BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

Alperen

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Mühür

Mi'rac Gecesi 16

Mi'rac Gecesi 16

Tarih 02 Şubat 2020, 16:30 Editör HÜSEYİN NECATİ

Gecenin içinde kılınan iki rekât namaz!.. Niye teheccüd namazı kılıyor dervişler, niye kıldığını anladın mı?.. Bir bildiği var.

f. Mi'racın Süresi

Bakın eğer, İsrâ ve Mi'rac hadisesi rüyada olsaydı, bedenen olmasaydı, melek niye durdursun? Bizi durdurmuyor ki; kıyameti görüyoruz, sıratı görüyoruz, rüyada görüyoruz, o zaman insan durmuyor. Demek ki, gerçek bir seyahat ki, melek durduruyor, sorgu sual soruyor. Muhterem kardeşlerim burdan anlayın, ip uçlarından olayın büyüklüğünü anlayın! Olayı küçültmeyin, olayın muazzamlığını anlayın diye bunları söylüyorum, okuyorum, sahih kitaplardan söylüyorum.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Sonra bu olayın vuk bulduğu müşriklerin inkârından da belli; kâfirlerin, müşriklerin inkâr etmesinden de bu olayın olduğu anlaşılıyor. Demek ki, Peygamber Efendimiz söylemiş ki, inkâr etmişler. Söylemeseydi inkâr ederler miydi?.. Demek ki, Peygamber Efendimiz söylemiş, demek ki bu olay var ki, kâfirler inkâr ediyorlar. Olmayan şey inkâr edilir mi? Hiç böyle bir şey olmasaydı, böyle bir inkâr da kitaplara girmezdi; ordan anlayın.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Tabii yedi kat semâyı geçti, semâlarda neler gördü?.. Bunlar bir hadise sığmaz. Peygamber SAS Efendimiz'in çok hadis-i şeriflerini okudum. Bunlar Sıhah-ı-Sitte'de, altı sıhhatli hadis kitabında yazılan sapasağlam rivâyetler, çoğu Peygamber Efendimiz'in Mi'racdaki müşahadeleri... Mi'racla ilgili çok bilgi var, ciltlerle bilgi var, çok şeyler göstermiş Allah-u Teàlâ Hazretleri...

Mi'rac hadisesi ne kadar sürmüş?.. Rivâyetlere göre üç-dört saatte deniliyor. Yâni Ümm-ü Hâni Hazretleri'nin evinde yattı, Harem-i Şerif'e geldi, abdest aldı, manevî hazırlıklar tamamlandı. Kuds-ü Şerife gitti, namazları kıldı, yukarıları dolaştı, geldi, Ümmü Hâni Hazretleri'nin evine döndü. Üç-dört saatlik bir şey...

--Bu kısa zamanda bu kadar geniş müşahadeler olur mu?

--Olur!..

Olduğunun isbatı şu: Şimdi burda beni dinleyen kardeşim var, arkadaşlarım var, siz de kendinizden biliyorsunuz; insan bazen dalıyor. Meselâ arkadaşlarıyla konuşurken dalıyor insan... Gece uyumamış, yorulmuş, çok çalışmış, başı önüne düşüyor, uyuyor. Bir uyuyor, bir uyanıyor, insan rüya görüyor... Şimdi burdaki arkadaşımı niçin söylüyorum? Biz onunla bir yere gidiyorduk, otobanda arabayı sürüyor, ben de kendisiyle konuşuyorum, gündüz:

"--Hay Allah yâ!.." dedi, elini dizine vurdu

"--Ne oldu, çıktığımız şehirde bir şey mi unuttun?" dedim. Yâni, "Hay Allah şunu alacaktım, almayı unuttum, dönelim mi demek istiyorsun?" dedim.

"--Yok..."

"--Ee, niye 'Hay Allah!' dedin?"

"--Uyudum." dedi.

"--Ben seninle konuşup duruyorum, ne zaman uyuyacaksın?" dedim

"--Uyudum, rüya bile gördüm." dedi.

Bak bazı şeyler çok çabuk görülüyor, yâni buna ne derler?.. Bast-ı zaman derler. Evliyâullah'ın kerâmetlerinde de vardır bu... Yâni bir anın içine, bir sene sığıyor bazen... O kadar anlatayım, anlayan anlar, bilen bilir... İnsan uykuya, şöyle bir başı bir düşer, bir kalkar; ondan sonra bir saat gördüğü rüyayı anlatır. Neden hızlı oluyor, bu neye benzer? Burdan iki saat konuşmayı banda alıyorsun, makineye takıyorsun, zızzt öteki banta geçiyor.

"--Ne çabuk geçti?.."

"--Geçer."

İşte bu aletlerde çabuk olduğu gibi, bu manevî alemde de zaman içinde zaman oluyor, zaman genişliyor, insan bir çok şeyleri müşahade ediyor, kısa zamanın içine sığıyor. Anladınız mı? Böyle oluyor bu işler...

g. Mi'racda Görülenler

Çok şeyler gördü, sayfalarla, ciltlerle, nereleri gördü kısaca sıralayalım: Bir kere yedi kat semâyı gördü, oradaki Peygamberleri gördü; Âdem AS'ı, Yusuf AS'ı, İdris AS'ı, Davun AS'ı, Musa AS'ı gördü. Musa AS'la uzun boylu görüştü. İbrâhim AS'ı, İbrâhim AS'ın nasihatlerini, tavsiyelerini dinledi. Bunların hepsini geçti; Kürsî'yi gördü, Arş-ı A'zam'ı gördü, onların meleklerini gördü. O muazzam Arş-ı A'lâ'yı tutan dört tane meleği gördü.

Ondan sonra Allah-u Teàlâ Hazretleri ona cehennemdeki azab gören insanların azablarını göstedi... Misal, bir tanesini söyleyeyim: Cebrâil AS'la gidiyorken bakıyor ki, bir adam eline kocaman bir kaya alıyor, öteki adamın adamın kafasına şiddetle vuruyor; kocaman bir kaya, zor kaldırdığı bir kayayı vuruyor. Adamın kafası parça parça oluyor, beyni, kemikleri dağılıyor. Ama tekrar kafası bir araya geliyor, toparlanıyor. Tekrar vuruyor, tekrar dağılıyor; tekrar vuruyor, tekrar dağılıyor; tekrar bir araya geliyor, tekrar dağııyor... Soruyor:

"--Yâ Cebrâil bu ne haldir?.."

Tabii hadis uzun ama ben kısaca, hülâsasını anlatıyorum size...

"--Bu adam müslümandı..."

Bakın bir, dikkat edin!..

"--Bu adam müslümandı, kırılan bu kafasıyla namazın farz olduğunu biliyordu, ama namaz kılmıyordu. İşte bu melek bunun kafasına ondan vuruyor."

Bak, azaba bak!.. "Sen bu kafayla hem Allah'ın emirlerini bildin, hangi kafaya hizmet ettin de o emirleri tutmadın?" diye...

Peygamber Efendimiz bunları gördü. Kimisinin dilleri ateşten makaslarla kesiliyor, kimisinin tenasül uzuvlarından korkunç pis kokular çıkıyor; onlar zina eden insanlar, ötekiler gıybet eden insanlar... Cehennemde bunları gördü, cenneti gördü, kendisine verilen kevser şarabının kevser nehrini gördü.

(İnnâ a'taynâkel-kevser.) [Rasûlüm, kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.] Onu gördü... Sidretül-Müntehâ'yı gördü, Tûba ağacını gördü...

Mekke'den Kudüs'e kadar Burak'la, seyahatin vasıtaları değişiyor; Kudüs'ten fezâya Mi'racla, asansör gibi, merdiven gibi, nurdan bir araçla çıktı. Uzaydan Sidretül-Müntehâ'ya kadar, cenneti, cehennemi, Levh-i Mahfûz'u, kalem-i ezeli, ordaki Beyt-i Ma'mur'u... vs. ziyaret etti. Cebrâil AS hepsini gösterdi, izahat verdi; bütün onları gördü... Yâni Rasûllullah Efendimiz, anlattığı, bildirdiği şeylerin hepsini gözüyle gördü. Sidretül-Müntehâ'ya geldiler, Cebrâil AS durdu.

Peygamber Efendimiz dedi ki:

"--Yâ Cebrâil buyur, daha öteye gidelim, yolcu yol arkadaşını yarı yolda bırakır mı? Hadi gel, gidelim!"

Cebrâil AS dedi ki:

"--Yâ Rasûlallah, benim takatim, benim hududum buraya kadar; ben burdan bir adım öteye gidersem, yanarım, benim varlığım burdan ötesinin tahammülüne uygun değil, burdan öteye tahammül edemem!" dedi.

Sidretül-Müntehâ'da Cebrâil AS kaldı. Kur'an-ı Kerim'de Sidretül-Müntehâ geçiyor, Kur'an-ı Kerim'de geçti mi, akan sular durur! Yâni, "Sahih rivâyet mi?" vs. demeğe hacet kalmaz, delil aramağa lüzum kalmaz. Sidretül-Müntehâ'ya geldi ne oldu?

Söyleşirken Cebrâil ile kelâm,
Geldi Refref önüne, verdi selâm.

Cebrâil, "Ben gidemem daha öteye yâ Rasûllallah!" derken, Refref geldi, Peygamber Efendimiz'in önüne... "Böyle bir yeşil satıh" diyorlar, "bir melek" diyorlar; nasıl bir mübarek varlıksa, çok güzeli bir varlık... Refref geldi, selâm verdi:

"--Esselâmü aleyke yâ Rasûllallah, yâ Cebrâil!..."

Nasıl geçti o konuşmaları, kim bilir orda neler oldu?.. Peygamber Efendimiz Refref'e bindi. Mi'ractan yukarı çıktıktan sonra öbür tarafları neyle dolaştı, asansörden indikten sonra nasıl dolaştı?.. Cebrâil'in kanadında dolaştı, Mikâil'in kanadında oraları dolaştı, Sidretül-Müntehâ'ya kadar...

h. Huzur-u Rabbül-Alemîn'e Varış

Ondan sonra? Ondan sonra Refref'le gitmeğe başladı. Öyle yerlere geldi ki, ne mekân var, ne zaman var, hiç bir şeyin olmadığı... Tabii öyle, işte bak, fezayı ne güzel tarif ediyor Rasûlullah Efendimiz!.. Ne kadar güzel söylüyor, ne kadar doğru söylüyor. Başka türlü söylese olmaz.

Bir fezâ oldu o demde rû nümâ,
Ne mekân var anda, ne arz u semâ.

Hiç bir şey olmayan değişik bir şey.

Kim ne hâlidir, ne mâli ol mahâl,
Akl u fikr etmez o hâli fehm ü hâl.

Keşke Süleyman Çelebi'nin sözlerini herkes tam anlasa: "O mekânlar ne boştur, ne de doludur..." Hâli boş demek, mâli dolu demek... "O mahalleri ne boş diyebilirim, ne dolu diyebilirim; akıl ve fikir bu işin sırrını anlayamaz, çözemez." diyor. Aklın almayacağı şeyler...

Ref olup ol şâha yetmişbin hicâb,
Nûr-u tevhid açtı vechinden nikàb.

İnsan bunu anladı mı, şimdi burda feryadların havaya çıkması lâzım! "Yâ Allah!.. Allah Allah!.." filân diye herkesin şaşırması lâzım!.. Millet anlayamadığı için susuyor. Ne diyor: "O Şah-ı rusûle perdeler kaldırılıp, tevhid nuru cemâlini gösterdi." diyor. Titrer, erir insan, mum gibi erir... Perdeler kalktı, yetmişbin hicab kalktı. Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin yetmişbin nurdan, yetmişbin zulmetten perdeleri olduğu bildiriliyor; o perdeleri geçti.

Her birinden geçer iken ilerü,
Emr olurdu: "Yâ Muhammed gel berü!"

"İlerü" diyorlar, Süleyman Çelebi zamanında telâffuzu böyle... Hani Karadenizliler, "Cel cel!" diyor. Süleyman Çelebi de, "İlerü, berü" diyor. Biz şimdi başka türlü söylüyoruz.

Her perdeyi geçtikçe Allah'dan davet oluyordu: "Daha yakın gel Rasûlüm, habîbim daha yaklaş, daha yaklaş!" diyordu, Allah-u Teàlâ Hazretleri... Perdeler kalkıyordu, Rasûllüllah Efendimiz tevhid nurunu müşahade ediyordu.

Ne güzel anlatıyor değil mi?.. Süleyman Çelebi anlatıyor... Öyle bir anlatmış ki, Süleyman Çelebi'ye çok büyük mükâfatlar vermek lâzım! Aşk olsun, amma mübarek sanatkârmış... Anlatılamayacak şeyleri ne kadar güzel anlatıyor. Çok müthiş anlatıyor. Çok alim adammış, çok àrif adammış, çok zarif adammış. Allah şefaatine erdirsin, cennette buluştursun:

"--Yahu sen Süleyman Çelebi misin? Ver elini öpeyim, Allah be!.. Ayağını da öpeyim!"

"--Neden?"

"--Sen Rasûlullah'a medihler yazdın, sen Rasûlullah'ı seviyordun, sana kurban olayım!.."

Şeş cihetten ol münezzeh Zül-Celâl,
Bî-kem ü keyf ona gösterdi cemâl.

Târifin güzelliğine bak: "Altı yönden münezzeh olan Allah-u Teàlâ Hazretleri, niceliksiz, niteliksiz bir şekilde Rasûlullah'a kendisini gösterdi." Hadi bakalım, mekândan münezzeh, tarifsiz, keyfiyetsiz, kemiyetsiz... Tabii öyle olur. Neden?.. Çünkü:

(Leyse kemislihi şey'ün) Allah'a benzeyen bir şey bile yok ki anlatılsın, anlatılamaz da ondan. Allah'a benzeyen bir şey yok!

(Velâ tadribû lillâhil-emsâl) "Allah'ı anlatmak için misâller vermeye filân kalkışmayın!" Neden?.. Onun gibi yok ki, neyi misâl vereceksin?.. O işte, Allah...

(Allàhu lâ ilâhe illâ hû, elhayyül-kayyûm) [O öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O Hay'dır, Kayyûm'dur.]

(Allàhu lâ ilâhe illâ hû, lehül-esmâül-hüsnâ) [O öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. En güzel isimler ona mahsustur.]

(Huvallàhüllezî lâ ilâhe illâ hû, elmelikül-kuddûsüs-selâmül-mü'minül-müheyminül-azîzül-cebbârül-mütekebbir) [O öyle Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.]

Her birini oku, anla, yut, hazmet, arif kul ol, cahil kalma!.. Rasûlullah Efendimiz cemâlullahı gördü, Allah'ın huzuruna vardı, sen de hiç olmazsa ma'rifetini anla, hiç olmazsa Allah bilgisini anla!..

--Ne demek Allah bilgisi, ma'rifetullah?.. Bu adam àrif adam ne demek?

Allah bilgisine âşinâ, gönlüne Allah, Allah bilgisini ihsân etmiş.

Şimdi bunlar ne diyor?

"--Oh, my God!.. Güris God"

Gel buraya, bırakmam seni!.. God derken neyi kastediyorsun? Gel anlat bakalım, otur şuraya, 'My God' dedin, kimi kasdettin? Söyle bakalım; 'Güris God' derken neyi kasdettin? Anlat bakalım... Vah zavallı vah! Tüh be, yazıklar olsun! Sen hiç bir şey anlamamışsın yâ, senin ma'rifetten hiç nasibin yok yâ!.. "God God" diyorsun da, ben benim Rabb'imi anlıyordum da neyse biraz zevk alıyordum. Hay Allah! Allah müstehakını versin, Allah hidayet versin... Böyle şey olur mu?.. God dediği; ellerinden, ayaklarından tahtaya çivilenmiş bir cesedi kasdediyor.

Öyle şey olur mu, Hazret-i İsâ'dan önce insanlar yok muydu?.. Hazret-i İsâ'dan önceki insanların God'u kimdi, Rabb'i kimdi? Onu anlasana, "Lâ ilâhe illallah" desene, Rabbül-âlemîn'in anlasana!..

Onun için ma'rifeti bilmek lâzım!..

Âşîkâre gördü Rabbül-izzet'i
Âhirette öyle görür ümmeti!..

Kısa, hülâsası bu... Peygamber Efendimiz Mi'rac'da Rabb'ini âşikâre gördü. Âşikâre ne demek? Ayan beyan demek.

--İyi görmüş de!..

Tamam sen de üzülme; mü'min olursak, cennete gidersek, Allah'ın sevdiği kul olursak, âhirettede biz de öyle göreceğiz.

Sahabe-i kiram sordular:

"--Rabbimizi görecek miyiz yâ Rasûlallah?" dediler.

"--Evet, mehtap olduğu zaman, mehtabı görmekte insanlar birbirini engelliyor mu? Engellemiyor, herkes mehtaba baktı mı görebiliyor. O kadar âşikâr olarak siz de göreceksiniz."

Aman îmana sımsıkı sarılın!.. Bize para lâzım değil, bize mevki makam lâzım değil... Biz bu dünyada imtihan için geldik, bize îman lâzım, bize İslâm lâzım; aman İslâm'dan ayrılmayın!.. Aman marka, dolara aldanmayın, aman dünyaya kapılmayın!.. Fânî dünya, yalan dünya...

Yalan dünyasın, yalan dünyasın,
Evliyaullahı alan dünyasın,
Dönüp arkasından bakan dünyasın!

Hiç kimseye vefası yok bu dünyanın. Aklını başına topla, Allah'ın sevgili kulu olmağa bak!.. Mark ve dolar para etmez, mevki makam para etmez, --bir de lafı kendime döndüreyim-- profesörlük para etmez, müftülük para etmez, hocalık para etmez... Allah'ın sevgili kulu olacaksın. Allah'ın sevdiği kul olacaksın, Allah'ın emrini tutan kul olacaksın.

Sen hangi çocuğunu çok seviyorsun, hangi arkadaşını seviyorsun, hangi insanı seviyorsun?.. Bir insan nasıl sevilir, niçin sevilir, ne zaman kızılır, ne zaman sevilmez?.. Düşün, Rabb'ine kendini sevdirmeğe çalış! Gerisi boş... Rabb'in seni sevmezse, cümle cihan halkı sana yardım edemez! Allah seni severse cümle cihan halkı sana zarar veremez!.. İbrâhim AS'a zarar veremedikleri gibi.

İbrâhim AS efe bir adamdı, mübarek bir adamdı. Peygamber Efendimiz İbrâhim AS'ı görmüş. İbrâhim AS çok güzel yüzlüydü, küçük çocukları etrafında toplamış, onları terbiye ediyordu. Genç yaşta çocuklar İbrâhim AS'a emanet edilmiş orda... Çok güzel yüzlüydü diyor.

İbrâhim AS puta tapmadı, Ay'a, Güneş'e tapmadı. Bâbilliler'in tanrılarına, putlarına tapmadı. Ne yaptı? "Bunları yaratan alemlerin Rabbi var!" dedi, "Bunlara tapmayın!" dedi. Bir de kızdı, erkekçe, mertçe söyledi. Bâbil kavminin hepsine:

"--Ben sizin bu putlarınızı kıracağım!" dedi İbrâhim AS...

Sonra da bir merasim gününde hepsini kırdı, kırdı da, onu ateşte yakmak istediler. Ateşe attılar, ama yakamadılar. Neden? Allah bir kulu sevdi de korudu mu, cümle cihan halkı ona zarar veremez! Onun için, Allah'ın sevgili kulu olmağa çalışmak lâzım!..

i. Dünya Malı ve Cömertlik

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Mühim olan Allah'ın sevdiği kulu olmaktır, hepsi boştur. İnsan sonunda her şeyin boş olduğunu anlıyor. Peygamber SAS'in bir hadis-i şerifi var, diyor ki:

"--Siz hepiniz başkasının malını seversiniz, hanginiz var içinizde başkasının malını sevmeyip de kendi malını seven, hanginiz kendi malını seviyor?"

Peygamber Efendimiz nükteli konuştu, ince bir şey söyledi diye anlayamıyorlar:

"--Yâ Rasûlallah, herkes malını sever. Baksana, vermiyor; istiyorsun, istiyorsun vermiyor."

El böyle açılmıyor, istersen uğraş, pehlivanlar gelsin açamıyor bunu; vermiyor. Malı çok seviyor, sımsıkı sarılmış, bırakmam diyor. Herkes malını seviyor.

Peygamber Efendimiz diyor ki:

"--Harcamayıp, harcamayıp, biriktirip, biriktirip de gittiğin mal kimin?.. Mirasçının!"

Sen kimin malını seviyormuşsun, koruyormuşsun, bekçilik yapıyormuşsun?.. Veresenin malını bekliyormuşsun. Yemedin, içmedin, rahat etmedin, harcamadın, hayra sarfetmedin, cihada vermedin; mirasçılar bak şimdi nasıl yiyorlar, çatır çutur...

"--Amma bol harcıyorlar. Ben bu kadar para harcamazdım yâ... Hiii ben bu paraları nasıl kazandım, alnımın teri buralardan böyle damlayarak şapır şapır aşağı döküldü. Bunlar böyle harcanır mı?.."

Harcanır. Kolay gelen kolay harcanır. Sen Allah yoluna harcamadın, başkasının malını seviyorsun.

İnsanın kendi malı hangisidir, muhterem kardeşlerim? Allah yoluna verdi mi kendi malı olur. Allah'ın sevdiği yola verdi mi, kendi malı olur. Nerden belli?.. Peygamber Efendimiz bir gün kurban kestirdi, dedi ki:

"--Ben camiye gidiyorum, kurbanı dağıtın!"

Evdekilere talimat verdi, emir buyurdu, camiye gitti. Kurbanı kestiler. Çok dikkat edin, çok hoşuma gidiyor, zihnimde iyice kaldı. Peygamber Efendimiz gelince sordu:

"--Ne yaptınız kurbanı, kesilen hayvanı, kuzuyu?.."

Diyorlar ki:

"--Yâ Rasûlallah hepsini, emriniz üzere dağıttık, kolunu dağıttık, budunu dağıttık, kaburgasını dağıttık, yüreğini dağıttık, kuyruğunu dağıttık; sadece bize bir kolu kaldı."

Efendimiz kol etini severdi, budu değil de ön kolu severdi. Ön kol biraz yağsız oluyor galiba, kasaplar bilir, hepiniz bilirsiniz. Lezzetli oldu mu herkes nasıl bilir? İyi baklavanın nerde olduğunu, herkes gözü kapalı gider alimallah, iyi eti de bilir...

"--Ön kolu kaldı sadece; hepsi gitti, bir ön kolu bizim oldu" deyince; Efendimiz de:

"--Demek ki, ön kolu hariç hepsi bizim oldu." dedi.

Neden? Dağıttı sadaka verdi hayır verdi, sevap yazıldı âhirette gitti, onun oldu. Yedi, yediği dünyada kalacak. İşte bunu anlamıyoruz. Peygamber Efendimiz'i Allah neden sevdi, İbrâhim AS'ı Allah neden sevdi? İbrâhim AS'ı Allah neden halîlullah seçti? Halîl, samîmî dost... Çünkü çok cömertti. Peygamber Efendimiz de çok cömertti. Cömert olacaksın!

Cömertliğin üç çeşidi var, üç tabaka, birisinden birisi sana yarar, mutlaka yarar:

1. Mal cömertliği. Paran varsa Allah yolunda harca, hayır yap, cami yaptır, çeşme yaptır, fakir talebelere ver, dullara ver, hastalara ver, hastahane yaptır, bir şeylere harca işte, böyle sevaplı şeyi ara, bul, yap. Mal cömertliği...

2. Ten cömertliği, vücut cömertliği. Bu ne demek? Etini kesip, budunu kesip, ciğerini böbreğini satmak mı?.. Hayır... Ten cömertliği ne demek? Hizmet demek. Vucüduyla koşturacak hizmetine...

--Camiye hizmet mi lâzım, badana mı lâzım? Taman ben yaparım? Ver bakalım kovayı, fırçayı getir!

Tamam, işte bak cami tertemiz oldu, bahar temizliği elhamdü lillah... Ne yaptı bu adam? Hizmet verdi. İşte bu ten cömertliği...

--Falanca kimse hastaymış!

--Ee, vay hasta mı yâ?

--Ben onu geçen gün gördüm, zavallı hastalanmış, şekeri artmış, hastahaneye düşmüş de, evde hanımı var...

--Öyle mi?!.

Hemen kapıyı çalıyor:

--Hacı abla hastalanmış hoca ağabeyimiz, bir ihtiyacın var mı? Söyle, çarşıdan, pazardan alayım, geleyim!..

--Yok teşekkür ederim, Allah razı olsun...

--Vardır, vardır...

Hemen gidiyorsun, bakkaldan, bilmem nerden, şurdan burdan malzemeleri dolduruyorsun... Adam yok evde, hacı teyze mi gitsin alış-veriş yapsın? Hemen götürüyorsun, veriyorsun... Nedir bu?.. Hizmet, ten cömertliği. Mal cömertliği, para vermek; ten cömertliği, hizmet etmek... Allah'a hizmet etmek, camiye hizmet etmek, Kur'an'a hizmet etmek, bir müslüman garibana hizmet etmek... Hepsi makbul...

3. Bir de can cömertliği var. Can cömertliği, canını vermek. Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa girmeğe can atmak, kalkıp gitmek, "Allahu-ekber... Allahu Ekber... Allah... Allah..." diye diye cihad etmek, canını vermek, şehid olmak...

Geldi birisi dedi ki:

"--Yâ Rasûlallah, ben ayyaş bir adamım, içerim ben. Şimdi harb oluyor, şimdi müslüman olsam, sana inansam bağlansam, şu savaşa girsem, ölsem cennete girer miyim?"

Peygamber Efendimiz:

"--Girersin!" dedi.

"--İçkiciydim, namaz da kılmadım, yâni bir hayrım, hasenâtım da olmadı..."

"--Girersin!" dedi.

Neden?.. İnsan: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" dedi mi, bütün günahlarının hepsi cızzt silinir. Gelsin bir Alman: "Eşhedü en lâ iâhe illallah" dese, bütün eski küfrü, inkârı, zinası, içkisi hepsi silinir muhterem kardeşlerim!.. Neden? İslâm, kendisinden önceki, İslâm'dan önceki bütün hayatını, rezaletini siler, ondan...

"--Cennete girersin!" dedi

Ne olacak? cennete girecek, namaz kılacak vakit yok.

"--'Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûluh.' Uzat elini bey'at edeyim yâ Rasûlallah!" dedi.

Pamuk gibi sıcacık, mübarek elini tuttu Peygamber Efendimiz'in, beyat etti ona:

"--Tâbiyim sana yâ Rasûlallah, emrindeyim, inandım sana, mü'minim, müslümanım, bağlandım sana" dedi.

Ondan sonra neşeli, müslüman olduğundan keyifli. "Şurda birazcık karnımı doyurayım da, düşmanla iyi çarpışayım!" dedi. Oturdu torbasından hurmaları çıkarttı. Bir iki tane atarken: "Allah Allah yâ, orda cennet duruyor ben burda hurma yiyorum! Cennete girmekte gecikirim." dedi, hurmayı savurdu kenara attı. "Yâ Allah!" dedi, girdi cihada... Çarpıştı, şehid oldu, cennetlik oldu.

Bu ne?.. Can cömertliği... Canını veriyor, başkası veremez, mü'min verir. Canını mü'min insan verir, mü'minler verir. Ecdadımız verdi, nur içinde yatsınlar. Şehitlerin şefaat hakkı var, Allah şefaatlerine erdirsin. Allah için şehid oldular.

Bizim aileden kaç tane?.. Dedem gitmiş, amcam gitmiş, dayım gitmiş, akrabamız gitmiş; Çanakkale'ye yakınız ya biz... Ooo, kaç tane şehid var, şehid torunuyuz. Onların hürmetine memleketi istiklâli kurtuldu.

İnsan ne olacak?.. Allah'ın sevdiği bir şeyleri bulacak, onları yapacak. Allah'ın rızasını kazanacak. Şu kâinatın Rabbi'nin, mülkün sahibinin, kudret-i külliye sahibi yaradanının varlığını, birliğini bilecek; "Yâ Rabbî, eski hayatım sana mâlum, ben pişmanım. Amma bu Mi'rac Gecesi'nde gönlüm yumuşadı, yâ Rabbî bundan sonra sana iyi kulluk etmek istiyorum, ne emredersen yapacağım!" diyecek. İnsan Allah'ın rızasını arayacak...

Bizim bu dünyadaki amacımız nedir? Amaç, gàye nedir:

(İlâhi ente maksdî ve rıdàke matlûbî) "Yâ Rabbî, gàyem, amacım sensin; ben senin rızanı kazanmak istiyorum yâ Rabbi! Onun bunun iltifatı, alkışı bana lâzım değil; parası, pulu bana lâzım değil; sevmesi, beğenmesi bana lâzım değil..."

Bir çok hatalı işi neden yapıyoruz? Bakıyorum adam fıkra anlatıyor, tüylerim diken diken oluyor. Öyle fıkralar anlatıyor ki, --müstehcen değil, müstehcenler ayrı-- ben korkuyorum, tüylerim diken diken oluyor; "Ne yapıyorsun yâhu?" diyorum. Meselâ fıkra: Adam cennete girmiş de... Eee?!. Bakmış cennette softalar varmış. Uzun sakallı, bilmem ne... Beğenmemiş orayı da: "Ulan bizim arkadaşların hiç birisi burda yok!" demiş. Ondan sonra bir dilekçe vermiş de, yâni:

"--Ben buraya yanlışlıkla girdim, ben cennetlik insan değilim, beni cehenneme sevkedin!" demiş.

Dilekçesi kabul olmuş da, cehenneme gitmiş de, kapıdan girer girmez kafasına bir tokmak vurmuş zebânîler, kafası parçalanmış.

"--Yâhu niye vuruyorsunuz? Ben böyle cennetten baktığım zaman burada böyle bir şeyler görüyordum."

"--O bizim propaganda servisimiz." demiş de filân...

Kih kih kih, kah kah kah... Yâ sen neyle alay ediyorsun, sen neyi anlatıyorsun, delirdin mi?.. Din oyuna gelir mi? Cennetle, cehennemle dalga geçilir mi?.. "Cennet senin olsun, ben cenneti istemem!" bilmem böyle ne laflar, insan neler duyuyor, Allah saklasın, Allah akıl fikir versin... Ne yapacağız? (İlâhi ente maksûdî ve rıdàke matlûbî) Amacımız Allah'ın rızasını kazanmak; Allah'ın rızasını kazanmak için neler yapmak gerekiyorsa yapacağız.

Peygamber Efendimiz diyor ki, bakın İslâm'ın güzelliklerinden:

(Dînârun enfaktahû fî sebîlillâh) "Allah yolunda harcadığın para... Bir Allah yolunda harcanan para; cihada, hacca, umreye harcanan para; (ve dînârun enfaktehû fî rakabetin) köle azad etmek için, yardım olsun diye, bir müslüman esir kölelikten kurtulsun diye harcadığın para, (ve dînârun tesaddakat bihî alâ miskîn) sadaka olarak fakire fukaraya verdiğin para, (ve dînârun enfaktehû alâ ehlik) ailene harcadığın para..."

Bunların sevabı en fazla olanı hangisi bilin bakalım? Allah yolunda harcanan, hacca umreye cihada harcanan; kölelikten kurtarmak için, insanlar kurtulsun diye harcanan, fakirler doysun, yesin içsin diye harcanan; ailesine harcanan dört paradan en hayırlısı hangisidir?..

(A'zamühâ ecran ellezî enfaktehû alâ ehlik) Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"--En sevaplısı ailene harcadığındır."

Bak İslâm aile muhabbetine ne kadar önem veriyor. Evine file götürüyorsun ya, hanımına çoluğuna çocuğuna yiyecek, içecek götürüyorsun ya, en sevaplı harcama o... Bak İslâm ne kadar güzel bir din!.. Hepsi güzel de, ama aile muhabetine ne kadar önem veriyor. İşte Allah'ın rızasını kazanmanın çaresine bakacaksın!..

j. En Faziletli İbadet: Zikrullah

En sevaplı işlerden birisi hangisidir? En sevaplı işlerden birisi zikrullahtır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

"--En faziletli ibadet zikrullahtır."

Diyorlar ki:

"--Cihaddan da mı daha faziletli?.."

"--Evet, kılıcını alsan, düşmana saldırsan, onlara kılıç vursan, onlar da sana kılıç vursa, kılıcın kırılsa, hayvanın yaralansa bile, zikrullah daha üstündür." diyor.

Sevaplı ibadetlerden birisi...

--Aman hocam, bu zikrullah hangi pazarda satılırsa biz de alalım. Bak çok sevaplıymış. Bunu biz de yapalım, bu zikrullah nasıl yapılır?

Kolay Peygamber Efendimiz tavsiye etmiş. Bak bu Ümm-ü Hânî Hazretleri halası ya, evine gittiği... Ona bir hadis-i şerifte diyor ki:

"--Günde yüz defa "Lâ ilâhe illallah" de, çok sevabı var. Bundan büyük sevap olamaz, ancak birisi daha çok yaparsa alabilir." diyor.

Al, işte yüz tane "Lâ ilâhe illallah" de... Ne olur yâni, bir yerinden bir şey mi eksilir, zaman mı çok geçer? Hayır, zaman bakımından kısa, söylemek bakımından kolay.

--Yâ, ben bunu otobüste bile yaparım. Bir istasyondan öteki istasyona gidinceye kadar cebimde yüz defa tesbihi bir çevirdim mi, yüz defa "Lâ ilâhe illallah" derim.

İşte bak kolay, sevabı en çok, mizanda en ağır geliyor ve en şerefli... Şerefi nerden?.. Bir kul Allah'ı zikrederse, Allah da kulu zikrediyor.

--Hocam öyle şey olur mu, bunu ilk defa duydum?..

O zaman ben de sana ayet okuyayım; bismillâhir-rahmanir-rahîm:

(Fezkürûnî ezkürküm, veşkürûlî velâ tekfürûn) "Ey kulların, siz beni zikredin, ben de sizi o zaman zikrederim; siz bana şükredin, küfran-ı nimette bulunmayın!" buyruluyor.

"Kul Allah'ı yalnız zikrederse, Allah da kendisi zikreder. Kul Allah'ı toplulukta zikrederse, Allah da daha hayırlı bir toplulukta zikreder. Kul Allah'a bir karış giderse, Allah kula bir arşın gelir. Kul Allah'a yürüyerek giderse, Allah kuluna koşarak gelir." diyor Peygamber Efendimiz. Bunlar nedir?.. Bir şeyi anlatmak için söyleniyor; yâni senden küçücük bir gayret olursa, Allah'tan çok büyük lütuf var demek.

Allah seni zikredecek. Düşünebiliyor musun?.. Gökte meleklere diyecek ki:

"--Wuppertal şehrinde bir kul var, adı şudur, budur, bilmem nedir."

Allahu ekber, ne kadar güzel bir şey!.. Bak, Allah demek kolay bir ibadet... Peygamber Efendimiz diyor ki:

"--Ben bile günde yüz defa "Estağfirullah" derim, siz de deyin!" diyor.

O Peygamberken "Estağfirullah" diyor. Estağfirullah ne demek? "Affet beni Allah'ım, affını mağfiretini istiyorum!" demek... E deyiver mübarek, ne olur yâni? Yüz defa "Estağfirullah" deyiver... Efendimiz tavsiye ediyor, sizden istiyor. Neden istiyor?.. Sevap kazanasınız, bağışlanasınız diye... İstiğfar varken kulda günah kalmaz, çünkü Allah affeder. Allah gaffâruz- zünûb'dur, gece gündüz affediyor.

Estağfirullah deyiver. Hatanı düşün, anla, af dile!.. "Affedersiniz!" demeyi biliyorsun, "Özür dilerim." demeyi biliyorsun, "Estağfirullah" demeyi de öğren! "Yâ Rabbî, ben sana güzel kulluk yapamıyorum, çok istiyorum ama hep hata ediyorum!" de...

Hepimiz öyleyiz. İyi kulluk yapmak istiyoruz, her seferinde binbir türlü hata, her gün sabahtan akşama kadar hata ediyoruz. Konuşmamız sert oluyor, birisinin kalbini incitiyoruz, hanımın kalbini kırıyoruz, şöyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz... Bize yüz tane ne, binlerce "Estağfirullah" dememiz lâzım. Her hatamıza bir "Estağfirullah" demek gerekirse, binlerce Estağfirullah dememiz lâzım!..

Yüz "Estağfirullah" deyiver mübarek, Mi'rac Gecesi'nden hatıra kalsın! Ümmü Hânî validemizden hatıra kalsın; yüz tane de "Lâ ilâhe illallah" deyiver, ne olur yâni?.. Sonra yüz defa da salevat getiriver!..

--E o da nerden çıktı hocam? Sen şimdi yavaş yavaş bizi derviş yapacaksın, planlı programlı ilerliyorsun, gizliden gizliye, siperden başını çıkartmadan...

Bak, Allah-u Teàlâ Hazretleri buyuruyor ki:

(İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne alen-nebiy) "Allah da, melekleri de Rasûlüllah'a salât getiriyorlar. (Yâ eyyühellezîne âmenû) Ey iman edenler, (sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ) siz de ona salât ü selâm getirin!"

Allaaahümme salli alâââ seyyidinâââ... Muhammedinin nebiyyil-ümmiyyi ve alâââ... Âlihîîî ve sahbihîîî ve sellim.(2 defa)

Allaaahümme salli alâââ seyyidinâââ... muhammedinillezî câe bil-hakkıl-mübîn... Ve erseltehû rahmeten lil-àlemîn.

Ne dedik? (Erseltehû rahmeten lil-àlemîn) "O peygambere salât-ü selâm olsun ki yâ Rabbî, sen onu âlemlere rahmet olarak indirdin." (Câe bil-hakkı) ne demek; hakkı getirdi, hakîkati getirdi demek... Apâşikâre hakîkatleri getirdi bize; Allah râzı olsun, Allah şefaatine erdirsin... O bize bu hadis-i şerifleriyle dini öğretmeseydi ne kadar cahil kalırdık. "Hakîkati bize getirdi, sen onu âlemlere rahmet olarak indirdin, ona salât ü selâm olsun..."

Yüz defa deyiver! Peygamber Efendimiz'in "Yüz defa salât ü selâm getirin!" diye tavsiyesi var. Bir insan Peygamber Efendimiz'e bir salât ü selâm getirirse, Allah ona on salât eder. On salâvât getirirse, yüz nimete mazhar olur, mükâfata mazhar olur; otuzu bu dünyaya, yetmişi ahirete aittir.


Bu haber 1106 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Prof. Dr. MAHMUD EA'AD COŞAN

Mi'rac Gecesi 1

Mi'rac Gecesi 1 Hiç gözü görmeyen bir a'mâ, zavallı düşünün! Anasından doğduğu zaman gözleri görmüyor idi. Buna kırmızı ile yeş...

Mi'rac Gecesi 2

Mi'rac Gecesi 2 O gecenin bereketi ile, şimdi biz kendimize dönelim, biz onları anlayamıyoruz, boynumuz bükük; ama bir şeyden iftih...

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

GALERİ

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

MÜSLÜMANCA YAŞAM

ALPEREN

OSMANLI


OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi