BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ANKET

Türkiye cUMHURİYETİ bAŞKAN aDAYINIZ KİM






Tüm Anketler

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SAYAÇ 08/05/2011




     
 

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

'Oruç' marifetullah içindir

'Oruç' marifetullah içindir

Tarih 17 Mayıs 2018, 11:04 Editör HÜSEYİN NECATİ

Âlemlerin Rabbi, hâşâ, bize zorluk olsun diye değil, Onu esmâsıyla tanımayı ve Kitabıyla anlamayı bizim için kolaylaştırmak üzere, biz kullarına orucu emretmektedir.'

Metin Karabaşoğlu'nun yazısı

Oruç, marifetullah içindir

Bediüzzaman, Âlemlerin Rabbini, rububiyetinin bütün isimleriyle, rahmâniyet ve rahîmiyetinin âzam mertebesinde tanıyabilmenin oruçla mümkün olabildiğine dikkat çeker. Sahuru ve iftarıyla oruç, Allah’ın kullarının ‘...o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmâniyete karşı, vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele’si niteliğindedir. Yani oruç, marifetullah içindir.

Neden ibadet ederiz? Âlemlerin Rabbi neden bize ibadeti emreder ve hatta Kitabullah ve peygamberleri ile edeceğimiz ibadetleri tarif edip gösterir?

Bu gibi sorulara karşı ümmetin kâhir ekseriyetinin verdiği cevabın “imandan İslâm’a doğru” bir açıklama içerdiği görülür. Biraz daha açarsak; önce bir kâinatı ve kâinat içinde insanı yaratan bir Rabbe imandan söz edilir, sonra söz bu imanın bir teyidi olarak İslâm’ın emirlerine getirilir. Açıklamanın özeti şudur: “İman ediyorsak, ibadet de etmemiz gerekir.”

Risale-i Nur müellifinin namaz başta olmak üzere bütün ibadetler hakkında yazdıklarına; dahası İslâm’ın emir ve yasakları hakkında yazdıklarına baktığımızda ise, bu yerleşik anlatımı aşan bir mânâ bizi karşılar.

Bediüzzaman’ın eserleri, iman ile İslâm arasında “imandan İslâm’a” tek taraflı bir yolculuktan söz ediyor değildir. Bilakis, risalelerden öğrendiğimize göre, iman ile İslâm arasında çift taraflı bir ilişki söz konusudur: İmanımız İslâm’ın emirlerine uymamızı gerektirir, İslâm’ın emirlerine uymamızla imanımız kuvvet bulur. Buna göre, imanımız, iman ettiğimiz Rabbe ibadet etmeyi de gerektirir. Ama öte yandan, ibadetler, o Rabbe imanda terakki edebilmemiz içindir. Zaten, âlemlerin Rabbinin bizi ibadetle yükümlü kılmasının asıl hikmeti, biz O’nu tanıyabilelim diyedir. Âlemlerin Rabbi, ancak ibadet ile O’nu gereğince tanıyabildiğimiz, ancak ibadetler ile marifetullah yolculuğunda mesafe kat edebildiğimiz için bize ibadeti emretmektedir.
Risale-i Nur’daki namazla ilgili bahisleri hatırlayalım: “Onbirinci Söz,” başlıbaşına ibadetlere bakıştaki bu ‘tecdid’in bir örneğidir. Bu risalede Bediüzzaman, kâinat içinde insanın, kâinatın ve insanın Rabbini lâyıkınca tanıyabilmesinin yolu ve ifadesi olarak namazı anlatmaktadır. Keza “Dokuzuncu Söz,” bize bir ‘mirac hediyesi’ olarak emredilen beş vakit namazın bu ‘beş vakit’e tahsisini yine ‘marifetullah’ı esas alan bir yaklaşımla izah etmektedir.

Namaza, zekâta, oruca, hacca dair risalelere yayılmış bütün izahlar biraraya getirilse, hepsinin “İbadetullah, marifetullah içindir” hakikati ekseninde geliştiği açıklıkla görülür. Allah zekâtı emreder, çünkü insan bu emrin içinde Allah’ı hakkıyla tanıyabilir. Allah orucu emreder, çünkü insan oruç ile Rabbini gereğince bilir. Allah haccı emreder, çünkü hac marifetullah yolunda küllî bir terakki imkânı vermektedir.

Oruç, marifetullah içindir
“Yirmidokuzuncu Mektub”un “İkinci Kısmı” olarak Ramazan Risalesi, bu mânâları bu hakikatin oruç açısından izahı niteliğindedir. Daha en başta, bu risalenin henüz ‘birinci nükte’sinde belirtildiği üzere, ‘Cenab-ı Hak, zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde halk’etmiştir. Akla hayale gelmedik her türlü nimet, o büyük sofrada hiç umulmadık bir tarzda o sofraya dizilmiş haldedir. Âlemlerin Rabbi, yeryüzünü böyle benzersiz bir nimet sofrası sûretinde yaratmakla ‘kemal-i Rububiyetini ve Rahmâniyet ve Rahîmiyetini’ bize göstermeyi murad ettiği halde, “insanlar gaflet perdesi altında ve esbab dairesinde o vaziyetin ifade ettiği hakikati tam göremiyor, batan unutuyor.”

{SAYFALAMA}

İşte böylesi bir başlangıçtan sonra, sözü Ramazan orucuna getirir Bediüzzaman. Âlemlerin Rabbini, rububiyetinin bütün isimleriyle, rahmâniyet ve rahîmiyetinin âzam mertebesinde tanıyabilmenin oruçla mümkün olabildiğine dikkat çeker. Sahuru ve iftarıyla oruç, Allah’ın kullarının ‘...o şefkatli ve haşmetli ve külliyetli rahmâniyete karşı, vüs’atli ve azametli ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele’si niteliğindedir.

Aynı şekilde ‘ikinci nükte’ sebepler perdesini aralayarak, o perdenin gerisinde işgören Mün’im-i Hakikî’yi gereğince tanıyabilmenin; bize sunulan bütün nimetleri ‘doğrudan doğruya O’ndan bilip o nimetlerin kıymetini takdir etme’nin ancak Ramazan orucuyla mümkün olduğunu anlatmaktadır.

Takip eden nükteler de, zahirde farklı açılardan söz ediyor gözükmekle birlikte, neticede bütün bu anlam nehirleri, aynı hakikat denizinde toplanmaktadır: Oruç, marifetullah içindir. Ancak Ramazan orucuyla O’nun güzel isimlerini gereğince tanıyabileceğimiz içindir ki, Allah bize orucu emretmektedir!

Melekleşen insanlar
Yine aynı risale, insanın Ramazan orucu ile yemekten ve içmekten el çekerek bir nevi meleklere benzediğine işaret eder. Bedene ve mideye karşılık, ruhun ve kalbin öne çıktığı bu hal ise, Bediüzzaman’ın dikkat çektiği üzere, âlemler Rabbinin Kelâm-ı Ezelîsi’ni gereğinde işitip anlayabilir bir kıvama bizi sevkeder. Oruç ile insan âlemlerin Rabbinin Kelamı’nı âdeta ‘yeni nazil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı ilâhiyeyi güya geldiği ân-ı nüzûlünde dinlemek ve o hitabı Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamdan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi bir kudsî halete’ mazhar olur. Oruç, zaten bunun için emredilmektedir.

Âlemlerin Rabbi, hâşâ, bize zorluk olsun diye değil, O’nu esmâsıyla tanımayı ve Kitabıyla anlamayı bizim için kolaylaştırmak üzere, biz kullarına orucu emretmektedir.

Oruç başta olmak üzere bütün ibadetlere bu gözle bakmak; İslâm’ın bütün emir ve yasaklarını bu bakışla okumak, bizim için vazgeçilmez bir nitelik arzediyor. Çünkü ibadetlere bir ‘zorunluluk’ olarak zorla değil, O’nu tanımanın ve Kitabını anlamanın asıl yolu olarak severek, isteyerek, iştiyakla ve kolaylıkla eda etmenin formülü bu bakışta saklı.

Ve yine bu bakışla, ‘sünnet’in birçok hakikati de ayan beyan çıkıyor karşımıza. Meselâ, beş vakit farz namazdan öte, Efendimizin her gününde niye o derece namazla haşir-neşir olduğunu ve niye namaz için ‘iki gözümün nuru’ dediğini daha iyi anlar hale geliyoruz. Keza, sadece Ramazan orucuyla yetinmeyip niye yılın her ayında, her gün olmasa da, muhakkak oruç tuttuğunu... Meselâ, haftanın iki gününü, Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirmeyi itiyad edindiğini...

Allah’ı esmasıyla bilmenin ve Kitabıyla anlamanın yolu, farzıyla ve nafilesiyle, ibadetlerden geçiyor çünkü...
 

Moral Dünyası dergisi

Bu haber 2346 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

DİN & İBADET

Kadir Gecesi Hangi Gündür

Kadir Gecesi Hangi Gündür Ramazan, pazar günü başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başarsa 27. gece, perşembe başlarsa 25., cumartesi baş...

Teravih namazı için alacağımız manevi mükafatlar

Teravih namazı için alacağımız manevi mükafatlar Ramazan ayında kılınan teravih namazlarının her birinde ayrı bir hikmet olduğunu biliyor muydunuz?İmam-ı Gazali Haz...

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

DÜNYA BÜLTENİ



MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


NAMAZINI KIL


İSLAM HUZUR

YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi