BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

DUA SANA

CAMİYE GELİN

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

Hangi yazar Türkçeyi güzel kullanıyor

Hangi yazar Türkçeyi güzel kullanıyor

Tarih 12 Nisan 2020, 14:02 Editör HÜSEYİN NECATİ

Yusuf Turan Günaydın, okuduğunda bir Türkçe zevki bırakan yazarlarını gerekçeleriyle sıraladı. Listede günümüz yazarları da var..

Yusuf Turan Günaydın, okuduğunda bir Türkçe zevki bırakan yazarlarını gerekçeleriyle sıraladı. Listede günümüz yazarları da var..

Türkçeyi güzel kullanmak birikim işidir. Bu birikim istidat ile de birleşirse ortaya harikalar çıkar. Sanırım bazı insanlar, birikimlerinin yanı sıra dili kullanma konusunda özel bir yeteneğe sahiptir.

Türkçeyi güzel kullanmak birikim işidir. Bu birikim istidat ile de birleşirse ortaya harikalar çıkar. Sanırım bazı insanlar, birikimlerinin yanı sıra dili kullanma konusunda özel bir yeteneğe sahiptir.

İlk gençlik çağlarında gazete ve dergilerdeki yazılarını ve kitaplarını okuma imkânı bulmuş nesil, Türkçeyi güzel kullanma hususunda Refik Halit’in üstüne kimseyi tanımaz. Haklıdırlar da. Refik Halit’in gerçekten zengin bir kelime kadrosu vardır. Bazen çok az kullanılan birçok kelimeyi bir cümlede cem eder ve şaşırırsınız bu kelimeleri, birbirleriyle anlam bütünlüğü sağlayacak şekilde nasıl kullandı ve bir potada âdeta eritti diye… Refik Halit, tahsilini Osmanlı devrinde görmüş ve ürünlerinin bir kısmını Cumhuriyet döneminde vermiş nesildendir. Bu neslin kelime kadrosu oldukça zengindir ve umumiyetle çok kıvraktır.

İlk gençlik çağlarında gazete ve dergilerdeki yazılarını ve kitaplarını okuma imkânı bulmuş nesil, Türkçeyi güzel kullanma hususunda Refik Halit’in üstüne kimseyi tanımaz. Haklıdırlar da. Refik Halit’in gerçekten zengin bir kelime kadrosu vardır. Bazen çok az kullanılan birçok kelimeyi bir cümlede cem eder ve şaşırırsınız bu kelimeleri, birbirleriyle anlam bütünlüğü sağlayacak şekilde nasıl kullandı ve bir potada âdeta eritti diye… Refik Halit, tahsilini Osmanlı devrinde görmüş ve ürünlerinin bir kısmını Cumhuriyet döneminde vermiş nesildendir. Bu neslin kelime kadrosu oldukça zengindir ve umumiyetle çok kıvraktır.

Belki Halide Edip ve Halit Ziya’nın Türkçesi hariç diyebiliriz. Halit Ziya’nın Türkçesi zorlar okuyucuyu. Halide Edip’in ise İngilizcesi Türkçesinden çok daha iyidir ve Türkçesi, dâhil olduğu nesle kıyasla özensiz gözükür.

Belki Halide Edip ve Halit Ziya’nın Türkçesi hariç diyebiliriz. Halit Ziya’nın Türkçesi zorlar okuyucuyu. Halide Edip’in ise İngilizcesi Türkçesinden çok daha iyidir ve Türkçesi, dâhil olduğu nesle kıyasla özensiz gözükür.

Biraz daha sonraki nesilden Ahmet Hamdi Tanpınar ise, Reşat Nuri vb. çağdaşı romancılar ilk üslûplarını bizzat kendileri ‘sadeleştirmek’ zorunda kalırken, bildiği gibi yazmaya devam eden ve kendisinden sonra da üslûbuna dokunulamayan bir yazar olarak ayrıcalıklı bir yerdedir. Yani ‘metîn’ bir Türkçesi vardır Tanpınar’ın; duvarları biraz zorlamayla aşılabilecek bir kaleye benzer üslûbu. Gençlerin bu sebeple işte bir Yakup Kadri'yi, bir Reşat Nuri'yi Tanpınar'dan daha çok okuduklarını düşünüyorum. Oysa bir gencin Tanpınar’ı okumaya çalışması sonraki yıllarda üslûbuna çok şey katabilir.

Biraz daha sonraki nesilden Ahmet Hamdi Tanpınar ise, Reşat Nuri vb. çağdaşı romancılar ilk üslûplarını bizzat kendileri ‘sadeleştirmek’ zorunda kalırken, bildiği gibi yazmaya devam eden ve kendisinden sonra da üslûbuna dokunulamayan bir yazar olarak ayrıcalıklı bir yerdedir. Yani ‘metîn’ bir Türkçesi vardır Tanpınar’ın; duvarları biraz zorlamayla aşılabilecek bir kaleye benzer üslûbu. Gençlerin bu sebeple işte bir Yakup Kadri'yi, bir Reşat Nuri'yi Tanpınar'dan daha çok okuduklarını düşünüyorum. Oysa bir gencin Tanpınar’ı okumaya çalışması sonraki yıllarda üslûbuna çok şey katabilir.

İlk gençlik yıllarımda Necip Fazıl’ın Türkçesinin uzun süre tesirinde kaldım. Şiirlerini kastetmiyorum; düzyazı eserlerinde o derece kendine mahsus bir Türkçesi vardır ki alışkanlık yapar. Hatta ‘70’li yıllarda neredeyse aynen Necip Fazıl gibi yazan bir grup yazar vardı. Gerçi İlhami Merter, Aylık Dergi’deki “Üç Ölümlü Sanatçı” yazısında Necip Fazıl’ın kişiliğine, düşüncesine, şiirlerine ‘saldırdığı’ kadar diline de yüklenir ve üslûbunun ‘tıkanık’ bir üslûp olduğunu ileri sürer. Bana kalırsa zorlama bir düşüncedir bu. Şu söylediğimi abartma sanmayın lütfen: İlk gençlik çağlarımda Necip Fazıl’dan bir kitap okuyup peşinden başka bir yazara geçtiğimde, o yazarın üslûbu fena hâlde tatsız gelir ve o kitabı bırakır, tekrar bir Necip Fazıl kitabı okumaya başlardım.

İlk gençlik yıllarımda Necip Fazıl’ın Türkçesinin uzun süre tesirinde kaldım. Şiirlerini kastetmiyorum; düzyazı eserlerinde o derece kendine mahsus bir Türkçesi vardır ki alışkanlık yapar. Hatta ‘70’li yıllarda neredeyse aynen Necip Fazıl gibi yazan bir grup yazar vardı. Gerçi İlhami Merter, Aylık Dergi’deki “Üç Ölümlü Sanatçı” yazısında Necip Fazıl’ın kişiliğine, düşüncesine, şiirlerine ‘saldırdığı’ kadar diline de yüklenir ve üslûbunun ‘tıkanık’ bir üslûp olduğunu ileri sürer. Bana kalırsa zorlama bir düşüncedir bu. Şu söylediğimi abartma sanmayın lütfen: İlk gençlik çağlarımda Necip Fazıl’dan bir kitap okuyup peşinden başka bir yazara geçtiğimde, o yazarın üslûbu fena hâlde tatsız gelir ve o kitabı bırakır, tekrar bir Necip Fazıl kitabı okumaya başlardım.

Bir müddet böyle devam etti. Sonra lise kütüphanesinde Cemil Meriç’in -o zamanlar minicik bir kitap olan- Bu Ülke’sini buldum ve okudukça son derece kendine özgü bir Türkçe kullanımıyla karşılaşarak şaşırdım. Bilmiyorum bu durum Necip Fazıl’ın diliyle ilgili takıntımı aşmada bana yardımcı oldu mu? Sanırım olmuştur. Bu arada yine okul kütüphanesinde bu kez Balzac’ın Meriç tarafından tercüme edilen İhtişam ve Sefalet adlı romanını ‘keşfettim’. Telif olmayan, tercüme bir kitaptaki bu Türkçe gösterisi, Bu Ülke’dekinden bile çarpıcıydı! Bilmiyorum Balzac bu romanı Fransızcada bu kadar güzel telif edebilmiş midir?

Bir müddet böyle devam etti. Sonra lise kütüphanesinde Cemil Meriç’in -o zamanlar minicik bir kitap olan- Bu Ülke’sini buldum ve okudukça son derece kendine özgü bir Türkçe kullanımıyla karşılaşarak şaşırdım. Bilmiyorum bu durum Necip Fazıl’ın diliyle ilgili takıntımı aşmada bana yardımcı oldu mu? Sanırım olmuştur. Bu arada yine okul kütüphanesinde bu kez Balzac’ın Meriç tarafından tercüme edilen İhtişam ve Sefalet adlı romanını ‘keşfettim’. Telif olmayan, tercüme bir kitaptaki bu Türkçe gösterisi, Bu Ülke’dekinden bile çarpıcıydı! Bilmiyorum Balzac bu romanı Fransızcada bu kadar güzel telif edebilmiş midir?

Babamın kitaplığında keşfettiğim yazarlardan olan Arif Nihat Asya’nın Türkçesi de ustalıklı bir Türkçedir. Asya, tevarüs ettiği tasavvuf kültürünün etkisini üslûbuna yedirmiş görünür.

Babamın kitaplığında keşfettiğim yazarlardan olan Arif Nihat Asya’nın Türkçesi de ustalıklı bir Türkçedir. Asya, tevarüs ettiği tasavvuf kültürünün etkisini üslûbuna yedirmiş görünür.

Yine Halide Nusret Zorlutuna da bana son derece ‘anaç’ ve sokulgan görünen Türkçesiyle etkilendiğimMalik Aksel yazarlardandır. Bu üslûbu ilk kez yazarın Bir Devrin Romanı adlı hâtıra kitabında tatmış ve alt alta iki Besmele ile başlayan bu kitap vesilesiyle Halide Nusret’i sevmişimdir.

Yine Halide Nusret Zorlutuna da bana son derece ‘anaç’ ve sokulgan görünen Türkçesiyle etkilendiğimMalik Aksel yazarlardandır. Bu üslûbu ilk kez yazarın Bir Devrin Romanı adlı hâtıra kitabında tatmış ve alt alta iki Besmele ile başlayan bu kitap vesilesiyle Halide Nusret’i sevmişimdir.

Türkçesi kendine özgü tatlar taşıyan yazarlarımdan biri de Malik Aksel’dir. Aksel, yine lise yıllarında elime geçen İstanbul’un Ortası adlı kitabıyla üslûp olarak tatlı geldiği kadar içimdeki ilk İstanbul sevgisini körükleyen bir yazar olmuştur benim için. Onun üslûbunda, elinizden tutup sizi İstanbul’un az bilinen taraflarını tanıtarak gezdiren bir büyüğünüzün tavrını hissedersiniz.

Türkçesi kendine özgü tatlar taşıyan yazarlarımdan biri de Malik Aksel’dir. Aksel, yine lise yıllarında elime geçen İstanbul’un Ortası adlı kitabıyla üslûp olarak tatlı geldiği kadar içimdeki ilk İstanbul sevgisini körükleyen bir yazar olmuştur benim için. Onun üslûbunda, elinizden tutup sizi İstanbul’un az bilinen taraflarını tanıtarak gezdiren bir büyüğünüzün tavrını hissedersiniz.

Mehmet Âkif’in Türkçesini ise, Safahat’ından çok, yıllarca sonra yayına hazırlama bahtına eriştiğim mektupları vasıtasıyla ‘sevdim’. Safahat beni öncelikle sağladığı atmosfer ile etkiler ve sevgiden önce büyük bir saygı uyandırırmış üzerimde meğer. Bu durumun farkına Âkif’in mektuplarıyla varabildim. Mektuplardaki öncelikle kendini iğneleyen espritüel üslûp kesinlikle es geçilecek gibi değildir.

Mehmet Âkif’in Türkçesini ise, Safahat’ından çok, yıllarca sonra yayına hazırlama bahtına eriştiğim mektupları vasıtasıyla ‘sevdim’. Safahat beni öncelikle sağladığı atmosfer ile etkiler ve sevgiden önce büyük bir saygı uyandırırmış üzerimde meğer. Bu durumun farkına Âkif’in mektuplarıyla varabildim. Mektuplardaki öncelikle kendini iğneleyen espritüel üslûp kesinlikle es geçilecek gibi değildir.

Peyami Safa’nın telkin gücü yüksek Türkçesini anmazsak ayıp etmiş oluruz elbette. Yine ilk gençlik çağlarımda okuduğum romanlarından Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ile Sözde Kızlar’daki bazı sahnelerin beni ne kadar etkilediğini, bunları birebir rüyada görünceye kadar hissedememiştim. Okuduğum romanlarındaki bazı sahneleri rüyama giren tek yazar Peyami Safa’dır. Onun Cingöz Recai serisinde de son derece zekice bir Türkçe vardır; bu kitaplar basit sayılabilecek kurgularından çok diliyle etkiler aslında okuyucuyu; bahsettiğim zekâ gösterisi dilde ortaya çıkar bu romancıklarda.

Peyami Safa’nın telkin gücü yüksek Türkçesini anmazsak ayıp etmiş oluruz elbette. Yine ilk gençlik çağlarımda okuduğum romanlarından Matmazel Noraliya’nın Koltuğu ile Sözde Kızlar’daki bazı sahnelerin beni ne kadar etkilediğini, bunları birebir rüyada görünceye kadar hissedememiştim. Okuduğum romanlarındaki bazı sahneleri rüyama giren tek yazar Peyami Safa’dır. Onun Cingöz Recai serisinde de son derece zekice bir Türkçe vardır; bu kitaplar basit sayılabilecek kurgularından çok diliyle etkiler aslında okuyucuyu; bahsettiğim zekâ gösterisi dilde ortaya çıkar bu romancıklarda.

Âşina olduğumuz suların dışındaki sularda seyreden yazarlardan Hulki Aktunç’un Türkçesini de hep çarpıcı bulmuşumdur. Bir Yer Göstericinin Hayatı adlı öykü kitabını okuduğumda farklı bir Türkçe damarı keşfettiğimden emin olmuştum. Hâliyle başka kitaplarını da okudum ve Aforistika’da tavan yapan dil ustalığı ile Hulki Aktunç Türkçesi hakkındaki kanaatlerim daha da bir pekişmişti.

Âşina olduğumuz suların dışındaki sularda seyreden yazarlardan Hulki Aktunç’un Türkçesini de hep çarpıcı bulmuşumdur. Bir Yer Göstericinin Hayatı adlı öykü kitabını okuduğumda farklı bir Türkçe damarı keşfettiğimden emin olmuştum. Hâliyle başka kitaplarını da okudum ve Aforistika’da tavan yapan dil ustalığı ile Hulki Aktunç Türkçesi hakkındaki kanaatlerim daha da bir pekişmişti.

Şıngırtılı, çok farklı bir dünyadan tınılar taşıyan Türkçesiyle Salâh Birsel de kendine özgü bir ada sayılmalıdır. O kelime kadrosu, Türkçede başka hangi yazarda var bilmiyorum.

Şıngırtılı, çok farklı bir dünyadan tınılar taşıyan Türkçesiyle Salâh Birsel de kendine özgü bir ada sayılmalıdır. O kelime kadrosu, Türkçede başka hangi yazarda var bilmiyorum.

Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak’ta sergilediği dil çabası da örnek bir çabadır: Şairin düzyazılarında sıradan bir dilin nasıl aşılabileceğine dair bir çaba görünür durumdadır. Zarifoğlu’nun Türkçesi -adının birlikte anıldığı emsali yazarlara göre- medeniyetimizin köklü kelimelerine çok daha fazla yaslıdır ve fakat onların hepsinden daha ‘modern’ görünür. Doğrusu bu büyük bir başarıdır. Onu Türkçenin en ‘İslâmca’ yazarlarından biri sayabiliriz diye düşünüyorum. Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak’ta sergilediği dil çabası da örnek bir çabadır: Şairin düzyazılarında sıradan bir dilin nasıl aşılabileceğine dair bir çaba görünür durumdadır. Zarifoğlu’nun Türkçesi -adının birlikte anıldığı emsali yazarlara göre- medeniyetimizin köklü kelimelerine çok daha fazla yaslıdır ve fakat onların hepsinden daha ‘modern’ görünür. Doğrusu bu büyük bir başarıdır. Onu Türkçenin en ‘İslâmca’ yazarlar
ından biri sayabiliriz diye düşünüyorum.
Tercüme demiştim de, şair Cahit Koytak’ın Muhammed Esed’den çevirdiği Mekke’ye Giden Yol’daki ve Nazife Şişman’ın Martin Lings [Ebûbekir Siraceddin]’ten çevirdiği Hz. Muhammed’in Hayatı’ndaki Türkçe de ustalıklıdır ve emek sarf edilmiş bir tercüme üslûbuna sahiptir.

Tercüme demiştim de, şair Cahit Koytak’ın Muhammed Esed’den çevirdiği Mekke’ye Giden Yol’daki ve Nazife Şişman’ın Martin Lings [Ebûbekir Siraceddin]’ten çevirdiği Hz. Muhammed’in Hayatı’ndaki Türkçe de ustalıklıdır ve emek sarf edilmiş bir tercüme üslûbuna sahiptir.

Genç nesilden Mehmet Aycı’nın düzyazılarındaki üslûbu da oldukça çekicidir. O, eski sohbet ortamlarını yazılaştırıyor; geleneksel sözlü anlatımı yazıya çeviriyor sanki. Bu üslûbun arka planında gülümseyen bir Nasreddin Hoca var gibi gelmiştir bana hep.

Genç nesilden Mehmet Aycı’nın düzyazılarındaki üslûbu da oldukça çekicidir. O, eski sohbet ortamlarını yazılaştırıyor; geleneksel sözlü anlatımı yazıya çeviriyor sanki. Bu üslûbun arka planında gülümseyen bir Nasreddin Hoca var gibi gelmiştir bana hep.

Okuyan, yazan ve çizen insanlar, biraz da dillerinden etkilendikleri yazarların önlüksüz, sırasız, mektepsiz talebeleri hükmündedir. Mehmet Âkif, Mahir İz’e yazdığı bir mektubunda son derece espritüel bir üslûpla açıklar bu durumu (Mehmet Âkif’in Mektupları, Ebabil Y., 2009, s. 51). Kendine özgü bir üslûba sahip olabilmek, sanıldığı kadar kolay bir iş de değildir. Uzun okumalar, yazıp sonra bunları yırtmalar ister; hâsılı çaba ister.     Yusuf Turan Günaydın yazdı

Okuyan, yazan ve çizen insanlar, biraz da dillerinden etkilendikleri yazarların önlüksüz, sırasız, mektepsiz talebeleri hükmündedir. Mehmet Âkif, Mahir İz’e yazdığı bir mektubunda son derece espritüel bir üslûpla açıklar bu durumu (Mehmet Âkif’in Mektupları, Ebabil Y., 2009, s. 51). Kendine özgü bir üslûba sahip olabilmek, sanıldığı kadar kolay bir iş de değildir. Uzun okumalar, yazıp sonra bunları yırtmalar ister; hâsılı çaba ister.



Yusuf Turan Günaydın yazdı

www.dunyabizim.com

Bu haber 4267 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

EDEBİYAT& KİTAP

ABDURRAHİM KARAKOÇ AĞABEY İÇİN

ABDURRAHİM KARAKOÇ AĞABEY İÇİN Liseye giderken sevdiğimiz şairlerin başında geliyordu Abdurrahim Karakoç Ağabey. Özü bizdendi, sözü bizdendi. Her ...

İsmet Özel'in 'Dil ile İkrar' ettiğidir

İsmet Özel'in 'Dil ile İkrar' ettiğidir İsmet Özel, 'Dil ile İkrar' kitabında, Türkçe-İslâm-şiir üçgeninde çok duruyor ve bağ kurduğu şeylerin birb...

NASİHAT

NAMAZ

MERHABA25 May?s 2020

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

YEDİ KITA

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi