermeyi teklif etti. Kendini üç semavi dinin son kralı ilan eden Pedro’nun siyasi geleceğinin pek parlak olmadığını fark eden İbn Haldun bu teklifi kabul etmedi. İbn Haldun’un bir Hristiyan krala hizmet etmek istemediği de düşünülebilir.

Pedro’nun yanındaki vazifesini başarıyla ifa ederek Elhamra’ya dönen İbn Haldun sıkıntısız rutin bir hayata başlamıştı. Bu aldatıcı rahatlık, bir kez daha kıskançlık nedeniyle sona erecekti. İbn Haldun, düşmanlarının kendisini İbnu’l Hatip’e tehdit arz edecek bir nevzuhur olarak görmekten vazgeçmediklerini iddia ediyordu. İbnu’l Hatip, V. Muhammed’le yakın ilişki içinde olan İbn Haldun’a karşı tavrını değiştirmiş ve fark edilir bir mesafe koymuştu. İbn Haldun, bu durum üzerine V. Muhammed’den kendisinin ve ailesinin güvenliği için Bijaya Emiri Ebu Abdullah için çalışmasına müsaade etmesini istedi.

Pedro’nun yanındaki vazifesini başarıyla ifa ederek Elhamra’ya dönen İbn Haldun sıkıntısız rutin bir hayata başlamıştı. Bu aldatıcı rahatlık, bir kez daha kıskançlık nedeniyle sona erecekti. İbn Haldun, düşmanlarının kendisini İbnu’l Hatip’e tehdit arz edecek bir nevzuhur olarak görmekten vazgeçmediklerini iddia ediyordu. İbnu’l Hatip, V. Muhammed’le yakın ilişki içinde olan İbn Haldun’a karşı tavrını değiştirmiş ve fark edilir bir mesafe koymuştu. İbn Haldun, bu durum üzerine V. Muhammed’den kendisinin ve ailesinin güvenliği için Bijaya Emiri Ebu Abdullah için çalışmasına müsaade etmesini istedi.

İnziva arayışı  İbn Haldun, Bijaya’da sultandan veya başvekilden hemen sonra gelen başkâtiplik görevine getirildi. Ebu Abdullah, kendisini merasimle karşılamıştı. Ebu Abdullah büyük bir desteğe sahipti ama yönetimindeki hak iddiası Konstantin Valisi olan kuzeni Ebu’l-Abbas tarafından sorguya açık hâle getiriliyordu. Ebu’l-Abbas rakip topraklara ajanlar göndererek kargaşa çıkardı, Ebu Abdullah çaresizce dağlara kaçtı ve peşini bırakmayan Ebu’l-Abbas kuzenini öldürdü. İbn Haldun kaledeyken cereyan eden olaylar sırasında Ebu’l-Abbas’ın dönüşüne kadar adım atmayan kendisini eski konumuna getirdi. Ancak kısa süre sonra İbn Haldun yine bir hile girdabının içine çekildiğini hissetti. Uzun uğraşlar sonucu Ebu’l-Abbas’ın hizmetinden çıkmasına razı gelindi. Ama kısa süre sonra Ebu’l-Abbas fikrinden vazgeçti. İbn Haldun bu teklifi reddetti, kardeşi Yahya hapse atıldı, malı mülkü de müsadere edildi. İbn Haldun Biskra şehrindeki dostlarının himayesine iltica etti.

İnziva arayışı

İbn Haldun, Bijaya’da sultandan veya başvekilden hemen sonra gelen başkâtiplik görevine getirildi. Ebu Abdullah, kendisini merasimle karşılamıştı. Ebu Abdullah büyük bir desteğe sahipti ama yönetimindeki hak iddiası Konstantin Valisi olan kuzeni Ebu’l-Abbas tarafından sorguya açık hâle getiriliyordu. Ebu’l-Abbas rakip topraklara ajanlar göndererek kargaşa çıkardı, Ebu Abdullah çaresizce dağlara kaçtı ve peşini bırakmayan Ebu’l-Abbas kuzenini öldürdü. İbn Haldun kaledeyken cereyan eden olaylar sırasında Ebu’l-Abbas’ın dönüşüne kadar adım atmayan kendisini eski konumuna getirdi. Ancak kısa süre sonra İbn Haldun yine bir hile girdabının içine çekildiğini hissetti. Uzun uğraşlar sonucu Ebu’l-Abbas’ın hizmetinden çıkmasına razı gelindi. Ama kısa süre sonra Ebu’l-Abbas fikrinden vazgeçti. İbn Haldun bu teklifi reddetti, kardeşi Yahya hapse atıldı, malı mülkü de müsadere edildi. İbn Haldun Biskra şehrindeki dostlarının himayesine iltica etti.

Tilimsan kentinin kudretli Ziyani emiri Ebu Hammu, Bijaya üzerinde hak iddia ediyordu. Kardeşi Yahya’nın hapse atıldığını ve tüm mallarına el konulduğunu öğrenen Ebu Hammu, İbn Haldun’a bir mektup yazarak kendi sarayına gelmesini ve mülkünü geri almak için mücadele etmesini teklif ediyordu. Vaziyeti belirsiz olarak değerlendiren İbn Haldun bu teklifi geri çevirdi. Hapisten yeni çıkmış ve Biskra’ya gelmiş olan kardeşi Yahya’yı gönderdi. “Unvan ve mevkiden feragat ediyor” artık sultanların meselelerine müdahil olmak istemediğini, tüm gayretlerini öğretmeye ve öğrenmeye yoğunlaştıracağını söylüyordu.

Tilimsan kentinin kudretli Ziyani emiri Ebu Hammu, Bijaya üzerinde hak iddia ediyordu. Kardeşi Yahya’nın hapse atıldığını ve tüm mallarına el konulduğunu öğrenen Ebu Hammu, İbn Haldun’a bir mektup yazarak kendi sarayına gelmesini ve mülkünü geri almak için mücadele etmesini teklif ediyordu. Vaziyeti belirsiz olarak değerlendiren İbn Haldun bu teklifi geri çevirdi. Hapisten yeni çıkmış ve Biskra’ya gelmiş olan kardeşi Yahya’yı gönderdi. “Unvan ve mevkiden feragat ediyor” artık sultanların meselelerine müdahil olmak istemediğini, tüm gayretlerini öğretmeye ve öğrenmeye yoğunlaştıracağını söylüyordu.

Ebu Hammu, Ebu Zeyyan ve Ebu’l-Abbas birbirleriyle kapışırken, dik başlı yeni Marini idarecisi Abdülaziz, Marini ve Ziyani hudutlarındaki muharebelerden ötürü çok hiddetlenmişti. Abdulaziz Ziyani başkenti Tilimsan’a yönelirken İbn Haldun Tilimsan limanında gemi bekliyordu ama gideceğinden ümitsizdi. Kabilelere temsilcilik yapmakla ün salmış olan İbn Haldun’u hizmetine girmesine ikna edemeyeceğini bilen Abdulaziz, bir grup askerle kendisini zorla hizmetine alacaktı. Abdulaziz’e itiraz eden İbn Haldun serbest kalır kalmaz, “Dünyadan vazgeçmek ve kendini ilme adamak” amacıyla mutasavvıf Ebu Medyen’in türbesine sığındı.

Ebu Hammu, Ebu Zeyyan ve Ebu’l-Abbas birbirleriyle kapışırken, dik başlı yeni Marini idarecisi Abdülaziz, Marini ve Ziyani hudutlarındaki muharebelerden ötürü çok hiddetlenmişti. Abdulaziz Ziyani başkenti Tilimsan’a yönelirken İbn Haldun Tilimsan limanında gemi bekliyordu ama gideceğinden ümitsizdi. Kabilelere temsilcilik yapmakla ün salmış olan İbn Haldun’u hizmetine girmesine ikna edemeyeceğini bilen Abdulaziz, bir grup askerle kendisini zorla hizmetine alacaktı. Abdulaziz’e itiraz eden İbn Haldun serbest kalır kalmaz, “Dünyadan vazgeçmek ve kendini ilme adamak” amacıyla mutasavvıf Ebu Medyen’in türbesine sığındı.

Toplumdan tamamen tecrit olunmayan Ebu Medyen’in usulü İbn Haldun’a uyuyordu. Manevi tekâmülün yanı sıra bu tarikat kendisine siyasi himaye sağlayabilecekti. Marini ve Ziyani topraklarının birleştiği noktada bulunan türbe, iki rakip gücün arasında tarafsız bir bölgedeydi. Ancak İbn Haldun yine de Abdülaziz’in taleplerinden kurtulamayacaktı. Birkaç ay sonra Riyah’ın Arap kabilelerini kendi safında toplaması için içtenlikle yardımını istemişti. Sultan’ın taleplerine razı gelmekten başka çaresi olmayan İbn Haldun, yeniden şeref cübbesini giyecekti. 1371 yılında İbn Haldun, yeniden kabilelerin yanına gitmiş, bu sefer Abdülaziz için destek istemişti. Ancak durum göründüğünden daha karmaşıkta ve İbn Haldun Biskra’ya dönmüştü. Bu sırada İbn Haldun’un karısı Biskra’da oğullarını doğurmuştu. İbn Haldun ve ailesinin Biskra’da geçirdiği dönemin sonu yaklaşıyordu. İbn Haldun ailesiyle birlikte Biskra’dan ayrıldığı sırada Abdülaziz’in hastalanıp öldüğünü öğrendi. Tilimsan’ı yeniden Mariniler’den alan Ebu Hammu ise çoktan onun peşine düşmüştü. Kaçarken ailesiyle birlikte zor zamanlar geçiren İbn Haldun en sonunda Fez’e dönebilmişlerdi. Marini sarayında ise kendisini taht kavgası ve Granada emiri ile yaşanan sorunlar bekliyordu. İbn Haldun bir kez daha Endülüs’e doğru yola çıkmıştı.

Toplumdan tamamen tecrit olunmayan Ebu Medyen’in usulü İbn Haldun’a uyuyordu. Manevi tekâmülün yanı sıra bu tarikat kendisine siyasi himaye sağlayabilecekti. Marini ve Ziyani topraklarının birleştiği noktada bulunan türbe, iki rakip gücün arasında tarafsız bir bölgedeydi. Ancak İbn Haldun yine de Abdülaziz’in taleplerinden kurtulamayacaktı. Birkaç ay sonra Riyah’ın Arap kabilelerini kendi safında toplaması için içtenlikle yardımını istemişti. Sultan’ın taleplerine razı gelmekten başka çaresi olmayan İbn Haldun, yeniden şeref cübbesini giyecekti. 1371 yılında İbn Haldun, yeniden kabilelerin yanına gitmiş, bu sefer Abdülaziz için destek istemişti. Ancak durum göründüğünden daha karmaşıkta ve İbn Haldun Biskra’ya dönmüştü. Bu sırada İbn Haldun’un karısı Biskra’da oğullarını doğurmuştu. İbn Haldun ve ailesinin Biskra’da geçirdiği dönemin sonu yaklaşıyordu. İbn Haldun ailesiyle birlikte Biskra’dan ayrıldığı sırada Abdülaziz’in hastalanıp öldüğünü öğrendi. Tilimsan’ı yeniden Mariniler’den alan Ebu Hammu ise çoktan onun peşine düşmüştü. Kaçarken ailesiyle birlikte zor zamanlar geçiren İbn Haldun en sonunda Fez’e dönebilmişlerdi. Marini sarayında ise kendisini taht kavgası ve Granada emiri ile yaşanan sorunlar bekliyordu. İbn Haldun bir kez daha Endülüs’e doğru yola çıkmıştı.

1374 ile 1375 yılları arasında İbn Haldun İbnu’l Hatip’in eski düşmanı İbn Zamrak için çalıştı. Ancak İbn Zamrak, İbn Haldun’un İbnu’l Hatip’in hayatını kurtarmak için başarısız bir teşebbüsü olduğu öğrenince, bir kez daha Ebu Meyden tekkesine sığınmak zorunda kaldı. İbn Haldun ve ailesi tamamen bağımsız olan Evlad-u Arif’in himayesinde güven içinde dört yıl kaldılar. Burada yazmaya başladığı Mukaddeme’nin ilk hâli bitmiş, hatıralarını kaleme almaya başlamıştı. Eğer kendisini yiyip bitiren ateşli bir hastalığa yakalanmasaydı bu kalede daha uzun bir süre kalabilirdi ama tıbbi ihtiyaçları nedeniyle kaleden ayrılmaya karar verdi. Ayrıca sıla hasreti nedeniyle de ata yurdu dediği Tunus’a dönmek istiyordu.

1374 ile 1375 yılları arasında İbn Haldun İbnu’l Hatip’in eski düşmanı İbn Zamrak için çalıştı. Ancak İbn Zamrak, İbn Haldun’un İbnu’l Hatip’in hayatını kurtarmak için başarısız bir teşebbüsü olduğu öğrenince, bir kez daha Ebu Meyden tekkesine sığınmak zorunda kaldı. İbn Haldun ve ailesi tamamen bağımsız olan Evlad-u Arif’in himayesinde güven içinde dört yıl kaldılar. Burada yazmaya başladığı Mukaddeme’nin ilk hâli bitmiş, hatıralarını kaleme almaya başlamıştı. Eğer kendisini yiyip bitiren ateşli bir hastalığa yakalanmasaydı bu kalede daha uzun bir süre kalabilirdi ama tıbbi ihtiyaçları nedeniyle kaleden ayrılmaya karar verdi. Ayrıca sıla hasreti nedeniyle de ata yurdu dediği Tunus’a dönmek istiyordu.

1378 sonbaharı biterken ulaştığı Tunus’ta kısa sürede memuriyet alarak kadılık postuna oturdu ve yeniden kendisini inzivaya çekilmeye iten hile ve kıskançlık girdabının içinde buldu. İlmini ve güce kolay ulaşabilmesini kıskananlar bu durumdan hoşnut değildi. Muhtemelen meslektaşları İbn Haldun’u fazla zeki buluyorlar ve bilgisinin genişliğinin farkındalardı. Hafsi sarayındaki sadakatini ve emellerini sorgulayan kıskanç rakipleri çok da haksız olmayabilirdi. Bu ithamlara karşılık İbn Haldun kitabını Ebu’l-Abbas’a ithaf etme kararı almıştı ama yine de karalamalardan kurtulamamıştı. Entrika kılıcını hisseden İbn Haldun, saraydan kaçmak için bir plan yaptı ve hacca gitmek için sultandan izin istedi. İbn Haldun 1383 yılında İskenderiye limanına çıkmıştı.

1378 sonbaharı biterken ulaştığı Tunus’ta kısa sürede memuriyet alarak kadılık postuna oturdu ve yeniden kendisini inzivaya çekilmeye iten hile ve kıskançlık girdabının içinde buldu. İlmini ve güce kolay ulaşabilmesini kıskananlar bu durumdan hoşnut değildi. Muhtemelen meslektaşları İbn Haldun’u fazla zeki buluyorlar ve bilgisinin genişliğinin farkındalardı. Hafsi sarayındaki sadakatini ve emellerini sorgulayan kıskanç rakipleri çok da haksız olmayabilirdi. Bu ithamlara karşılık İbn Haldun kitabını Ebu’l-Abbas’a ithaf etme kararı almıştı ama yine de karalamalardan kurtulamamıştı. Entrika kılıcını hisseden İbn Haldun, saraydan kaçmak için bir plan yaptı ve hacca gitmek için sultandan izin istedi. İbn Haldun 1383 yılında İskenderiye limanına çıkmıştı.

Son durak: Kahire  İbn Haldun, 1382 Ocak ayında Kahire’ye adım attığında, şehirdeki çeşitlilik ve zenginlik göz kamaştırıcıydı. Nüfusu yaklaşık beş yüz bindi. İbn Haldun’un Mısır’dan etkilenmesi ve hayatının sonuna kadar orada yaşamak üzere şehre yerleşmiş olması Mağrib kimliğinden vazgeçtiği ya da Maliki mezhebiyle bağını kestiği manasına gelmiyordu. Kuzey Afrika kadı cübbesini giymeye devam ediyordu. Muhtemelen kendini ayrıştırmanın fark edilmek için en iyi yol olduğunu düşünüyordu. Gelişi Kahire’nin ilmi ve dini çevrelerinde hareketliliğe sebep olmuştu. Ezher Camii’nde ders okutmak için kolaylıkla bir yer bulmuştu. Dostları sayesinde kısa sürede Memluk sultanının himayesine girmeyi başarmıştı. Memluk Sultanı Berkuk, Tunus’taki Ebu’l-Abbas’a bir mektup yazıp İbn Haldun’un ailesini serbest bırakmasını talep eden bir mektup yazmış ve ailenin Kahire’ye gelmesi için izin verilmişti.

Son durak: Kahire

İbn Haldun, 1382 Ocak ayında Kahire’ye adım attığında, şehirdeki çeşitlilik ve zenginlik göz kamaştırıcıydı. Nüfusu yaklaşık beş yüz bindi. İbn Haldun’un Mısır’dan etkilenmesi ve hayatının sonuna kadar orada yaşamak üzere şehre yerleşmiş olması Mağrib kimliğinden vazgeçtiği ya da Maliki mezhebiyle bağını kestiği manasına gelmiyordu. Kuzey Afrika kadı cübbesini giymeye devam ediyordu. Muhtemelen kendini ayrıştırmanın fark edilmek için en iyi yol olduğunu düşünüyordu. Gelişi Kahire’nin ilmi ve dini çevrelerinde hareketliliğe sebep olmuştu. Ezher Camii’nde ders okutmak için kolaylıkla bir yer bulmuştu. Dostları sayesinde kısa sürede Memluk sultanının himayesine girmeyi başarmıştı. Memluk Sultanı Berkuk, Tunus’taki Ebu’l-Abbas’a bir mektup yazıp İbn Haldun’un ailesini serbest bırakmasını talep eden bir mektup yazmış ve ailenin Kahire’ye gelmesi için izin verilmişti.

1187 yılında Kudüs’ü Haçlılardan tekrar alan meşhur Selahaddin’in kurduğu vakfa ait Kamhiyye Medresesinin başına getirilmişti. 1384’te Sünni mezhebine ait olan Maliki kadısı olarak tayin edildi. Fakat Kahire’de resmen tanınan dört mezhebin anlaşmazlıkları ötürü ortada büyük bir karmaşa, yolsuzluk ve hukuksuzluk yaşanıyordu. İbn Haldun, hukuku eşit şekilde tatbik etmek ve kanunları ciddiyet ile uygulamak gerektiğini savunuyordu. Güçlü ve yüksek makamdaki birçok kişinin aleyhine hüküm vermişti. İbn Haldun’u gözden düşürmek için giriştikleri tüm çabalara rağmen Sultan güç sahibi eşrafa karşı İbn Haldun’un hükümlerine destek vermişti.

1187 yılında Kudüs’ü Haçlılardan tekrar alan meşhur Selahaddin’in kurduğu vakfa ait Kamhiyye Medresesinin başına getirilmişti. 1384’te Sünni mezhebine ait olan Maliki kadısı olarak tayin edildi. Fakat Kahire’de resmen tanınan dört mezhebin anlaşmazlıkları ötürü ortada büyük bir karmaşa, yolsuzluk ve hukuksuzluk yaşanıyordu. İbn Haldun, hukuku eşit şekilde tatbik etmek ve kanunları ciddiyet ile uygulamak gerektiğini savunuyordu. Güçlü ve yüksek makamdaki birçok kişinin aleyhine hüküm vermişti. İbn Haldun’u gözden düşürmek için giriştikleri tüm çabalara rağmen Sultan güç sahibi eşrafa karşı İbn Haldun’un hükümlerine destek vermişti.

Bu çekişmeler içinde İbn Haldun, ailesinin, hanımının ve çocuklarının ölüm haberini almıştı. Ailesini taşıyan gemi fırtınaya tutulmuş ve sadece iki oğlu hayatta kalmıştı. Ailesini kaybetmiş olması İbn Haldun’un halet-i ruhiyesini sarsmış, bir anda kadı olarak verdiği emeğin manasız olduğunu ve adaleti tesis etmesinin imkânsız olduğu kanaatine varmıştı. Makamından istifa etmişti. “Ömrünün geri kalanını Allah’a adayarak ve saadetin önündeki engelleri aşarak yaşamak ümidi” ile yanıp tutuşmuştu. Allah’ın yardımını talep eden İbn Haldun hacca gitme kararı almıştı.

Bu çekişmeler içinde İbn Haldun, ailesinin, hanımının ve çocuklarının ölüm haberini almıştı. Ailesini taşıyan gemi fırtınaya tutulmuş ve sadece iki oğlu hayatta kalmıştı. Ailesini kaybetmiş olması İbn Haldun’un halet-i ruhiyesini sarsmış, bir anda kadı olarak verdiği emeğin manasız olduğunu ve adaleti tesis etmesinin imkânsız olduğu kanaatine varmıştı. Makamından istifa etmişti. “Ömrünün geri kalanını Allah’a adayarak ve saadetin önündeki engelleri aşarak yaşamak ümidi” ile yanıp tutuşmuştu. Allah’ın yardımını talep eden İbn Haldun hacca gitme kararı almıştı.

Hac ziyaretinin ardından 1338 yılında Kahire’ye dönen İbn Haldun’un ailesinin ölümünden sonra girdiği bunalımdan büyük ölçüde kurtulduğunu fark eden Sultan, kendisini önemli bir sufi merkezinin başına geçirmişti. Ancak bir süre sonra rahatlık sona erecekti. Kahire’deki vaziyet Sultan için tehlikeli hâle gelmişti. Memlukler eşrafından el-Nasiri isimli birisi 1389 yılında bir isyan tertip etmişti. Sultan, Maliki kadısı olan İbn Haldun’dan destek almıştı. El-Nasiri’nin güç kazandığını gören İbn Haldun aceleci davranmış, Berkuk aleyhine verilen bir fetvanın altına imza atmıştı. Bu karar tenzil-i rütbe ve saraydan uzaklaştırma ile sonuçlanacaktı.

Hac ziyaretinin ardından 1338 yılında Kahire’ye dönen İbn Haldun’un ailesinin ölümünden sonra girdiği bunalımdan büyük ölçüde kurtulduğunu fark eden Sultan, kendisini önemli bir sufi merkezinin başına geçirmişti. Ancak bir süre sonra rahatlık sona erecekti. Kahire’deki vaziyet Sultan için tehlikeli hâle gelmişti. Memlukler eşrafından el-Nasiri isimli birisi 1389 yılında bir isyan tertip etmişti. Sultan, Maliki kadısı olan İbn Haldun’dan destek almıştı. El-Nasiri’nin güç kazandığını gören İbn Haldun aceleci davranmış, Berkuk aleyhine verilen bir fetvanın altına imza atmıştı. Bu karar tenzil-i rütbe ve saraydan uzaklaştırma ile sonuçlanacaktı.

İbn Haldun Sultan’ın yeniden gözüne girecekti ama birkaç ay sonra 1399 yılında Sultan ölecekti. Yerine oğlu Faraj geçti. O sırada Hindistan’da olmasına ve Güney Asya’daki son direnişi kırmakla meşgul olmasına rağmen Timur bir süredir Memluk topraklarını ele geçirmek için hazırlık yapıyordu. Berkuk’un ölmesi ile Timur’a bir fırsat doğmuştu. İvedilikle ordusunu Hindistan’dan Orta Asya’ya kaydırmış, ardından Sivas ve Halep’i alarak Suriye’ye yönelmişti. Okuma yazması dahi olmayan bu keskin zekâlı adamın Hindistan’ı bırakarak Memluk topraklarına yönelmesi, kendisinden önce İskender gibi büyük fatihler gibi Mısır’ı dünyanın fethinin kapısını açan bir anahtar olarak gördüğünün işaretiydi.

İbn Haldun Sultan’ın yeniden gözüne girecekti ama birkaç ay sonra 1399 yılında Sultan ölecekti. Yerine oğlu Faraj geçti. O sırada Hindistan’da olmasına ve Güney Asya’daki son direnişi kırmakla meşgul olmasına rağmen Timur bir süredir Memluk topraklarını ele geçirmek için hazırlık yapıyordu. Berkuk’un ölmesi ile Timur’a bir fırsat doğmuştu. İvedilikle ordusunu Hindistan’dan Orta Asya’ya kaydırmış, ardından Sivas ve Halep’i alarak Suriye’ye yönelmişti. Okuma yazması dahi olmayan bu keskin zekâlı adamın Hindistan’ı bırakarak Memluk topraklarına yönelmesi, kendisinden önce İskender gibi büyük fatihler gibi Mısır’ı dünyanın fethinin kapısını açan bir anahtar olarak gördüğünün işaretiydi.

İbn Haldun askeri ve siyasi olarak oldukça sorunlu ve hassas bir dönemde Timur ile görüştü. Hayatı ve emniyeti için güvence istedikten sonra Faraj’ı mağlup etmesi hâlinde hizmetine girebileceğini söyledi. İbn Haldun’un 1401yılında yaptığı görüşme etrafındakiler tarafından bilinmiyor değildi. İbn Haldun kendi otobiyografisinde Timur’u methettiğini kabul ediyordu. İbn Haldun’un, Memlukleri mağlup edip edemeyeceğine tam emin olana kadar, Timur’a sadıkmış gibi davranmış olması da oldukça önemlidir. İbn Haldun ayrıldıktan sonra Timur fetihlerinin göçebe niteliğini ortaya koyar şekilde, dünyanın en muhteşem şehirlerinden birisi olan Şam’ı ele geçirmiş olmasına rağmen oğlunu Şekeb’in yaylalarına göndermişti. İbn Haldun, Timur’un oğluna katılma teklifini, işlerini bahane ederek geri çevirmişti. İbn Haldun, Tunus sultanına gönderdiği mektupta, Timur’u oldukça sempatik birisi olarak tarif etmekteydi.

İbn Haldun askeri ve siyasi olarak oldukça sorunlu ve hassas bir dönemde Timur ile görüştü. Hayatı ve emniyeti için güvence istedikten sonra Faraj’ı mağlup etmesi hâlinde hizmetine girebileceğini söyledi. İbn Haldun’un 1401yılında yaptığı görüşme etrafındakiler tarafından bilinmiyor değildi. İbn Haldun kendi otobiyografisinde Timur’u methettiğini kabul ediyordu. İbn Haldun’un, Memlukleri mağlup edip edemeyeceğine tam emin olana kadar, Timur’a sadıkmış gibi davranmış olması da oldukça önemlidir. İbn Haldun ayrıldıktan sonra Timur fetihlerinin göçebe niteliğini ortaya koyar şekilde, dünyanın en muhteşem şehirlerinden birisi olan Şam’ı ele geçirmiş olmasına rağmen oğlunu Şekeb’in yaylalarına göndermişti. İbn Haldun, Timur’un oğluna katılma teklifini, işlerini bahane ederek geri çevirmişti. İbn Haldun, Tunus sultanına gönderdiği mektupta, Timur’u oldukça sempatik birisi olarak tarif etmekteydi.

Şam’dan Kahire’ye giderken yolda eşkıyaların saldırısına uğrayan İbn Haldun bir gemiye binmiş ve Gazze’ye kadar gitmişti. Bu gemide Osmanlı Sultanı I. Bayezid’in elçisiyle de tanışacaktı.  Memlukler sonunda Timur’u mağlup etmişler, İbn Haldun Kahire’nin olağan siyasetine geri dönmüştü. 1401yılında yeniden Maliki baş kadısı olmuştu. Arkasından yine oyunlar çevrilmiş, İbn Haldun aynı makama dört defa daha getirilmiş ve azledilmişti. Otobiyografisinin sonunda öfkesini açığa vuran İbn Haldun, “Her şeyi elinde tutan Allah’tır.” diyordu. 17 Mart 1406’da vefat etti, Kahire’de bir sufi mezarlığına defnedildi.

Şam’dan Kahire’ye giderken yolda eşkıyaların saldırısına uğrayan İbn Haldun bir gemiye binmiş ve Gazze’ye kadar gitmişti. Bu gemide Osmanlı Sultanı I. Bayezid’in elçisiyle de tanışacaktı.

Memlukler sonunda Timur’u mağlup etmişler, İbn Haldun Kahire’nin olağan siyasetine geri dönmüştü. 1401yılında yeniden Maliki baş kadısı olmuştu. Arkasından yine oyunlar çevrilmiş, İbn Haldun aynı makama dört defa daha getirilmiş ve azledilmişti. Otobiyografisinin sonunda öfkesini açığa vuran İbn Haldun, “Her şeyi elinde tutan Allah’tır.” diyordu. 17 Mart 1406’da vefat etti, Kahire’de bir sufi mezarlığına defnedildi.

İbn Haldun’un hayatı tezatlarla doluydu. Tasavvufi arayış ile siyasi yükseliş, inzivaya çekilmek ile nüfuz sahibi olmak arzuları, memleketi Kuzey Afrika’nın karmaşık coğrafyası ile hayata veda ettiği Mısır’ın yerleşik ve sofistike kent kültürü, evliyaların kerametlerine güvenmek ile yeni bir tarih ilmi arasındaki tezatlar İbni Haldun’un duraksamasına asla yol açmamıştır. Bu tezatlar, büyük bir dünya tarihi kitabı yazan, bu tarih içinde kendi yaşadığı dönemi de anlatan, kendisinin dünya üzerinde geçirdiği yaşamın tarihini de kaleme alan birinin hayatına zenginlik katmıştı.  İbn Haldun, “Mukaddime”yi, fikriyatı üzerindeki manevi, felsefi, akli ve dini tesirlerin harmanı ve hayatı boyunca edindiği tecrübeler ile olgunlaşan dersler, gözlemler ya da yasaklar bütünü olarak yazmıştı.   Sabriye Mercan

İbn Haldun’un hayatı tezatlarla doluydu. Tasavvufi arayış ile siyasi yükseliş, inzivaya çekilmek ile nüfuz sahibi olmak arzuları, memleketi Kuzey Afrika’nın karmaşık coğrafyası ile hayata veda ettiği Mısır’ın yerleşik ve sofistike kent kültürü, evliyaların kerametlerine güvenmek ile yeni bir tarih ilmi arasındaki tezatlar İbni Haldun’un duraksamasına asla yol açmamıştır. Bu tezatlar, büyük bir dünya tarihi kitabı yazan, bu tarih içinde kendi yaşadığı dönemi de anlatan, kendisinin dünya üzerinde geçirdiği yaşamın tarihini de kaleme alan birinin hayatına zenginlik katmıştı.

İbn Haldun, “Mukaddime”yi, fikriyatı üzerindeki manevi, felsefi, akli ve dini tesirlerin harmanı ve hayatı boyunca edindiği tecrübeler ile olgunlaşan dersler, gözlemler ya da yasaklar bütünü olarak yazmıştı.


Sabriye Mercan

dünyabülteni.com

Bu haber 14716 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SANAT-TARİH- YAZI DİZİ

Cemil Meriç

Cemil Meriç Kaleme aldığı eserleriyle Türk edebiyatı ve düşünce dünyasında önemli bir yere sahip olan yazar, çevirmen ve mütefe...

Pandemi sonrası ulus devlet ve milliyetçi akımlar güçlenecek

Pandemi sonrası ulus devlet ve milliyetçi akımlar güçlenecek Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Kişilerarası İletişim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Ulağlı: "Pande...

NASİHAT

NAMAZ

MERHABA25 May?s 2020

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

YEDİ KITA

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi