BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Türkiye cUMHURİYETİ bAŞKAN aDAYINIZ KİM






Tüm Anketler

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SAYAÇ 08/05/2011




     
 

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Bir başarısız darbenin anatomisi, NATO ve TSK’nın geleceği

Bir başarısız darbenin anatomisi, NATO ve TSK’nın geleceği

Tarih 29 Eylül 2016, 15:00 Editör HÜSEYİN NECATİ

15 Temmuz’un başarılı bir versiyonu olan 27 Mayıs 1960 darbesi öncesi TSK içinde farklı cuntalar oluşmuştu. Bazı cuntalar bünyelerinde 3, bazıları ise 7 subay barındırıyordu

Dr. Mehmet Ali Debre

15 Temmuz darbe girişimi sonrası bu teşebbüsün planlayıcısının kim veya kimler olduğu sorusu halen gündemi meşgul etmektedir. Askeri tertibi koordine eden isimlerin hangi merkezden sevk ve idare edildiği de henüz tam olarak tespit edilememiştir. Bu sorgulamada gözden kaçan en önemli gerçek 15 Temmuz’un öncesi ve sonrası ile esnek yapılı hareket eden, nihai hedefleri farklı grupçukların menfaat birliğine dayanan bir karaktere sahip olmasıdır.

Bu konu ile ilgili daha detaylı analiz yapmak üzere yapısı gereği 15 Temmuz darbe girişimine benzeyen 27 Mayıs 1960 Darbesine biraz daha yakından bakalım

15 Temmuz’un başarılı bir versiyonu olan 27 Mayıs 1960 darbesi öncesi TSK içinde farklı cuntalar oluşmuştu. Bazı cuntalar bünyelerinde 3, bazıları ise 7 subay barındırıyordu. Hemen hemen hiçbirinde general rütbesinde bir isim yoktu. Cuntacıklar 1957 senesinden itibaren birbirleri ile iletişime geçip ortak bir hareket planı oluşturmaya çalıştılar. Talat Aydemir, Alparslan Türkeş, Sami Küçük, Halim Menteş, Dündar Seyhan ve Orhan Kabibay gibi subayların başını çektiği bu grupların ortak hedefi DP hükümetinin devrilmesiydi. Ancak bunun ötesinde ideolojik bir birliktelikleri yoktu. 1957-1960 arasında TSK içinde yapılan atamalara çok dikkat ettiler, ancak generaller tarafından desteklenmedikleri için sıkıntı yaşadılar. Mesela darbeden kısa süre önce Talat Aydemir ve Dündar Seyhan yurtdışı görevlerine atandılar. Buna karşı cuntacı subaylar Ankara ve İstanbul’da önemli tabur komutanları ile irtibat kurma yoluna başvurdular. 1960 senesinin getirdiği sıkıntılı politik atmosferin de rahatlığı ile bazı generaller ile temas kurmaya cesaret ettiler ve çoğundan destek buldular. Cemal Madanoğlu ve Cemal Gürsel gibi paşalar cuntacı subaylar ile beraber hareket edeceklerine söz verdiler.

27 Mayıs akşamı darbe girişimi farklı merkezlerden başladı. Gruplar arasında irtibat oldukça zayıftı. Öyle ki İstanbul grubu Ankara grubunun TRT radyosunu ele geçirmesini beklemek zorunda kalmıştı. Bu karmaşık operasyonun başarıya ulaşmasını sağlayan sebeplerin başında darbeye karşı ciddi bir direniş olmaması ve Adnan Menderes ile Celal Bayar’ın kısa sürede kontrol altına alınmasıydı.

27 Mayıs sabahı ise Başbakanlık binası adeta ana baba günüydü. Yüzlerce subayın toplandığı Başbakanlık’ta kimin sözünün geçeceği belli değildi. Cuntaları koordine eden subaylar uzun süren tartışmalar neticesinde 38 kişilik bir Milli Birlik Komitesi (MBK) oluşturmayı başardılar ve bu liste dışında kalan subayları resmi kurumların dışarı çıkardılar.

Lakin MBK’ın oluşturulması ancak çok kısa süreli bir rahatlama sağlayabildi. Komite dışında kalan subaylar ve generaller durumdan hiç memnun değillerdi. Komite içindeki subaylar arasında ise yeterli derecede uyum yoktu. Milliyetçi çizgiye sahip Türkeş ve ekibi, reformist Kabibay ve ekibi, CHP yanlısı Madanoğlu ve destekçileri gibi parçalara ayrılmış komiteler içinde kısa sürede kavgalar baş göstermeye başladı.

Nitekim bu tartışmaların sonucu olarak ortaya çıkan 13 Kasım 1960 hadisesi ile MBK’nın 14 üyesi yurtdışına sürgüne gönderildi. Dışarıda kalan mutsuz subaylar Talat Aydemir çevresinde kümelendiler ve onlar da 1961 ve 1962 senelerinde iki darbe teşebbüsünde daha bulundular.

27 Mayıs örneğinde olduğu gibi 15 Temmuz girişiminde de çeşitli ekollerden subayların yer aldığı görülmektedir. 27 Mayıs’tan farklı olarak General seviyesinde ciddi sayıda subayın katıldığı bu harekât içinde ideolojik bütünlük açısından en baskın grup FETÖ mensubu subaylardı. Darbenin plan ve koordinasyonunu gerçekleştiren bu subaylara önemli tugay ve tümen komutanları da destek verdi. FETÖ mensubu olmayan subaylar da kuvvetle muhtemel Türkiye’nin son yıllarda içine düştüğü şiddet sarmalı, Suriye meselesi ve ABD ile ilişkilerin seyrini dikkate alıyorlardı.

15 Temmuz akşamı yakından incelediğimizde ilk andan itibaren darbeye karşı duran TSK mensupları olsa da Şehit Ömer Halisdemir gibi silahlı savunmaya geçen sayısı oldukça azdı. (Nitekim darbeye karşı mücadele ederken şehit olan TSK mensubu sayısı resmi kaynaklara göre 5’dir). TSK’nın önemli bir bölümü bekleyip görmeyi veya olabildiğince pasif direniş uygulamayı tercih ettiler.

Planlayıcıları tarafından gayet ustalıkla organize edilen ve başarıya ulaşması kuvvetle muhtemel olan bu harekât, beklenmedik halk direnişi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kontrol altına alınamayışı sebebiyle aksamaya başladı. Darbe girişiminin başlangıç saatinin, sebebi tam bilinememekle birlikte düşünülenden biraz erkene alınışı da bu başarısızlığın bir sebebi oldu. Gece-yarısı 24.00-01.00 sularında kontrol sağlansaydı büyük ihtimalle TSK içindeki diğer unsurların da darbeye eklemlenecekti. Cuntacıların sonuç alması uzadıkça TSK içindeki zımni desteği kaybetmeye başladılar. Saat 03.00-04.00’den sonra mağlubiyetleri hemen hemen kesinleşti. Karşı tutuklamalar başladıktan sonra ise harekât içinde aktif yer alan subayların bile sert bir şekilde taraf değiştirdikleri görüldü. Örnek olarak, ciddi sayıda zırhlı mühimmatı kontrol eden iki komutan Metin İyidil ve Adem Huduti darbeye karşı daha geç saatlerde yaptıkları açıklamalara rağmen tutuklanıp TSK’dan ihraç edildiler.

FETÖ mensubu çekirdek kadro dışında olan birçok subayın aktif veya zımni destek verdiği 15 Temmuz teşebbüsünün tek bir elden kontrol edildiğini düşünmek ciddi bir hatadır. Bu açıdan Adil Öksüz gibi isimlerden ziyade FETÖ dışındaki grupların tavır ve davranışlarına odaklanmak gerekmektedir. Teşebbüs içinde hedef ve stratejisi en net olan grup FETÖ mensubu subaylardır. Yan unsurların ise net olarak ne amaçladıkları, ne beklenti ile darbeye dâhil oldukları bugüne kadar tam anlaşılmış değildir. Hatta bu unsurların 15 Temmuz sonrasında FETÖ mensuplarını elemine edecek kadar güçlü olup olmadıkları da tartışmaya değer bir sorudur.

TÜRKİYE SİYASETİNDE NATO VE 15 TEMMUZ

15 Temmuz’un yan unsurlarından bahsederken doğal olarak ilk akla gelen kurum NATO’dur. Hatırlanacağı gibi 27 Mayıs Darbe bildirgesini okuyan Alparslan Türkeş, kendisi de NATO da eğitim almış bir subaydı, TSK’nın NATO ve CENTO’ya bağlılığını teyit etmişti. 15 Temmuz’cu subayların hazırladığı bildiride de NATO’ya sadık kalınacağı ifadesi geçiyordu.

NATO’nun TSK ve Türk siyaseti için öneminin henüz tam olarak kavranabildiği söylenemez. TSK bir NATO ordusudur ve Türkiye NATO’ya üye bir ülkedir. İsmet İnönü, Celal Bayar ve Adnan Menderes’in yoğun uğraşları sonucunda Türkiye 1952’de NATO’ya kabul edildi. Yani dönemin bütün siyasi partilerinin ittifakı ile hareket edildi. NATO’ya girebilmek için Türk askeri Kore’de savaşmak durumunda kaldı. NATO dönemin Sovyet tehdidine karşı Türkiye’ye mühimmat ve personel sağladı. Bunu takip eden yıllarda TSK’nın başarılı subayları NATO bünyesindeki askeri okullar ve üniversitelerde (ABD) eğitim aldılar. Afganistan, Bosna, Kosova gibi bölgelerde NATO bünyesinde görev yaptılar. 1990 sonrasında FETO yapılanmasına mensup subayların çoğu NATO bünyesinde çalıştılar ve NATO’nun önde gelen isimleri ile ilişkilerini geliştirdiler. Lakin NATO’yu idare eden askeri-siyasi elitin Türkiye özelinde sadece FETO mensubu subaylar ile iş birliği yapmadığı gözden uzak tutulmamalıdır. 2016 itibari ile TSK’nın sahip olduğu silah envanterinin bir bölümü, özellikle nükleer silahlar, NATO üzerine kayıtlıdır ve ancak şartlı kullanımı mümkündür. Adana-İncirlik üssü NATO’nun en büyük nükleer silah deposunun bulunduğu askeri yerleşkedir.

Bu açıdan şu sorular sorulabilir: NATO’yu yöneten siyasi-ideolojik elitin Rusya, Avrupa, Çin ve Ortadoğu özelinde uyguladıkları siyaset ile 15 Temmuz girişimi nasıl bağdaştırılabilir? FETÖ mensubu subaylar böyle bir Darbe sonrası için NATO’ya ne sunmuştur? FETÖ mensubu subayların dışında NATO vizyonunu benimsemiş subayların mevcut durumda TSK içindeki ağrılığı nedir? TSK’nın bugün itibari ile elindeki NATO harici teknolojik altyapı, Türkiye’yi dış hücumlara karşı koruyabilir mi? İncirlik üssündeki nükleer mühimmat Türkiye’nin lehine midir, yoksa dış baskı için sebep mi üretilmektedir?

15 Temmuz sonrası TSK’da yapılan-yapılacak olan reformlara özellikle yukarıdaki sorular ve onların cevapları çerçevesinde bakmak gerekmektedir. Önemli bir karar aşamasının vakti gelmiştir. Ancak TSK’daki değişim tankların şehir dışına çıkması ve kışlalara mescit açılması ile sınırlı kalırsa uzun vadede bir sonuç beklemenin mümkün olmayacağı kesindir.

Türkiye’nin eğitim ve kültür alanında yaşadığı sıkışmışlığın bir benzeriyle askeri-teknolojik sahada da karşı karşıya olduğu açık bir gerçektir. Bu sıkışıklığı aşmak için tercih yaparken batı yönünde mi seyredecek yoksa geçmişini ve potansiyelini yeniden yorumlayıp kendine farklı bir yol mu çizecek? NATO ve ABD masadaki planlarını uygulamaya gayret etse de bunların gerçekleşip gerçekleşmemesi Türk siyasetçilerinin kararları ile doğrudan bağlantılı olacaktır. Tüm bunlara ilave olarak önümüzdeki dönemde düşünmemiz gereken bir diğer konu da TSK mensubu subay ve generallerin nasıl bir gelecek tahayyül ettikleri üzerinde olmalıdır.

Bu haber 638 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

TÜRKİYE GÜNDEMİ

ABD Türkiye'ye neden savaş açtı! 2013 yılında gizli

ABD Türkiye'ye neden savaş açtı! 2013 yılında gizli ABD-Türkiye krizi bugüne ait bir mesele değil. Papaz Brunson veya yaptırım kararı da öyle. Aslında bugün yaşadığımı...

25 Haziranda Oyumuz Cumhur İttifakına

25 Haziranda Oyumuz Cumhur İttifakına http://www.bagimsizhaberler.com ailesi olarak 25 Haziranda Oyumuz Cumhur İttifakına

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

DÜNYA BÜLTENİ



MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


NAMAZINI KIL


İSLAM HUZUR

YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi