BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ANKET

Türkiye cUMHURİYETİ bAŞKAN aDAYINIZ KİM






Tüm Anketler

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SAYAÇ 08/05/2011




     
 

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Kutlu'nun kırk yıllık odası

Kutlu'nun kırk yıllık odası

Tarih 12 Ocak 2015, 14:55 Editör HÜSEYİN NECATİ

Ünlü eserlerini yazdığı çalışma odasına konuk olduğumuz Mustafa Kutlu ile mekan değişse bile 40 yıldır kullandığı masası, kitaplığı, çiçekleri, kuş kafesi ve hediyeleri üzerinden hayatını konuştuk.'

Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu ve hikayeci Abdullah Harmancı şöyle diyor: “Biz hepimiz Mustafa Kutlu’nun paltosundan çıktık.” Seksen sonrasının Türk hikayesinde ufuk açan Kutlu, 25 yıldır çıkardığı Dergah Dergisi’nde de yeni şairlerin, hikayecilerin yetişmesine zemin hazırladı. Ünlü eserlerini yazdığı çalışma odasına konuk olduğumuz Kutlu ile mekan değişse bile 40 yıldır kullandığı masası, kitaplığı, çiçekleri, kuş kafesi ve hediyeleri üzerinden hayatını konuştuk.

Odası oldukça ferah bir dikdörtgen. Yol arkadaşı, haftada bir gün gelen Prof. Dr. İsmail Kara ile paylaştığı odanın bir cephesinde pencere var, önünde de artık tedavülden kalkmış formika çalışma masası. 40 yıldır bu masanın içine soktuğu için dizlerinin biraz ağrıdığını söylüyor, futbolculuk günlerinden kalma sakatlık da cabası. Menisküs ameliyatı olması lazım ama korktuğunu söylüyor. Anksiyete var, kendi deyimiyle “Yüksek seviyede“ Dolayısıyla hastane ve cenazelere gidemiyor, davetlere katılamıyor, televizyona çıkmıyor, röportaj vermiyor. Zaten kendisini “Hasta, yaşlı ve yorgun” hissediyor “Vatan, millet, Sakarya yolunda 40-45 senedir olağanüstü bir çaba sarfetmekten yoruldum...”  

Her sabah masasını silerek güne başlıyor. Hijyen tutkunu birisi değil ama diyor ki “Güzel, temiz koksun.” Masanın üzerinde bir beyaz kağıt ve bir kalem istiyor. Elle yazıyor, 0.5 siyah pilot kalem kullanıyor. Yazılarını Dergah Yayınevi’ndeki arkadaşlarına veriyor, onlar bilgisayara geçiriyor. Kendini “Modern teknoloji düşmanı” olarak niteliyor, bilgisayar, cep telefonu kullanmıyor.

Masanın kenarında bir etajer var. Üzerinde de çevirmeli bir masa telefonu ile Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi ciltleri duruyor. “Ömrümü yedi bu ansiklopedi ama artık kimse ansiklopedilerin yüzüne bakmıyor, herkes google’a takılıyor” diyor. Bu ansiklopedi ile arasında büyük bir bağ var, nasıl olmasın ki? Tam 20 yılını vermiş onu tamamlayabilmek için.

De Niro ve Akif resimleri

İki kitaplık var çalışma masasının arkasında, içinde daha çok ‘Müracaat eserleri’ ve bazı objeleri görüyoruz. En üst rafta, özenle dizilmiş gazozlar var. “Bu şişelerin sizin için anlamı nedir?” diye soruyum, diyor ki “‘Taşra gazozların tadı, kokusu, çocukluktan kalan hatıraları üzerine bir yazı yazdım. Birisi bir Niğde gazozu getirdi. Çok hoşuma gitti, oraya bıraktım. Onu görenler, başka şehirlerden gazozlar getirmeye başladı. Safranbolu, Ankara... Koleksiyon yapmıyorum ama hatıra olsun diye orada duruyorlar.”

Gazozların yanında, hattat Necmettin Okyay’ın meşhur talik levhası “Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta zayidir” duruyor. Alttaki rafta birkaç küçük porselen vazo, şair İbrahim Tenekeci’nin hatıralarıymış. Porseleni çok seviyor ama “Pahalı bir zevk, bana göre değil” diyor. Mehmet Kaplan’ın Şiir Tahlilleri ile ABD’li ünlü aktör Robert De Niro fotoğrafı bir arada. Oğlu, Murat Kutlu’nun hediyesi bu resimde, De Niro’nun gözlerindeki hüzün hoşuna gidiyormuş.

Kuğular ve kandiller

Bir alt rafta, son kitabı Vatan Yahut İnternet’in kapağı var. Mustafa Kutlu eski bir ressam olarak, resme bakmasını ve resimden zevk almasını bilen biri. Kitap kapaklarını da kendisi yapıyormuş. “Kitap kapağının ismini ve hikayenin ilk giriş cümlelerini çok önemserim. Kitabı yazmadan, kapağını yaptığım oldu” diyor. Yeni bir kitabı çıktığında, eskisinin yerine koyuyormuş. Gelip geçerken her seferinde bakıyor, hoşuna gidiyormuş son eserini görmek.

İkinci kitaplıkta, mimar ve yazar Cihan Aktaş’ın Japonya’dan getirdiği Kuğular Estamp’ı var. Bir alt rafta ise bir tabaka, şair Zeynep Arkan’ın hediyesi, Paşabahçe işi ince bir kandil ve cam kase... Tenekeci ile çok muhabbetleri olmuş, 18 sene beraber çalışmış. Her bahar Tenekeci’nin kır çiçekleriyle doldurduğu kaseler ile tabiata olan aşkını tazeliyormuş.

Başucu kitaplığında şiir kitapları var. Takım halde Mehmet Akif’in Safahat’ı, altta Sezai Karakoç Külliyatı, İsmet Özel, Yahya Kemal, Turgut Uyar, Ahmet Hamdi Tanpınar kitapları... Artık çok fazla okuyamadığını söylüyor. “Okuma işi ve yazma hususunda pili ağır ağır bitiyor” diyor.

Kutlu, tabiat aşkını cam kenarına dizdiği çiçek saksılarıyla gidermeye çalışıyor. “Açmayan salon çiçeklerini sevmem, plastik gibi duruyorlar” diyor. Fakat odası pek güneş almadığından çiçekleri de açmıyormuş. Güçlü çiçekler, iki açelya, iki tane Çin gülü ile süslemiş camın kenarını.

Ninesinin evinin içinde yetiştirdiği ve kokusunu unutamadığı bir karanfil varmış, bulmak için büyük uğraşı vermiş. “Sabah kalktığımızda ninemin karanfili açmış ve odayı karanfil kokusu doldurmuş olurdu. O karanfili, fidesini bulamadım.” Şair Emel Özkan ta Kayseri’den ona bir fide getirmiş.”Bu odada açan bir karanfilmiş ama herhalde İstanbul’u görünce çiçeğin nevri dönmüş olacak ki açmayı unuttu, o da açmıyor”diyor...

Masasının karşısındaki duvarda iki tane pano var. Cam kenarına komşu küçük panoda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o meşhur siyah beyaz portresi, Kabe ve Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç fotoğrafı yan yana. Kutlu, bir Begoviç hayranı. Kanal 7’de Mahmut Fazıl Coşkun ile birlikte Aliya üzerine “Dünya’daki ilk ama Kanal 7 onu pazarlayamadı” dediği bir belgesel yapmış. Aliya’yı rahmetle anıyor.”Bütün bizlerin örnek alacağı insan.” Onun yanında, adını vermek istemediği mektep arkadaşlarından birinin, kurumuş çiçeklerden yaptığı nefis bir tablo var.

Duvardaki neşeli köylü

İki pano arasında, Erzincanlı köylülerin siyah beyaz fotoğrafı var: Odun ateşinden simsiyah olmuş bir ocakta çay demlenmiş, ince belli bardaklarda keyifle içiyorlar. Bu köylülerin fotoğrafını orada görmekten zevk alıyor çünkü onu hep yaşamak, dinlenmek istediği dağlara, bayırlara götürüyor. Eski vekil Naci Terzi’nin getirdiği fotoğraflara baktıktan sonra bize dönüp gülümsüyor: “Keyif bu keyif, hayat bu hayat işte! Sanat uydurma bir şeydir, ben hayatı önemsiyorum. Sanat o kadar önemli değil. Bir ağacı tasvir etmektense, gölgesine oturup bir cigara yakmayı isterim. Ben bir aşk hikayesi anlatmaktansa, aşık olmayı isterim. Sanat dediğin nedir ki? Hayat önemli hayat.”

Mustafa Kutlu, lise fen kolu mezunu. Edebiyatı severmiş ama resme meyli varmış. 10 sene resim yapmış, 10 sene de futbol oynamış. 1969 yılında, hoca görmeden, akademik eğitim almadan tek başına resim yapmayla bir yere varamayacağını anlayınca resmi bırakmış.

“Niçin yazıyorsunuz?” sorusuna yanıtı “Herhalde resimle anlatamadığımı edebiyat türüyle anlatmak için” diyor. 30 sene sonra, bir arkadaşının eşi, ona tuval, boya, fırça getirmiş ve “Ne olur Mustafa ağabey, yeniden resme başla” diyerek ona ricada bulunmuş. Kırmayarak, yeniden resme başlamış, 15 tuvale eski günlerdeki gibi duygularını dökmüş.

Erzincanlı olsa da uzun yıllarını geçirdiği Erzurum şivesiyle “Fakat aradan 30 sene geçtiği için formumu kaybetmişim. Ellerim titriyor, bir türlü istediğim renkleri tutturamıyorum” diyor.

Doğrusu son yaptığı resimleri pek beğenmiyor ama gene de bir resim zevki olduğunu söylemek mümkün. Resimlerinde ıssız meşelerle dolu tepeler, meşelerin arasından geçen ıssız yollar bir ebru tekniği gibi görünüyor. Bir zemin üzerindeki leke gibi meşeler var. Hem modern hem klasik denebilecek bir üslup.

Dostlarından çok sayıda şiir ve hikaye kitabı, dergi geliyormuş kendisine ve bunların hepsini okuması mümkün değilmiş. ”Artık baş edemiyorum” diyor. Çalışma odasına saat 11.00’de gelip 15.03’te gidiyor. Evle iş arasında rutin bir hayat yaşıyor. “Beni hayata bağlayan bu Dergah Dergisi ve her yıl çıkardığım bir kitap oldu. Bunu da garipseyenler var. ‘Her yıl bir kitap çıkarmak kolay bir iş değil, nasıl yazıyorsun bunları?” diye sorduklarında ‘Ya onlar olmasa, benim hayata tutunacak bir dalım kalmayacak. Onu da elimden almayın’ diyorum”

30 yıl sonra ıssız meşeleri resmetti

Odanın dört bir yanı kitap raflarıyla dolu. Belli bir düzen içinde sıralanmış da değiller. Bir kitap tutkunu olan İsmail Kara’nın masasının üstü de etrafı da kitaptan geçilmiyor. Masasının arkasındaki duvarda Kutlu’nun yaptığı iki resim ve bir ortak arkadaşları tarafından hediye edilmiş Ebru tablosu var. Bu ebruları başarısız bulsa da arkadaşının hatırası adına duvarda asılı tutuyormuş.

O filmi iyi ki hiç kimse görmedi, bundan utanıyorum  

Büyük panonun bir ucu, Mustafa Kutlu’nun “Üzerimde çok büyük etkileri var” dediği Mehmet Akif ve lise yıllarındaki umut dolu yüzüyle Nurettin Topçu fotoğrafıyla süslü. Ortada “Hasbunallâhu ve ni’melvekîl” yazılı hat var. İsmail Kara bu hattı çok tenkit etmiş ama “Sibel Eraslan’ın Endülüs’ten getirdiği bir hatıra olduğu için orada tutuyorum” diyor. Büyük panonun diğer ucunda, Kutlu’nun yazarlık da yaptığı Yenişafak gazetesinin kuruluş döneminden bir fotoğraf var. Yönetmen Sinan Çetin’in ısrarıyla, onun stüdyosunda toplanan yazarlar arasında Mustafa Kutlu, Mustafa Özel, İsmail Kara, İsmet Özel ve Sinan Çetin omuz omuza. Panodaki 8 sütuna açılmış “Bir otobüs dolusu insanlık hali” başlıklı gazete kupürü, Kutlu’nun Mavi Kuş adlı meşhur kitabından TRT’ye çekilen filmin bir sahnesi. Ama o bu filmden hiç memnun olmamış. “Zaten TRT’de bir defa gösterdiler. İyiki kimse görmedi, bundan utanıyorum!” diyor. Son fotoğrafta, kendisinin son günlerde kır sakalıyla büyük filozofları andırdığı portresi ve Uzun Hikaye kitabının, Kenan İmirzalıoğlu ve Tuğçe Kazaz’lı o ünlü fotoğrafı var. “Bazıları yadırgadı, “Neden İmirzalıoğlu’nu koydun?” diye. Ama 50’li yıllarda herkeste fotoğraf makinesi yoktu. Fotoğraf çektireceklere, bu körüklü makinelerle fotoğrafçılar gelirdi. Oturtup, poz verdirirlerdi bize. Ve o poza göre fotoğrafı çekerdi. O yıllardaki fotoğraf düzeni gösterdiği için o fotoğrafı çok seviyorum. Bir de filmin hatırası var. Çok beğendim Osman Sınavı’ın yaptığı filmi. Dolayısıyla, Uzun Hikaye’nin hatırası olarak orada duruyor”

Kağıttan kuşları olan bir kafes

Kitap rafı ile duvarın pencere arasında bir saka kuşu kafesi var ama boş. Onu da İbrahim Tenekeci kuş ile birlikte kendisine hediye etmiş. Diyor ki “Sakalar yedi sekiz sene yaşarmış ama bu kuş 12 sene yaşadı. Çok vefalı bir kuştu. İçeri girdiğimde,öterek beni selamlardı. Sakayı severdim çünkü asla evcilleşmeyen vahşi bir kuş. Kanarya gibi çok kafa şişirmiyor. Arada sırada öter, beni kırlara götürürdü.” Şimdi o kafes, biraz hüzünle duvarda boş duruyor ama bir hatırayı yaşatıyor. Tenekeci, yeni bir saka hediye etmek istemiş ama bir gün onun da öleceğini düşünen yazar bunu kabul etmemiş.

 

Selim Efe Erdem

 

http://haber.stargazete.com/pazar/yazarin-40-yillik-odasi/haber-936881

 

 

Bu haber 784 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SANAT-TARİH- YAZI DİZİ

Er-Rıhlâtu'l-ilmiyye

Er-Rıhlâtu'l-ilmiyye İlim öğrenmeye verilen önem, bizzat ilmin kendisine verilen önemle doğru orantılıdır. Geçmiş nesillerimiz ilim öğre...

Masalcı Kemalettin Tuğcu

Masalcı Kemalettin Tuğcu Çocukların kitap okuma alışkanlığını kazanmasında büyük bir pay sahibi olan Kemalettin Tuğcu, Türkiye’de çocuk edeb...

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

MÜSLÜMANCA YAŞAM

ALPEREN

OSMANLI


OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


İSLAM HUZUR

NAMAZINI KIL


YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi