BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

ANKET

Türkiye cUMHURİYETİ bAŞKAN aDAYINIZ KİM






Tüm Anketler

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SAYAÇ 08/05/2011




     
 

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

ASR-I SAADETTE YAZI VE VAHİY KATİPLERİ

ASR-I SAADETTE YAZI VE VAHİY KATİPLERİ

Tarih 09 Eylül 2011, 07:28 Editör HÜSEYİN NECATİ

Hz.Peygamber (s.a.v.) de o zaman islam toplumunu: "Biz ümmî bir topluluğuz, yazı ve hesap bilmeyiz."[8] sözleriyle tavsif et­miştir.

ÜMMİ PEYGAMBER DİVANI (ARŞİVİ) VE KÂTİPLERİ

 

1- İslamın Başlangıcında Arap Yarımadasında Yazı

 

Araplar câhiliyye döneminde bile yazının değerini ve önemini takdir etmişlerdi. Çünkü onlar okuma yazma bilmeyi, insanın kâmillerden olabilmesi için itibar ettikleri üç temel esastan biri saymışlardı, tbn Sa'd demiştir ki: "Araplar, câhiliyye döneminde ve islamın başlangıcında Arapçayı yazan, yüzücülük ve ok atmayı iyi bilenlere "el-kâmil" derlerdi."[2]

Araplar bazı işleri yapmak istemiyorlar, onu yapanları da ha­kir görüyorlardı. Buna rağmen onların büyükleri ve eşrafı câhiliy­ye ve îslam döneminde öğrenim işiyle meşgul olmuşlardır.[3]

Araplar câhiliyye döneminde bile yazının önemini biliyorlar­dı. Fakat yazıyı kullanma bakımından câhil idiler. Genellikle bu­nun sebebi de günlük hayatlarında buna ihtiyaç duymamaları idi. Bu sebeple okuma yazma bilenlerin sayısı azdı. Hatta denilmiştir ki: "îslam geldiğinde Kureyş içerisinde yazı bilen on yedi erkek vardı."[4] el-Vâkidî (Ö.207/822), Medine'de de on bir şahsın yazı bil­diğini zikreder.[5] Her halükârda, Özellikle Mekke'nin coğrafî, ticarî ve dînî merkez olmasına baktığımızda bu listeyi sağlam bir istatistik saymamız mümkün değildir. Bütün bunlara rağmen şu­rası açık bir gerçektir ki, o zaman Arap yarımadasında okuma yazma bilmemek hakimdi. Hatta Allah teâlâ bu toplumu "ümmî", onlara gönderilen peygamberi de "Ümmî Peygamber" olarak vasıflamıştır. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Ümmîler içerisinde, kendilerine âyetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitabı ve hik­meti öğreten bir Peygamber gönderen odur."[6] "Allah'a ve ümmî olan peygambere inanın. Ki o peygamber Allah'a ve sözlerine inanmıştır."[7]

Hz.Peygamber (s.a.v.) de o zaman islam toplumunu: "Biz ümmî bir topluluğuz, yazı ve hesap bilmeyiz."[8] sözleriyle tavsif et­miştir.

Nur ve hidayet kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm ümmî bir toplum içerisinde olan ümmî bir peygambere inmiştir. Buna rağmen Peygamber'e gelen ilk hitap okumakla ilgili olmuştur: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, kalemle öğreten ve insana bilmediklerini bildiren Rabbin en büyük kerem sahibidir."[9]

Müşrikler islam davetine karşı koydular, bütün şer kuvvetler bu hususta toplandılar. Nihayet Resûlullah (s.a.v.) ashabı ile beraber Medine-i Münevvere'ye hicret etti. Resûlullah'ın hicreti ile islam tarihinde yeni bir safha başladı. Çünkü islam, başlangıç­ta küçük de olsa, Resûlullah'ın, ilim ve amel bakımından, islam akîde ve şeriatım ekebileceği bir yer buldu.

Bu durum, Resûlullaht(s.a.v.) Medine'ye hicret edip, bir cihet­ten Müslümanlarla Yahudiler, diğer cihetten Muhacirlerle Ensar arasındaki münasebetleri düzenleyen -bazı araştırıcıların ifade­siyle - yeni devletin anayasasını yazmcaya kadar devam etti.[10] Böylece Müslümanların Medine'de bir devleti oldu. Devletin dü­zeni ve idarî organları olması gerekir.

Aşağıdaki sahifelerde idarî düzenle ilgili, yani Resûlullah (s.a.v.) zamanında divanların veya sekreteryanın meydana gel­mesi ile ilgili kısa bir fikir vermeye çalışacağız. Sonra bu görevi kimlerin üslendiğinden ve bize bu bilginin nasıl ulaştığından bah­sedeceğiz.

Daha önce zikretmiştik ki islam geldiği zaman yazı bilenlerin sayısı azdı. Fakat Resûlullah (s.a.v.)'in öğretimle ilgili üstün siyaseti sayesinde okuma yazma gerçekten kısa bir zaman içerisinde yayıldı. Hatta Resûlullah'ın Kâtipliğini yapanların sayısı elliye ulaştı. Şimdi elimizdeki bol kaynaklara müracaat ettiğimiz zaman Resûlullah zamanındaki yazı veya idarî faaliyetlerle ilgili geniş bir plan çizebiliriz. [11]

 

2- Resûlullah Zamanında Dîvanların (Sekreteryanın) Ortaya Çıkışı

 

Dîvân, kâtiplerin oturduğu yerin ismidir.[12] Sahîfelerin top­landığı yere, askerlerin ve kendilerine maaş verilecek olan kimse­lerin isimlerinin yazıldığı deftere de dîvân denir.[13]

Anlaşıldığına göre îslamın başlangıcmda üç türlü divan var­dı:

1- Dîvânül-inşâ',

2- Dîvânü'1-ceyş,

3- Beytü'1-mâle gelen vergi ve haraçların ve müslümanlara verilecek atiyyelerin tesbit edildiği dîvânü'l-haraç veya dîvânü'l-cibâye.

Dîvanları tanzim edenin Mü'minlerin Emîri Hz.Ömer'in ol­duğu yaygın bir şekilde bilinmektedir. Nitekim Ebû Hilâl el-Askerî (ö.395/1005): "Dîvânı ilk meydana getiren Ömer'dir." de­miştir.[14]

a) Dîvânü'1-inşâ': Kalkaşendî (Ö.821/1418), islamda ilk mey­dana getirilen dîvânın dîvânü'1-inşâ' olduğunu, bunun Resûlullah (s.a.v.) zamanında meydana getirildiğini söylemiştir.14

b) Dîvânü'1-ceyş: Kalkaşandî onun hakkında da: "Bunu ilk ortaya koyan ve düzenleyen, hilafeti döneminde Mü'minlerin Emîri Hz.Ömer olmuştur." der.15

c) Dîvânü'l-haraç'a gelince bu konuda ve dîvânül-ceyş hak­kında Hasen ibrahim Hasen şöyle demiştir: "islâm fetihleri geniş­leyince Ömer b. el-el-Hattâb Iran sınır muhafızlarından biri ile istişare ettikten sonra dîvân düzenini benimsedi." O, başka bir defa da şöyle demiştir: "Ömer dîvân düzenini Farslardan aldı. Askerlerin yazılması için ordu dîvânını (dîvânü'1-cünd) inşa etti. Beytü'1-mâle gelen vergi ve haraçların ve müslümanlara verilecek atiyyelerin tesbit edildiği dîvânü'l-haraç'ı da inşa etti.[15]

Fakat bu söylenenlerin üzerinde durulması gerekir. Öyle an­laşılmaktadır ki basit şekliyle dîvânlar Resûlullah (s.a.v.) zama­nında kullanılmıştır. Hz.Ömer'in hilafeti zamanı gelip de devletin sınırları genişleyince idarî düzenin geliştirilmesi zarurî oldu. işte bunun üzerine Hz.Ömer öncekinden daha şümullü olarak dîvânın tanzimini emretmiştir. Bunun delili, Kalkaşendî'nin daha önce zikreredilen: "Islamda ilk meydana getirilen dîvânın dîvânü'l-inşâdır. Bu, Resûlullah (s.a.v.) zamanında meydana getirildi." sö­züdür.

Dîva^ü'l-ceyşe gelince bu konuda Sahîh-i Buhârî'de rivayet edildiğine göre: Huzeyfe (r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.v.): "Bana müslumanlarm isimlerini yazınız." buyurdu. Biz de ona 1500 kişinin ismini yazdık."[16]

Buhârî'nin Sahîh'indeki aşağıdaki rivayeti de, gazveye giden­lerin isimlerinin yazılmasının sahâbîlerin adetleri olduğunu ifade eder: Ibn Abbas'dan rivayet edilmiştir ki, kendisi Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Bir kimse mahremi ol­mayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Ve hiç bir kadın da yamnda mahremi olmaksızın sefere çıkmasın." buyurdu. Bunun üzerine bir adam kalkarak: "Yâ Resûlellah! Ben şu ve şu gazveye yazıldım. Hanımım da hac yapmak üzere gitti." dedi.[17]

Bundan, onların cihada gitmek isteyenlerin isimlerini yaz­dıkları anlaşılmaktadır. Buna "dîvânü'1-ceyş" denilmesi veya "dîvânü'l-ceyş'in çekirdeği kabul edilmesi mümkündür.

Dîvânü'l-haraç veya dîvânü'l-cibâye'ye gelince, biraz sonra göreceğimiz gibi, Resûlullah (s.a.v.)'in kâtipleri içerisinde gani­metleri yazanlar vardı. O zaman bu, devletin gelirleri idi, kaydedi­lirdi. Buna "dîvânü'l-haraç" ismini veremesek bile daha sonra "dîvânü'l-haraç" şeklini alan şeyin başlangıç noktası diyebiliriz. Hz.Ömer'in dîvânları tanzim etmek için îran sınır muhafız ile istişare ettiği meselesine gelince bu, hemen kabul edilebilecel bir durum olarak görülmemektedir. Çünkü daha önce yazı bilin mekte idi. Müslümanlar Resûlullah (s.a.v.) zamanında Önemi: şeyleri yazıyorlardı. Kitap ve sahifeler de Resûlullah (s.a.v. zamanında bilinmekte idi. Dîvân da, içerisine askerlerin isimler yazılan bir defterden başka bir şey değildir. Konuya bu bilgilerir ışığı altında bakılınca dîvân düzeninin İranlılardan alınması me­selesi şüpheli olur. [18]

 

3- Sekreterya Ve Birimleri

 

ihtisasları açısından Resûlullah'm kâtiplerine baktığımızda bir takım kimselerin Kur'ân'ı yazdıklarını görürüz.[19] Bazj kâtiplerin de devlet işleriyle ilgili yazışmada ihtisas kazandıkları­nı görürüz.[20]

içlerinde Zeyd b. Sabit gibi Resûlullah'm hükümdarlara gön­derdiği mektupları yazan vardı.

Ali b. Ebû Tâlib gibi muahedeleri yazan, el-Muğîre b. Şu^e gibi ortaya çıkan ihtiyaçlarını yazan, Abdullah b. el-Erkam ve diğerleri gibi insanlar arasındaki akitler ve borçları yazan,

Muaykıb b. Ebû Fâtıma ed-Devsî gibi Resûlullah'm ganimet lerini yazan,

Huzeyfe b. el-Yeman gibi Hicaz hurmalarım tahmin edip ya zanlar vardı.

Resûlullah'ın kâtipleri içerisinde "Hanzala el-kâtib" isminde biri vardı ki, Resûlullah'm diğer kâtibleri olmadığı zaman işlerini bu yazardı. Bu sebeple "el-kâtib" deyince anlaşılan o idi.[21]

 

4- Tercüme Kısmı

 

Abd b. Humeyd, Sabit b. Ubeyd tarikiyle Zeyd b. Sâbit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) bana: "Ben bir takım kimselere yazı yazdırıyorum ki onların fazla veya noksan yapma­larından korkuyorum. Süryânîceyi Öğren." buyurdu. Ben de on ye­di gün içerisinde Öğrendim.[22]...Nihayet Resûlullah'm yahudilerle olan yazışmalarını yazdım, onların Resûlullah'a yazdıklarım da okudum."[23]

 

5- Mektuplara Verilecek Cevaplarla İlgili Bazı Prensipler

 

Biz Cehşiyârî (ö.331/943) zikretmiştir ki Hz.Peygamber (s.a.v.) Kâtib Hanzala b. er-Rabî' b. el-Murakka'a kendisinden ay­rılmamasını ve her şeyi kendisine üçüncü gününde zikretmesini emretti. Bunun manası,.Resûlullah.(s.a.v.) gelen yazılara üç gün içerisinde cevap verilmesini emretti, olmaz mı? Herhalükarda bu mana uzak değildir.

Bu, ifade etmektedir ki, Hz.Peygamber (s.a.v.) her şeyi unut­madan zamanında yapması için Hanzala'dan, bunları kendisine hatırlatmasını istemiştir. Bu da Resûlullah'm meşguliyyetinin çokluğunu ve hiç bir şeyi üç günden fazla geciktirmeden yapmak istediğini ifade ediyor. [24]

 

6- Katiblerin Bürosu

 

O zaman katiblerin oturup yazmaları için özel bir yer var mı idi? Buna müsbet ya da menfi kesin olarak cevap vermek kolay de­ğildir. Fakat genellikle Kur'ân-ı Kerîm'in yazılması için özel bir yer vardı. Devletle ilgili yazışmalar için de durum böyle idi. Nite­kim Ibn Abbas'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Mushaflar satılmaz­dı. Bir mushafa sahip olmak isteyen kimse bir kağıt ile Resûlullah'm yanına gelir, yazı bilen bir kimse kalkar hasbî olarak yazmaya başlar, sonra diğeri kalkar, bu, mushaf bitinceye kadar böyle devam ederdi."[25] Bundan, Resûlullah'ın meclisinde mushaf yazılması için özel bir yerin olduğu anlaşılmaktadır. Mektuplar da burada yazılmış olabilir. [26]

 

7- Müsveddelerin Yazılması

 

Ibnü'l-Kâsim'in imam MâliVten rivayet ettiğine göre Mâlik demiştir ki: Bana ulaştığına göre Resûlullah'a bir mektup gelince:

"- Benim adıma buna kim cevap verecek?" buyurdu. Abdullah b. el-Erkam:

"- Ben." dedi ve ona cevap yazdı. Bu, Resûlullah'a getirildi, ho­şuna gitti, gönderilmesini emretti.[27]

Bu rivayetin ışığında: Kâtipler önce yazıyorlardı, sonra Resûlullah'a arzedip muvafakatim alıyorlardı, diyebiliriz. Gayet açıktır ki Resûlullah (s.a.v.) onu değiştirebilir, veya yerine başka­sını yazdırabilir ya da ona muvafakat edebilir. Yazı son şeklini an­cak Resûlullah'm muvafakatından sonra alabilirdi. Bu işe,, müs­veddelerin hazırlanması diyebiliriz. Tabi, bu bizzat Resûlullah (s.a.v.) yazdırmadığı zaman olurdu. [28]

 

8- Yazıların Bir Suretinin Muhafaza Edilmesi

 

Kâtiplerin bütün yazdıkları yazıyı istinsah ederek bir nüsha­sını sakladıklarıyle ilgili açık bir delil bulamadım. Ancak hepsini değilse de bazı yazışmaların istinsah edildiği söylenebilir. Şöyle ki:

1- Nesh kelimesi cahiliyye döneminde Araplarca bilinmekte idi.

Nitekim Allah teâlâ: "Biz sizin yaptıklarınızı yazıyorduk."[29] buyurmuştur. "Lisanü'1-Arab" da en-nesh: "Bir yazının tıpkısını harf be harf yazmaktır." denir.[30]

Hudeybiye Sulhu iki nüsha olarak yazılmıştı. Bir nüshasını Resûlullah (s.a.v.), diğerini de Süheyl b. Beydâ' almıştı. el-Vâkıdî  (Ö.207/822) demiştir ki: "Hudeybiye Sulhu yazılınca Süheyl: "Be­nim yanımda olacak", dedi. Resûlullah de: "Hayır bende kalacak", demişti. Bunun üzerine bir nüsha daha yazıldı. Resûlullah (s.a.v.) ilk yazılanı aldı, Süheyl de istinsah edileni aldı."[31]

Abdullah b. Amr b. el-As demiştir ki: "Elimle yazdığım ilk yazı Hz.Peygamber (s.a.v.)'in Mekke halkına yazdırmış olduğu yazı­dır."[32] Açıktır ki bu, Resûlullah (s.a.v.)'in yazdırdığı yazının bir nüshasıdır. Çünkü Abdullah b. Amr b. el-As Hudeybiye Sulhu'nda muahedeyi yazan değildi. Öyle ise o, Resûlullah'da bulunan aslî nüshadan istinsah etmiştir, ya da sahabelerden birinin yanında muhafaza edilen muahedenin suretinden yazmıştır. Bütün bun­lardan resmî vesikaların muhafaza edildiği anlaşılmaktadır.

Hz.Peygamber (s.a.v.) tarafından muhtelif cihetlere gönderi­len yazılar bazı sahâbîlerin yanında mevcut olduğu gibi, Ibn Ab-bas'm,[33] Ebû Bekir b. Hazm'in [34] ve Urve b. ez-Zübeyr'in yanında da mevcuttu.

Bu bilgilerin ışığında diyebiliriz ki, sahâbîler, Resûlullah (s.a.v.)'in muhtelif cihetlere gönderilen mektuplarının suretini alıyorlardı. Bu yazılar ve suretler genel idarede muhafaza edili­yordu. Sahâbîlerin yanında bu suretler muhafaza edilmiş olma­saydı, hiç bir kimsenin Resûlullah'm bu yazılarım bir araya getir­mesi mümkün olmazdı.

Ebû Bekir es-Sıddîk'in yanında Hz.Peygamber'in zekatla (sadakat) ilgili yazısı vardı.[35]

Ömer b. el-Hattâb, bazı şahıslardan alınan bütün muahede ve vesikaları muhafaza ediyordu.[36]

Hz.Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra çeyrek asır geçme­mişti ki başlangıçta okuma yazma bilmeyenlerin şehri olan Medine'de Hz.Osman'm evine bitişik "Beytü'l-karâtîs" yani çeşitli evrakların muhafaza edildiği arşiv oluşmuştu.[37] Buna İslam Dev­letinin Sekreteryası diyebiliriz. [38]

 

9- Mektupların Yazılış Şekli

 

A) Başlangıcı

 

Hz.Peygamber (s.a.v.)'in mektupları "Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahîm" sözü ile başlardı. Şa'bî (ö.l03/721 )'den zikredildiğine göre mektupların başında "bismillah..." in yazılması muhtelif merha­lelerden geçmiştir. İbn Sa'd (ö.230/845) demiştir ki: Bize el-Hey-sem b. Adiy et-Tâî haber verdi, o dedi ki bize Mücâlid b. Saîd ve Zekeriyyâ b. Ebû Zaide Şa'bî'nin şöyle dediğini haber verdiler: "Resûlullah (s.a.v.) başlangıçta Kureyş'in yazdığı gibi "bismi-ke'llâhümme" şeklinde yazıyordu. "Gemiye binin, onun yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir."[39] anlamındaki âyet inince "bismillah" şeklinde yazdı. Daha sonra "Deki: Gerek Allah deyin, gerek Rahman deyin....."[40] anlamındaki âyet inince "Bismi'llâhi'r-

rahman" yazdı. Daha sonra "Şüphesiz ki o, Süleyman'dandır ve o, hakîkaten rahman ve rahînı olan Allah'ın adiyle."[41] anlamındaki âyeti inince "Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahîm" şeklinde yazdı.[42]

Bu rivayet zayıf olup sabit değildir. el-Heysem b. Adiy et-Tâî yalancıdır,[43] onun için bu rivayet kabul edilmez[44].

 

B) Unvan

 

Resûlullah (s.a.v.)'in mektuplarında önce kendi ismi, sonra kendisine mektup gönderilenin ismi yazılırdı.[45] Bu, eski adetler­dendi. Ancak nâdir olarak büyük ve şerefli kimsenin ismi ile baş­landığı da olurdu. Bu sebeple sahâbîler Hz.Peygamber'e yazdıkla­rı zaman önce onun isimim yazarak "Allah'ın elçisi Muhammed'e" diye başlarlardı.[46]

Buhârî'nin , Ravh b. Abdülmü'min, Ebû Üsâme ve Hişam b. Urve tarikiyle rivayetine göre Hişam demiştir Ki; "Resûlullah'm mektuplarından birini gördüm. Her fıkra bitince "emmâ ba'dü'diyordu."[47]

 

D) Kâtibin Îsmi

 

Mektubun sonunda çoğukez kâtip ismini zikrederdi. Zaman zaman şahitlerin ismini yazdığı da olurdu.[48]

 

E) Mektubun Mühürlenmesi

 

Zamanımızda resmî yazıların resmiyet ifade etmesi için imzalanması adettir. Öyle anlaşılıyor ki eskiden imza yerine mühürle iktifa ediliyordu, imza yerine mührün kullanılması Japonya ve Çin'de Hz.Isâ'dan bir kaç asır öncesine kadar ulaşır. Batıda da kırallann veya hükümdarların imzası yerine mühür kullanılagelmiştir.[49]

işte bu sebeple Resûlullah (s.a.v.) yabancı hükümdarlara mektup yazıp onları Islama davet etmek istediği zaman, kendisi­ne: "Bunlar mühürsüz yazıyı okumaz." denilmiş, bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) mühür olarak kullanılmak üzere gümüşten bir yüzük yaptırmıştı. Kaşında "Muhammedün Resûlullah" yazısı vardı.[50] Bu yazı islam Devletinin sembolü olmuştu. Onun için Resûlullah (s.a.v.) başkasının yüzüğünün kaşında bu ibarenin olmasını yasaklamıştı. Resûlullah (s.a.v.), mührü bulunmadığı zaman isminin altına parmak bastığı da olurdu.[51]

 

F) Mektuplara Tarih Konulması

 

Resûlullah'ın yazdıkları mektuplara tarih konuluyor muydu, yoksa konulmuyor muydu? Veya başka bir ifade ile Resûlullah (s.a.v.) Mektuplarında tarih kullanmış mıdır, yoksa kullanmamış mıdır? Şüphe yokki genel olarak Resûlullah'ın mektupları tarih­siz idi. Ancak bazı vesikalarda senenin zikredildiği görülmekte­dir. Muhammed Hamidullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye (s.33)" de zikrettiğine göre Resûlullah'ın Mikna halkı ile yaptığı muahedeyi hicretin dokuzuncu senesinde Ali b. Ebû Tâlib yazmıştır.

Ibn Fadlullah el-Umerî, Resûlullah'ın Temîm ed-Dârî'ye hic­retin dokuzuncu senesinde yazılan mektubunu görmüştür."[52]

es-Süyûtî (Ö.911/1505) demiştir ki: "Ibnü'1-Imâd (0.1089/ 1679)'m bir mecmuasında kendi hattıyla Ibnü's-Salâh'ın (0.643/ 1245) şöyle dediğini gördüm: "Üstat Ebû Tâhir Muhammed b. Mu­hammed ez-Ziyâdî'nin bir kitabında Resûlullah (s.a.v.)'in Necrân Hıristiyanlarına yazdırdığı bir mektubunda hicreti tarih olarak kullandığını gördüm. Resûlullah Hz.Ali'ye "hicretin beşinci yılı" diye yazmasını emretmiştir. Buna göre hicreti tarih başlangıcı olarak kullanan Hz.Peygamber (s.a.v.) olmuş, daha sonra Hz.Ömer de ona tabi olmuştur."[53]

Ibn Asâkir (Ö.571/1176), Ibn Şihâb'dan şöyle nakletmiştir: "Hz.Peygamber (s.a.v.) Rebîu'l-Evvel ayında Medine'ye gelince bunun tarih yazılmasını emretti."[54]

Ibn Hacer (Ö.852/1447) demiştir ki: "el-Hâkim "el-Iklü" isimli eserinde tbn Güreye ve Ebû Seleme, tarikiyle Ibn Şihâb ez-Zührî'den şöyle rivayet etmiştir: Hz.Peygamber (s.a.v.) Medine'ye gelince taârihinin yazılmasını emretti, Rebîulevvel ayı yazıldı. Bunun anlaşılması güçtür, ileride geleceği gibi meşhur olan, hic­retin tarih başlangıcı olarak kabul edilmesi Hz.Ömer'in hilafeti zamanında olmuştur."[55]

Kalkaşandî (Ö.821A418) de demiştir ki: "Ebû Ca'fer en-Nehhâs "Smâatü'l-kitâb" isimli eserinde Muhammed b. Cerîr tarikiyle îbn Şihâb'dan rivayet etmiştir ki Hz.Peygamber (s.a.v.) Medine'ye geldiği zaman, -ki Rebîulevvel ayında gelmişti-, târihinin yazılmasını emretti. Buna göre tarih başlangıcı hicret yılında olmuştur."[56]

Bilginler yanında yaygın olan hicretin tarih başlangıcı olarak kabul edilmesi Hz.Ömer'in hilafeti döneminde idâri bir işten dola­yı olmuştur.

eş-Şa'bî'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Hz.Ömer'e: "Bize yazılar geliyor, bunların tarihini bilemi­yoruz." diye yazdı. Bunun üzerine Hz.Ömer sahâbîlerle istişare ettikten sonra Hz.Peygamber (s.a.v.)'in hicretinin tarih başlangıcı olarak yazılmasını emretti.[57]

Ebû Hilâl el-Askerî (ö.395/1005)"el-Evâü" isimli eserinde zik­rettiğine göre Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Ömer b. el-el-Hattâb'a: "Bize Mü'minlerin Emîri tarafından yazılar geliyor, bunların hangisini uygulayacağımızı bilemiyoruz. Yazıların üzerinde Şaban ayı zik­redilmektedir. Fakat hangi Şaban, geçen Şaban mı, gelecek Şa­ban mı, bilemiyoruz?" diye yazdı. Bunun üzerine Hz.Ömer hicreti tarih başlangıcı kabul etti.[58]

Kalkaşandî de başka bir şey rivayet etmiştir ki onun da muh­tevası şudur: Sahabe tarih problemi ile karşı karşıya gelince, bu­nu iranlılardan öğrenmemiz gerekir, dediler. Bunun üzerine Hz.Ömer, Hürmüzânı toplayıp sordu. Onlar da bizim bir hesabı­mız yar ona "ayların ve günlerin hesabı" diyoruz, dediler. Böylece Hz.Ömer de tarihi kabul etmiş oldu.[59]

Öyle anlaşılıyor ki Hürmüzân olayı, sebepsiz olarak bu konu­ya girdirilmiştir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in de belirttiği gibi gün­ler, aylar ve sene Araplarca bilinmekte idi. Hatta onlar câhiliyye döneminde târih de kullanıyorlardı. Fakat sabit bir tarihleri yok­tu, her önemli olayı tarih başlangıcı kabul edip kullanıyorlardı.[60]

Bazıları Sel'in düşmesine tarih koymuşlar, Durûz dağlarının kuzey bölgesindeki Bahran el-Lüca Kilisesinin kapısının üzerinde de bir yazı bulmuş ve bu yazının altında: "Hayber'in bozulmasmdan bir yıl sonra 463 senesinde yazıldı."[61] denilmiştir.

Araplar bi'setten önce fil yılını tarih olarak kullanıyorlardı.[62] Buna göre Islâmî takvimin meydana gelmesi olayına Hürmü-zan'm girdirilmesi için geçerli bir sebep yoktur. Çünkü Araplar câhiliyye döneminde de tarih kullanıyorlardı. Bundan dolayı Pey­gamber efendimizin bazı yazılarına tarih koymuş olması pekâlâ mümkündür, fakat tarih kullanımı yaygın değildir. Hz.Ömer za­manında yazılara tarih konulmasına ihtiyaç duyduklarında Resûlullah'm hicretini tarih başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. [63]

 

10-Zarf

 

Öyle anlaşılıyor ki Resûlullah (s.a.v.) bazı mektuplarını bir şeye sararak göndermiştir, veya mektubu durup üzerini mühürle-miştir. Resûlullah, Amr b. el-As'ı Ceyfer'e ve Abd b. el-Cülendî'ye göndermişti. Amr, Abd b.Cülenda ile görüşmüş, o da kendisini kardeşi Cayfer ile görüştürmüştür. Amr b. el-As demiştir ki: "Onun yanına girdim. Mühürlü mektubu ona verdim. Mektubu açtı ve okudu."[64] işte bu rivayetten mektupların kapalı gönderildi­ği anlaşılmaktadır.

Netice olarak diyebiliriz ki: Resûlullah (s.a.v.) zamanında dîvânü'1-inşâ meydana getirildi, dîvânü'1-cünd ve dîvânü'l-harâc'm esası ortaya konuldu. Arapçadan yabancı dillere ve ya­bancı dillerden Arapçaya tercüme için özel bir bölüm oluşturuldu. Yazı işleri düzenli idi. Yazı ile ilgili işler ihtisas sahiplerine verilir­di.

Şimdi Allah'ın izni ile Peygamber efendimizin gözetiminde bu idarî işleri yerine getirenlerden bahsetmeye başlayacağız. [65]

 

İkinci Bölüm

 

VAHİY VE DEVLET YAZILARININ KATİPLERİ

 

1-EBAN(R.A.)

 

Eban b. Saîd b. el-As b. Ümeyye b. Abdüşems b. Abdümenaf el-Kureşî el-Emevî.

' Kardeşleri Ömer ve Hâlid kendisinden önce müslüman oldu­lar. Bir şiirinde onlar hakkında:

"Keşke es-Sarîme'de[66] yapılan savaşta ölseydim de Amr ve Hâlid'in atalarımızın dinine yaptıkları iftirayı görmeseydim. " de­miştir.

Hicretin altıncı yılında Hudeybiye Sulhu senesinde Resûlul­lah (s.a.v.), Osman b. Affan (ra.)'ı Mekke'ye Kureyş'e elçi olarak gönderdiği zaman Eban onu himaye etmiş, atına bindirmiş ve: "İs­tediğin yere git, gel, kimseden korkma. Saîd Oğulları Harem'in en azizleridirler." demiştir.[67]

Eban Hudeybiye Sulhundan biraz sonra müslüman olmuş­tur. Ebû Hüreyre demiştir ki: "Resûlullah (s.a.v.) Eban b. Saîd'i Medine'den Necid istikametine giden bir seriyyenin başında ko­mutan olarak gönderdi. Eban ve arkadaşları Resûlullah'a Hay-ber'i fethedip orada bulunuyorken geldiler.

Eban: "Yâ Resûlallah, ganimetten bize de hisse ver." dedi.[68] Bi­lindiği gibi Hudeybiye musalahası ile Hayber'in fethi arasındaki müddet üç aydan azdır.[69]

Resûlullah (s.a.v.) hicretin dokuzuncu senesinde[70] el-Alâ' b. el-Hadramî'yi Bahreyn valiliğinden azledince oraya vali olarak Eban'ı göndermiştir.[71] Resûlullah (s.a.v.) vefat ettiği zaman Eban orada vali olarak bulunuyordu. Sonra Ebû Bekir'in yanına gelmiş, Şam'a gitmiş ve orada şehid edilmiştir.

Eban'ın övünülecek işlerinden biri, Osman b. Affan'm emriyle Mushafm Zeyd'e yazdırılmasım üzerine almış olmasıdır.7

Eban, Resûlullah (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onun isimini Resûlullah'm vahiy katipleri içerisinde Ömer b. Şebbe,8 Ebû Bekir b. Ebû Şeybe,[72] îbn Abdülber, Ibnü'1-Esîr,[73] îbn Kesîr,[74] îbn Sey-yidün-nâs,[75] el-Irâkî,[76] el-Ensârî,[77] el-Mes'ûdî,[78] îbn Miskeveyh1[79] ve diğerleri zikretmişlerdir.

Hicretin 13. yılında Ecnâdeyn Muharebesinde şehid olmuş­tur. Kimisi hicretin 15. senesinde Yermuk Muharebesinde şehid olduğunu söylemiştir. Kimisi de daha sonra vefat ettiğini, Hz. Os­man'ın emri ile Mushaf in istinsahında görev alıp Zeyd b. Sâbit'e yazdırdığını söylemişlerdir.[80] îbn Hacer bu son rivayet hakkında: "Bu, şaz bir rivayettir. Ebû Nuaym b. Hammâd, ed-Derâverdî'den tek başına rivayet etmiştir. Mushafin istinsahında görev aldığı bi­linen Eban'ın yeğeni Saîd b. el-As'dır. Allah daha iyisini bilir."[81] demiştir.

 

 

2- ES'AD B. ZÜRÂRE (R.A.)

 

Es'ad b. Zürâre b. Udes b. Ubeyd Ensâr'dan olup Hazrec kabilesine mensuptur. Künyesi Ebû Ümâme'dir.

Hubeyb b. Abdurrahman demiştir ki: "Es'ad b. Zürâre ile Zek-van b. Abdulkays Mekke'ye gittiler. Utbe b. Rabîa'nm yanına gel­diler. Hz.Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönderildiğini işittiler. Hemen Resûlullah'm yanma gittiler. Resûlullah (s.a.v.) onları Islama davet etti ve Kur'an okudu. Onlar da müslüman ol­dular. Geri Utbe'nin yanma gelmediler. Medine'ye döndüler. Me-dine'liler içerisinde ilk müslüman olup oraya Islamı getiren onlar oldular."[82]

Es'ad b. Zürâre, Umâre b. Hazm ve Avf b. Afra' müslüman ol­dukları zaman Mâlik b. Neccâr Oğulları'nın putlarım kırdılar.[83]

Es'ad hem birinci ve hem de ikinci Akabe Bey'at'larında bu­lundu. Bu Be/atlarda kabilesinin nakîbi (temsilcisi) idi. Nakîbler içerisinde ondan daha küçüğü yoktu.[84]

Denilmiştir ki: Akabe gecesi Resûlullah (s.a.v.)'e ilk bey'at eden odur.[85]

Medine'de Beyâda Oğulları harresi (kara taşlık) denilen yer­de ilk cuma namazını kıldıran da o olmuştur.[86]

Es'ad b. Zürâre'nin erkek evladı yoktu. Üç kızı vardı, isimleri Kebşe, Habîbe ve el-Fâria'dır. Bunları Resûlullah (s.a.v.)'e vasiyet etmiş, onlar da Resûlullahın aile fertleri arasına katılmışlar ve hanımlarının evlerine serbestçe girip çıkmaya başlamışlardır.[87]

Es'ad b. Zürâre hicretin dokuzuncu ayı başlarında Şevval ayında vefat etmiştir. O zaman Mescid-i Nebevî'nin yapımı devam etmekte idi.[88]

el-Bâkıllânî onu Hz. Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretmiştir.[89]

 

3- EBU EYYÛB EL-ENSÂRÎ (R.A.)

 

Hâlid b. Zeyd b. Küîeyb b. Ka'b. Hazrec kabilesinin Neccâr ko-lundandır. Künyesi Ebû Eyyûb'dur. Annesi Hazrec kabilesinin Haris Oğullarından Saîd b. Amr'm kızı Hind'dir.[90]

Ebû Eyyûb ilk müslümanlardandır. ikinci Akabe Be/at'ında, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazvelerde Resûlullah (s.a.v.) ile beraber bulunmuştur.[91]

Resûlullah (s.a.v.) Mekke'den hicret edip Medine'ye gelince bütün kabileler kendisini karşılamışlardı. Herkes kendisine mi­safir olmasını istiyordu. Fakat bu şeref Ebû Eyyûb'a nasîb oldu. Resûlullah (s.a.v.) devesini serbest bıraktı. Ebû Eyyûb'un evinin yakınında çöktü. Hemen Resûlullah'm yükünü alıp evine götür­dü. Resûlullah, Ebû Eyyûb'un evinin alt katma yerleşti.[92] Ebû Eyyûb Resûlullah'ın üst katta kalmasını istiyordu. Peygamber efendimiz (s.a.v.):

"- Ey Ebû Eyyûb! Bizim ve gelip gidenlerimiz için en uygun olanı evin alt katında olmamızdır."buyurdu.[93]

Bir gün Ebû Eyyûb'un su testisi kırıldı. Resûlullah'ın üzerine su damlamaması için kendisi ve eşi son derece gayret gösterdiler. Daha sonra Ebû Eyyûb, Resûlullah'a durumu anlattı. Bunun üze­rine Resûlullah üst kata taşındı.[94]

Ebû Eyyûb Hz.Peygamber (s.a.v.)'in vahiy katiplerindendir. Vahiy katipleri içerisinde onun ismini el-Ya'murî,[95] el-Irâkî,[96] îbn Seyyidünnâs [97] el-Ensârî[98] ve diğerleri saymışlardır.

Hz.Ali Kûfe'ye gidip orayı hükümet merkezi yapınca Medi­ne'de kaymakam olarak Ebû Eyyûb'u bırakmıştır. Daha sonra Hz.Ali'ye kavuşup onunla beraber Haricîlere karşı savaşmıştır.[99]

Ebû Eyyûb Resûlullah'm vefatından sonra istanbul muhasa­rasında hicrî 51 yılında vefat edinceye kadar savaşlara iştirak et­miştir.

 

4- EBU BEKİR (R.A.)

 

Ümmetin en faziletlisi, Resûlullah'ın halifesi, gâr-ı yârı (ma­ğara arkadaşı), en büyük, en müşfik arkadaşı ve en akıllı veziri­dir, ismi Abdullah, babasının adı Ebû Kuhâfe Osman'dır. Kureyş kabilesinin Teym kolundandır.[100]

Hicretten 50 sene önce doğmuştur.[101] Peygamber efendimiz (s.a.v.) onun hakkında şöyle buyurmuştur: "Bana karşı sohbetin­de insanların en lütufkâr davranam Ebû Bekir'dir. Rabbimden başka bir dost edinecek olsaydım, Ebû Bekir'i dost edinirdim. Fa­kat islam kardeşliği ve dostluğu (şahsî dostluktan) daha üstün­dür. Mescidde Ebû Bekir'in kapısı hariç, bütün kapılar kapatıl­sın."[102] "Bize iyilik yapan herkese karşılığını verdik. Ancak Ebû Bekir hariç. Onun bize karşı yapmış olduğu iyiliğinin karşılığını kıyamet gününde Allah verecektir."[103]

Ebû Bekir, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onu vahiy katipleri içerisinde Ibn Şebbe,[104] el-Mizzî,[105] Ibn Kesîr,[106] Ibn Seyyidünnâs,[107] el-Irâkî,[108] el-Ensârî [109]ve diğerleri zikretmişlerdir.

Ebû Bekir Yazı Biliyor muydu?

Bu konuyu ortaya atan Ali b. Hüseyin Ali el-Ahmedî olmuş­tur. O şöyle demiştir: "Ebû Bekir ve Ömer'i katipler içerisinde say­dılar. Şimdiye kadar onlardan bir tek yazı bulamadık. Aksine Hıristiyan bir müellif oyan Uorci Zeydan'ın kitabında görülmekte­dir ki Ebû Bekir yazmayı iyi bilmiyordu. Onun için îslamm baş­langıcında Mekke'de okuma yazma bilenlerden sayılmamıştır."[110] Aynı müellif şöyle devam ediyor: "Resûlullah'ın vefatından sonra onun söylemediği şeyler uyduruldu, yalan yayıldı, kendileri için iddia etmedikleri şeyleri, kuyruklar başları için iddia eder oldu. Hatta akıl ve hayale gelmeyen şeyleri iddia ettiler. Ebu Bekir ve Ömer'in yazı bildiği iddiaları da bu kabildendir."[111]

Ali el-Ahmedî'nin zikrettiği bu şeylerin ilmî araştırma ile bir ilgisi yoktur. Aksine o, hulefâ-i râşidîn ve diğer sahabeler için, içinde gizlediği buğzunu meydana çıkarmaktadır.

Biz, müslüman tarihçilerden biri olan ve zaman itibariyle Corci Zeydan'dan on bir asır önce gelmiş olan Ömer b. Şebbe'nin şehadrtiriî bırakıp da, islam tarihini kötülemeye çalışan ve Mı­sır'da Hıristiyan yayınevlerinin en büyüğünün sahibi olan Corci Zeydan'ın söylediklerini nasıl kabul edebiliriz?

Evet o, eserinde Belâzurî'nin "Fütûhu'l-büldân" isimli kitabında[112] el-Vâkıdî'den naklettiği câhiliyye döneminde ve îsla­mm başlangıcında okuma yazma bilenlerin isimleri içerisinde Ebû Bekir'in zikredilmemesine dayanmaktadır. Fakat araştırıcı, el-Vâkıdî veya Belâzurî'nin zikrettiği isimlerin istatistik bilgiye dayandığını, hiç bir şahsın isminin bırakılmadığını nasıl tesbit edecek? Evet Belâzurî'nin yerdiği bu listeden o zaman okuma yaz­ma bilenlerin sayısının az olduğu öğrenilir, ama bu listede ismi zikredilmeyenin okuma yazma bildiğini inkar etmek mümkün de­ğildir.

Ebû Bekir, (r.a.)'m okuma yazma bildiğini, Mûsâ b. Ukbe'nin Zührî'den onun Abdurrahman'dan onun, babası Mâlik b. Cu'şum'dan onun da Sürâka b. Mâlik'ten rivayet ettiği şu olay te-yid eder: Peygamber efendimiz (s.a.v.) ve Hz.Ebû Bekir Medine'ye hicret etmek üzere gizlice Mekke'den çıktıkları zaman Kureyş bunları yakalayan'a yüz deve vereceğini vadetmişti. Keskin bir izci olan Süraka da yüz deveyi almak için peşlerine düşmüştü. Kendilerine yaklaşınca atının ayağı kuma gömülmüş, kendisi de atından düşmüştü. Atım bir türlü kumdan çıkaramayan Süraka bunun bir mucize olduğunu anlayınca Resûlullah'tan eman iste­mişti. Resûlullah da Ebû Bekir'e ona bir eman yazmasını emret­miş, Ebû Bekir emanı yazarak ona vermişti.[113]

Evet Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde bu emanı yazanın Amir b. Füheyre olduğu rivayet edilmektedir.[114].lbn Kesîr bu riva­yetlerin arasım telif ederek: "Mümkündür ki Ebû Bekir emanm bir kısmım yazmış, kalan kısmını da azadlı kölesi Amir b. Fühey-re'ye emretmiş, o yazdırmıştır."[115]

Buhârî'nin müteaddid yerlerinde ve Sünen kitaplarında Enes b. Mâlik'ten rivayet edilmiştir ki Ebû Bekir kendisi için, Allah'ın Resulüne emrettiği zekatla ilgili hükümleri yazmıştır.[116]

Evet "yazdı" anlamında olan "ketebe" kelimesi mecazen "yaz­dırdı" anlamında da kullanılır. Fakat hakîkî manasında kullanıl­dığına bir engel yok iken, mecazî manada kullanılmasına hamlet­mek doğru değildir.

îşte bu sebeple biliyoruz ki Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) okuma yazma biliyordu, meğâzî ve siyer müelliflerinin dediği gibi bazı za­manlarda Peygamber efendimizin katipliğim yapmıştır. Allah en iyisini bilir,

 

5- EBU HUZEYFE (R.A.)

 

Ebû Huzeyfe b. Utbe b. Rabîa b. Abdüşems b. Abdümenâf el-Absemî ilk müslümanlardan biridir.[117]

Ebû Huzeyfe, Resûlullah (s.a.v.) el-Erkam'ın evine girmeden önce müslüman olmuştur.[118] îbn Ishâk, Ebû Huzeyfe'nin kırk üç kişiden sonra müslüman olduğunu söylemiştir.[119] Habeşistan'a iki defa hicret etmiştir. Bu hicretlerinde yanında Süheyl b. Amr'm kı­zı Sehle de vardı. Oğullan Muhammed b. Ebû Huzeyfe orada dün­yaya gelmiştir.[120]

Resûlullah (s.a.v.) ile beraber Bedir, Hendek, Uhud ve diğer bütün gazvelerde bulunmuştur. Bedir Gazvesi'nde babası Utbe b. Rabîa'yı mübarezeye çağırmış, bunun üzerine kız kardeşi Hind:

"Şaşı, artık dişli, uğursuz Ebû Huzeyfe dinde insanların en şerlisidir. Genç güçlü kuvvetli delikanlı oluncaya kadar küçüklü­ğünde seni terbiye eden babana teşekkür etmez misin?"[121]

Ebû Huzeyfe'nin boyu uzun, yüzü gayet güzeldi.[122] Resûlullah, Ebû Huzeyfe ile Abbâd'ı kardeş yapmıştı.

el-Bâkıllânî, Resûlullah'm katipleri içerisinde Ebû Huzey-fe'yi de zikretmiştir.[123]

Ebû Huzeyfe Hz.Ebû Bekir zamanında vuku bulan Yemâme Vakasında 53 veya 54 yaşında iken şehid edilmiştir.[124]

 

6- EBU SÜFYAN (R.A.)

 

Sahr b. Harb b. Ümeyye b. Abdüşems b. Abdümenâf Kureyş kabilesinin Emevî boyundandır.

Resûlullah (s.a.v.)'den on yaş büyüktü.[125] Mekke'nin fethi se­nesinde müslüman oldu. Müellefe-i kulûbdan idi.[126] iyi bir müslü-man oldu.[127] Hz.Peygamber (s.a.v.) Mekke'nin fethi günü: ''Kim Ebû Süfyan'ın evine girerse o güvencededir../'buyurdu.[128] Huneyn ve Tâif gazvelerinde bulundu. Tâif Gazvesinde bir gözünü kaybet­ti. Oğlunun bayrağı altında Yermuk muharebesinde de bulundu.

îbn Ishak sahih isnadla Saîd b. Müseyyeb'den, o da babasın­dan şöyle nakletmiştir: "Yermuk Muharebesinde bütün sesler ke­sildi, sadece bir adamın sesi hariç. O, şöyle sesleniyordu: "Ey Al­lah'ın zaferi yaklaş!" Baktım ki O, Ebû Süfyan."[129]

Peygamber efendimizin onu Necran'a vali olarak tayin ettiği söylenir.[130] el-Vâkıdî demiştir ki: Arkadaşlarımız bunu kabul etmemektedirler. Çünkü o zaman Necran valisi Amr b. Hazm idi."[131] Ebû Süfyan câhiliyye döneminde okuma yazma bilirdi. el-Vâkıdî onu, Islamdan önce yazı bilen Mekke'liler arasında say­mıştır.[132]

el-Irâkî [133], îbn Seyyidünnâs [134], îbn Miskeveyh [135], el-Ensârî [136] ve diğerleri onu Resûlullah'm katipleri içerisinde saymışlardır. Osman b. Affan (r.a.)'m hilafeti döneminde 90 yaşları civarın­da vefat etmiştir. Vefat ettiği yılda ihtilaf edilmiştir. Kimisi hicre­tin 31. yılında vefat etti, demiş, kimisi 30 da, kimisi de 34 de vefat ettiğini iddia etmiştir.[137]

 

7- EBU SELEME ABDULLAH B. ABDÜLESED (R.A.)

 

Ebû Seleme künyesiyle meşhurdur, ismi Abdullah b. Abdüle-sed b. Hilal b. Abdullah b. Mahzûm el-Mahzûmî'dir.[138] Resûlullah (s.a.v.)'in şüt kardeşi idi.[139] Hk müslümanlardandı. îbn îshak: "On kişiden sonra müslüman oldu."demiştir.[140]

Ümmü Seleme (r.anhâ) ile evlenmiştir. Ebû Seleme'nin vefa­tından sonra Allah ona Hz.Peygamber ile evlenme şerefini nasib etmiş, böylece müminlerin annelerinden olmuştur.[141]

Mus'ab b. ez-Zübeyr, Habeşistan'a ilk hicret edenin Ebû Sele­me b. Abdülesed olduğunu söylemiştir.[142]

îbn Mende de: "Hanımı ile Habeşistan'a ve Medine'ye ilk hic­ret eden Ebû Seleme olmuştur." der.[143]

Ebû Nuaym da: "Ensar, Resûlullah (s.a.v.)'e Akabe'de bey'at etmeden önce hanımı Ümmü Seleme ile beraber Kureyş'den Medine'ye ilk hicret eden odur." demiştir.[144] Fakat anlaşıldığına göre Ümmü Seleme kocası Ebû Seleme ile Medine'ye hicret etme imkanı bulamamış, daha sonra hicret etmiştir.

Ebû Seleme Bedir ve Uhud gazvelerine iştirak etmiştir. Resûlullah (s.a.v.) hicretin ikinci yılında vuku bulan Uşeyre Gaz­vesine giderken Medine'de yerine Ebû Seleme'yi bırakmıştır.[145]

Ebû Seleme Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden idi. Ibn Miskeveyh [146], Ebû Muhammed ed-Dımyâtî [147], el-Irâkî [148], Ibn Seyyidünnâs [149], el-Ya'murî [150], el-Ensârî [151]ve diğerleri onun ismini Resûlullah'ın katipleri içerisinde zikretmişlerdir.

Ahmed b. Amr b. Ebû Asım (Ö.287/900)' "el-Evâil" isimli ese­rinde Ibn Abbas'dan rivayet ettiğine göre ahirette amel defteri sağ tarafından kendisine ilk verilecek olan Ebû Seleme b. Abdüle-sed'dir."[152]

Ebû Seleme (r.a.) hicretin dördüncü yılında Uhud'da almış ol­duğu bir yara sebebiyle vefat etmiştir.[153]

 

8- EBU ABS B. GEBR (R.A)

 

ismi ve nesebi şöyledir; Ebû Abs b. Cebr b. Amr b. Zeyd b. Cü-şem b. Harise el-Ensârî (r.a.). Annesi Râfi' b. Amr b. Adiy kızı Leylâ'dır.

Ebû Abs, Mesleme'nin kızı Ümmü Abs ile evlenmiştir. Ümmü Abs, Muhammed b. Mesleme'nin kız kardeşi olup Resûlullah (s.a.v.)'e bey'at eden kadınlardandır.[154] Medine ve Bağdat'ta onun neslinden gelen bîr çok kimse yaşamıştır.[155] Ebû Abs ve Ebû Bürde müslüman oldukları zaman kavimleri Harise Oğullarının putları­nı kırmışlardır.[156]

Resûlullah (s.a.v.) Ebû Abs ile Huneys b. Huzâfe'yi kardeş yapmıştır.[157] Ebû Abs Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazve­lerde Resûlullah (s.a.v.) ile beraber bulunmuştur. KaTs b. Eşrefi öldürenlerarasmda da vardı.[158]

Evi Mescid-i Nebevî'ye uzak idi. Enes b. Mâlik (r.a.) demiştir ki: "Sahabe içerisinde evi Resûlullah'ın mescidine en uzak olan iki kimse vardı. Bunlar Ebû Lübâbe b. Abdülmünzir ile Ebû Abs b. Cebr idi. Ebû Lübâbe ve ailesi Küba'da, Ebû Abs de Harise Oğulla­rı yurdunda oturuyordu. Bunların her ikisi de ikindi ve diğer na­mazlarda cemaata devam ederlerdi."[159]

Ebû Abs'i Ömer b. el-el-Hattâb ve Osman b. Affân (r.anhümâ) zekat tahsildarı olarak görevlendirmişlerdir.[160]

Ibn Sa'd demiştir ki: "Ebû Abs Islamdan önce Arapça yazı ya­zardı."[161]el-BâkıIlânî onu Resûlullah'ın katipleri içerisinde zikret­miştir.[162]

Ebû Abs, Hz.Osman'm hilafeti döneminde hicrretin 32. yılın­da 70 yaşlarında vefat etmiş, cenaze namzını Halife Hz.Osman kıldırmış ve Cennetü'l-bakîa defhedilmiştir.[163] Allah ondan razı olsun ve onu razı etsin.

 

9- ÜBEY B.KA'B (R.A.)

 

Übey b. Ka'b b. Kays b. Zeyd b. Muâviye b. Amr, Ensardan olup Hazrec kabilesinin Neccar Oğulları koluna mensuptur. Kün­yesi Ebü'l-Münzir ve Ebu't-Tufeyl'dir. Medine'de ilk müslüman-lardandır. ikinci Akabe Bey'atı'nda bulunmuş, Bedir ve diğer bü­tün gazvelere iştirak etmiştir. Sahabenin fakihlerinden biri olup Allah'ın kitabını en iyi okuyanları idi. Bu yüzden kendisine "Sey-yidü'l-kurrâ" lakabı verilmişti. Bir defa Peygamber efendimiz (s.a.v.) ona:

"- Allah bana, sana Kur'ân okumamı emretti." demişti. Übey:

"- Allah beni ismimle sana andı mı" diye sormuş, Peygamber efendimiz:

"- Allah seni bana isminle andı." deyince Übey ağlamaya baş­lamıştı."[164]

Übey okuma yazma biliyordu. Resûlullah'ın meşhur katiple­rinden biridir. el-Vâkıdî üstatlarından naklen: "Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldiği zaman yazılarını ilk yazan Übey b. KaİD olmuştur."[165] demiştir.

Ömer b. Şebbe[166], et-Taberî,[167] Ibn Miskeveyh[168], el-YaTcûbî [169]( el-Cehşeyârî [170] Îbnüî-Esîr [171], el-Irâkîl el-Mizzî [172], tbn Kesîr [173], el-Ensârî[174] ve diğerleri Übey b. KaVı vahiy katipleri içerisinde saymışlardır.

Ibn Ebû Hayseme (ö.279/832): "Übey Kesûlullah'm huzurun­da vahyi ilk yazandır."[175] demiştir. Îbnül-Esîr (Ö.630/1233) de: "Resûlullah'm yazısını ilk yazan Übey b. KaVdır."[176] demiştir. Ibn.Seyyidünnâs (Ö.734/1334) ise: "Ensardan Resûlullah'm yazısı­nı ilk yazan Übey b. KaVdır."[177] der. Ibn Seyyidünnâs'm sözü da­ha doğru ve vakıaya uygundur. Sözün hülasası: Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldiği zaman Ensardan yazısını ilk yazan Übey b. KaVdır. Bunu tbn Cerîr et-Taberî'nin (Ö.310/922) "Târih" indeki şu sözü de teyid eder: "Ali b. Ebû Tâlib ve Osman b. Affan vahyi yazarlardı. Onlar olmazlarsa Übey b. Ka'b ve Zeyd b. Sabit yazar­dı."[178]

Bundan anlaşılmaktadır ki Resûlullah'm yazı işlerini yükle­nen Muhacirler idi. Onlardan biri olmadığı zaman diğerleri yazar­dı. Ensardan bu görevi ilk yapan Übey b. Kal) (r.a.) olmuştur. Di­ğer taraftan, Mekke döneminde de Kur'ânı yazan katipler vardı. Durum böyle olunca Resûlullah'ın huzurunda vahyi ilk yazanın Übey olduğunu söylemek doğru değildir

Yazılarının sonuna ilk olarak "filan oğlu filan yazdı." diyen Übey'dir.[179]

Muhammed Hamidullah'ın "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli eserine baktığımız zaman oradaki 63, 64, 76,120,121,124,163, 173, 206, 244 nolu vesikaların Übey tarafından yazılmış olduğunu görürüz.

Tarihçiler Übey'in vefat tarihinde ihtilaf etmişlerdir. Ibn Mam onun hicrî 20 veya 19 da vefat ettiğini söylemiş, el-Vâkıdî de diğerlerinden onun 22 de vefat ettiğini nakletmiştir. Kimisi de 30 da vefat ettiğini yazmıştır. Diğer bazı rivayetlerden de onun, Hz.Osman'm şehadetinden bir cuma önce vefat ettiği anlaşılmak­tadır.[180]

 

10- EL-ERKAM B. EBl'L-ERKAM (R.A.)

 

el-Erkam ilk müslümanlardandır. Onun yedinci veya on bi­rinci olarak müslüman olduğu söylenir. Safa yakınlarındaki evi islam davetinin merkezi idi. Resûlullah müslümanlarla orada bu­luşur, davetini orada yayardı. Müslümanların sayısı kırk kişi oluncaya kadar Resûlullah kendisine inananlarla beraber orada gizlenmiştir. Davetin gizli yapıldığı dönemde bu mübarek evde son müslüman olan Ömer b. el-Hattâb olmuştur. Onun müslüman olmasıyle müslümanlar gizlilikten çıkmışlar, ibadetlerini açıkça yapmaya başlamışlardır.

el-Erkam Medine'ye ilk hicret edenlerdendir. Bedir Gazvesin­de bulunmuş, Resûlullah kendisine bir kılıç vermiştir. Uhud ve diğer bütün gazvelerde bulunmuştur. [181]Resûlullah onu zekat toplamak için görevlendirmiştir.[182] Medine'de kendisine ikta yo­luyla bir ev vermiştir.[183]

el-Erkam, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Ibn Kesîr [184], el-Irâkî [185], Muhammed b. Ali el-Ensârî el-Hazrecî [186], Ibn Seyyidünnâs [187]ve diğerleri onu Resûlulah'm katipleri içeri­sinde zikretmişlerdir.

Ibn Kesîr: "Resülullah'ın emri ile Azîm b. el-Hâris el-Muhâribî'nin Fah ve diğer yerlerdeki iktaını o yazmıştır."[188] de­miştir.

Muhammed Hamidullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli eserine müracaat ettiğimizde bir çok belgenin altında el-Erkam'ın ismini buluruz. Misal olarak 84, 88» 176, 212 holü belgeleri zikre­debiliriz.

el-Erkam'ın vefat tarihi hakkında ihtilaf edilmiştir. Kimisi Ebû Bekir es-Sıddîk'm vefat ettiği günde vefat ettiğini söylemiş, kimisi de Medine'de hicretin 55. yılında 80 küsur yaşında iken ve­fat ettiğini ve cenaze namazını vasıyyeti üzerine Sa'd b. Ebû Vak-kas'ın kıldırdığını söylemiştir.[189]

 

11- ÜSEYD B. HUDAYR (R.A.)

 

isim ve nesebi şöyledir: Üseyd b. Hudayr b. Semmâk b. Atak b. Rafı' b. îmrulkays b. Zeyd b. Abdüleşhel.[190]

Üseyd hem câhiliyye döneminde hem de islam döneminde kavmi içerisinde itibarlı bir kimse idi.[191]

Üseyd ve Sa'd b. Muaz, Mus'ab b. Umeyr'in vasıtasıyle aynı günde müslüman olmuşlardır. Üseyd 70 Ensar'la birlikte   son Akabe Bey'atında bulunmuş olup on iki nakîbden (reisden) biri idi.[192]

Üseyd, Bedir Gazvesinde bulunmadı. Çünkü o, Bedir'de sa­vaş olacağını zannetmiyordu. Bu konuda tbn Sa'd kendi isnadiyle şöyle nakleder: "Üseyd, Resûlullah ile Bedir'den dönünce karşı­laştı ve ona:

"- Seni muzaffer kılan ve gözlerim aydın eden Allah'a hamdol-sun. Yâ Resûlallah, benim Bedir'den geç kalmamın sebebi savaş olacağını bilmediğim içindir. Ben sizin kervanla karşılaşacağımzı zannediyordum, şayet düşmanla karşılaşacağınızı bilseydim, geri kalmazdım." dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

"- Doğru söyledin." Buyurdu.[193]

Ibn Seken: 'Üseyd Bedir ve Akabe'de bulundu. O, nakîblerden biri idi." demiştir. Fakat diğerleri onun Bedir ehlinden olduğunu reddetmiştir.[194]

Uhud'da bulunmuş ve Resûlullah ile beraber yerini terketme-miştir. Hendek ve diğer bütün gazvelerde de bulunmuştur.[195]

Ibn Sa'd demiştir ki: "Üseyd câhilliye döneminde Arapça ya­zardı.[196] Babası Hudayr da yazı biliyordu."[197]

el-Bâkıllânî, Üseyd'i Resûlullah'ın katipleri içerisinde zikret­miştir.[198]

Üseyd b. Hudayr hicretin 20. senesinde Şaban ayında vefat et­miş, Hz.Ömer cenazesini Abdüleşhel oğulları yurdundan alarak Bakî mezarlığına taşımış ve cenaze namazını kıldırnııştır.[199] Al­lah kendisinden razı olsun ve kendisini razı etsin.

 

12- EVSB. HAVLI (R.A.)

 

isim ve nesebi şöyledir: Evs b. Havlî b. Abdullah b. el-Hâris b. el-Ensârî (r.a.). Annesi Übey b. Mâlik'in kızı Cemile olup Abdullah b. Übey b. Selûl'ün kız kardeşidir.

Evs, Resûlullah (s.a.v.) ile beraber Bedir, Uhud, Hendek ve di­ğer bütün gazvelerde bulunmuştur.[200] Resûlullah Evs ile Şücâ' b. Evs el-Esedî'yi kardeş yapmıştır.[201] Resûlullah (s.a.v.) kaza um­resi için Mekke'ye girdiği zaman silahların üzerinde 200 kişi bı­raktı. Başlarında Evs vardı.[202] Bu, Tuva denilen yerde oldu. Gaye müşriklerden gelebilecek bir tuzağı önlemekti.[203]

Evs b. Havlı câhiliyye döneminde Arapça yazan, yüzme ve atı­cılığı iyi bilen kâmillerden idi.[204] Câhilliyye döneminde bu üç şeyi bilene "el-Kâmil" diyorlardı. el-Bâkıllânî onu Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretmiştir.[205]

Resûlullah vefat edince onu yıkayan, ve ehl-i beyti ile beraber kabrine inip koyan da Evs olmuştur.[206]

Evs, Medine'de Hz.Osman'ın hilafeti döneminde vefat etmiş­tir.[207]

 

13- BÜREYDE B. EL-HASlB (R.A.)

 

Büreyde b. el-Hasîb b. Abdullah b. el-Hâris el-Eslemî (r.a.), Resûlullah (s.a.v.) hicret ederken el-Gamîm'de yanına uğra­yınca müslüman olmuştur.[208] Uhud Gazvesi'nden sonra Medi­ne'ye hicret etmiş [209] ve Resûlullah (s.a.v.) ile beraber on altı gaz­vede bulunmuştur.[210]

Medine'de oturuyordu. Sonra Basra'ya gitti, orada ev yaptı. Daha sonra cihad için Horasan'a gitti, ölünceye kadar Merv'de ikamet etti ve oraya defnedildi.

Büreyde Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. ibn Seyyidünnâs [211], el-Irâkî [212]ve el-Ensârî [213]onu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretmişlerdir.

Hilal, babası Sirac b. Müccâa'dan rivayet ettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) kendisine Yemen'de bir arazi vermiş ve bunu şöyle bir yazı ile bildirmiştir:

"Allah'ın Elçisi Muhammed'den Eşlem Oğulları'ndan Müccâa b. Mürâre'ye: Ben sana el-Avra verdim, kimin ona ihtiyacı olursa bana gelsin. Büreyde yazdı."[214]

 

14- BEŞÎR B. SA'D B. SA'LEBE (R.A.)

 

isim ve nesebi şöyledir: Beşîr b. Sa'd b. Salebe b. Hılâs el-Hazrecî el-Ensârî (r.a.).

ikinci Akabe'de, Bedir, Uhud ve ondan sonraki gazvelerde bu­lunmuştur.[215]

el-Vakıdî: "Resûlullah (s.a.v.) onu hicretin yedinci senesinde bir seriyye ile Fedek'e gönderdi. Sonra Şevval ayında Vadi'1-kurâ istikametine gönderdi." demiştir.[216] Sakîfe günü Ebû Bekir'e En-sardan ilk bey'at edenin o olduğu söylenmiştir.[217]

Numan ve Übeyye isminde iki çocuğu vardı. Anneleri, Revâha kızı Amre-olup Abdullah b. Revâha'nın kız kardeşi idi.[218]

Hicretin on ikinci senesinde Yemame'den dönerken Aynü't-temr denilen yerde Şehid olmuştur.[219]

îbn Sa'd: "Beşîr câhiliyye döneminde Arapça yazardı. O za­man Araplar içerisinde yazı bilen azdı." demiştir.[220]

el-Bâkıllânî, Beşîr'i Resûlullah'm katipleri içerisinde zikret­miştir.[221]

 

15-SÂBlT B. KAYS (R.A.)

 

Sabit b. Kays b. Şemmâs b. Züheyr (r.a.) Ensardan olup Haz-rec kabîlesindendir. Hassan b. Sabit Resûlullah'm şairi olduğu gi­bi, Sabit de Resûlullah'm ve Ensarm hatibi idi.[222]

Sabit, Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye gelince Ensar adına ona hitaben:

"- Kendimizi ve çocuklarımızı koruduğumuz şeyden sizi de ko­ruyacağız. Buna mukabil bize ne vardır?" demiş, Resûlullah da:

"- Cennet var." buyurmuştur. Bunun üzerine Ensar:

"- Razı olduk." demişlerdir.[223]

ilk bulunduğu gazve Uhud olmuş, ondan sonraki gazvelere de iştirak etmiştir.[224]

"Ey inananlar! Seslerinizi Peygamberin sesinin üzerine yük­seltmeyin. Farkına varmadan işlediklerinizin boşa gitmemesi için Peygamber'e, birbirinize çağırdığınız gibi yüksek sesle bağır­mayın."165 mealindeki âyet inince Resûlullah (s.a.v.) Sâbit'i göre­mez oldu ve:

"- Sabit hakkında kim bana bilgi verecek?" buyurdu. Bir adam:

"- Ben." dedi ve Sâbit'in evine gitti. Onun, başını önüne eğmiş mahzun bir vaziyette oturduğunu görünce:

"- Durumun nasıl?" dedi. Sabit:

"- Kötü! Se-simi Resûlullah'm sesini bastırıyordu. Yaptıkla­rını boşa gitti, ben cehennem ehlinden oldum " diye cevap verdi.

Adam Resûlullah'a döndü, Sâbit'in söylediklerini haber verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.):

"- Git, ona: Sen cehennem ehlinden değilsin, sen cennetliksin, de." buyurdu.[225]

Sabit b. Kays, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden idi. Îbn Sa'd [226], el-Mizzî[227], îbn Kesîr [228], el-Irâkî[229], îbn Seyyidünnâs[230] ve el-Ensârî[231] onu Resûlullah'm katipleri içerisinde zikretmişler­dir.

Muhammed Hamidullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli eserinde 157. vesikanın yazarının ismi Kays b. Şemmas b. er-Rûyân olarak zikredilmiştir. Ben sahabe içerisinde bu isimde biri­ni bulamadım. Herhalde o, Sabit b. Şemmâs b. Kays olmalıdır.

Sabit hicretin on birinci senesinde Yemâme vak'asmda şehid olmuştur. Şehadetinden sonra bir kimse rüyasında onun kendisi­ne bir takım şeyleri vasiyet ettiğini görmüş, gördüğü bu rüyayı Hâlid b. Velîd ile Hz.Ebû Bekir'e anlatmış, bunun üzerine Ebû Be­kir onun vasiyetini yerine getirmiştir.[232]

 

16- CAFER B. EBU TALÎB (R.A.)

 

Beyhakî'nin îbn îshak'tan naklinin dışında Cafer'i Resûlullah'm katipleri içerisinde zikreden kimseyi bulamadım. Beyhakî, îbn îshak tarikiyle Muhammed b. Cafer b. ez-Zü-beyr'den, o da Abdullah b. ez-Zübeyr (r.a.)'dan rivayet ettiğine gö­re Resûlullah (s.a.v.) Abdullah b. Erkam'dan yazılarını yazmasını istedi, o da yazıyordu. Resûlullah adına hükümdarlara cevap veri­yordu. Resûlullah ona o kadar güvenmişti ki ona hükümdarlar­dan birine yazmasını emrediyor, o da yazıyordu, sonra şöyle yaz­masını ve mühürlemesini emrediyordu, ona güvendiğinden dolayı okumuyordu. Sonra Zeyd b. Sâbit'e de yazmasını emretti. O da hem vahyi yazar ve hem de hükümdarlara yazardı. Abdullah b. Erkam ile Zeyd b. Sabit bulunmayıp da Ecnâd emirlerine veya hü­kümdarlara mektup yazılmasına ya da bir kimseye yazıp ikta'da bulunulmasına ihtiyaç duyunca Cafer'e emreder, o da yazardı. Ömer ve Osman da Resûlullah'm yazılarını yazmıştır. Zeyd, Mugîre, Muâviye, Hâlid b. Saîd b. el-As ve Araplardan isimleri zikredilen diğerleri de Resûlullah'm yazılarını yazmışlardır." [233]Beyhakî burada Cafer'in ismini zikretme mistir. Ancak îbn Hacer Fethul-bârî (XIII, 184) de şöyle kaydetmiştir: "Beyhakfnin hasen senedle Abdullah b. ez-Zübeyr'den naklettiğine göre Hz.Peygamber (s.a.v.) Abdullah b. Erkam'dan yazılarını yazması­nı istedi, o da hükümdarlara olan yazılarım yazıyordu. Resûlullalj ona o kadar güvenmişti, ona yazmasını ve mühürlemesini emredi­yor, okumuyordu. Sonra Zeyd b. Sâbit'e de yazmasını emretti. O da hem vahyi yazıyor ve hem de hükümdarlara yazıyordu. Bunlar olmadıkları zaman Cafer b. Ebû Tâlib'e yazmasını emrediyordu. Resûlullah'm katipliğim ashabından bunların dışında bir cemaat da yapmıştır.

 

17-CEHMB. SAD(R.A.)

 

Ibn Hacer demiştir ki: "el-Kudâî, Cehm'i Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretti. Cehm ve ez-Zübeyr zekat mallarını yazarlardı. Müfessir el-Kurtubî de "el-Mevlidü'n-nebevî" isimli eserinde onu zikretmiştir."[234]

el-Irâkî[235] ve el-Ensârî[236] de onu Resûlullah'm katipleri içeri­sinde zikretmişlerdir.

 

18- CÜHEYM B. ES-SALT

 

ismi ve nesebi şöyledir: Cüheym b. es-Salt b. Mahreme b. el-Muttalib b. Abdümenaf el-Kuraşî el-Muttalibî.

Cüheym henüz müşrik idi. Kureyş, Bedir gazvesinnin sebebi olarak gösterilen kervanı korumak için gitmek üzere iken bir rüya görmüştü. Rüyasında başında bir atlı vardı, Kureyş'ten ileri gelenlerin Ölüm haberlerini bildiriyordu. Ebû Cehil bunu işitince: "îşte bu da Muttalib oğullarından bir başka peygamber! Şayet karşılaşırsak yarın kimlerin öldürülmüş olacağını görecek." de­di.[237]

Alimler Cüheym'in ne zaman müslüman olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ibn Abdülber onun H^yber'in fethi yılında müslüman olduğunu ve Resûlullah'm kendisine Hayber ganime­tinden otuz vesk verdiğini söylemiştir.[238] Îbnü'1-Esîr de bu görüş­tedir.[239] Ibn Sa'd ise onun Mekke'nin fethinden sonra müslüman olduğunu söylemiştir.[240]

Belâzurî: "Cüheym câhiliyye döneminde Arap yazısını bili­yordu. İslam geldiği zaman o yazıyordu. Resûlullah (s.a.v.)'in ka­tipliğini yapmıştır." demiştir.[241]

el-Mes'ûdî de: "ez-Zübeyr b. el-Awâm ve Cüheym b. es-Salt zekat mallarını yazıyorlardı." demiştir.[242]

Ömer b. Şebbe [243], Belâzurî[244], el-YaTtÛbî[245], îbn Abdülber[246], îbn Miskeveyh,[247] îbn Seyyidünnâs [248], el-Irâkî[249], îbn Hacer[250] ve el-Ensârî[251] Cüheym'i Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisin­de zikretmişlerdir.

Muhammed Hamîdullah'm el-Vesâikus-siyâsiyye isimli ese­rine baktığımız zaman 82 inci vesikanın Cüheym b. ee-Salt tara­fından yazılmış olduğunu görürüz.[252]

 

 

 

 

19- HÂTIB B. AMR (R.A.)

 

Hâtıb b. Amr b. Abdüşems b. Abdûd el-Kureşî el-Amirî (r.a.), Süheyl b. Amr ve Süleyt b. Amr'in kardeşleridir.

îbn Abdülber: "Resûlullah (s.a.v.) Erkam'ın evine girmeden önce müslüman oldu[253] ve Habeşistan'a yapılan her iki hicrette de bulundu."[254] damiştir.

el-Vâkıdî ve diğerleri de: "Birinci Habeşistan hicretinde oraya ilk gelen Hâtıb oldu[255] ve Bedir gazvesinde de bulundu."[256] demiş­lerdir.

Hâtıb, Resûlullah (s.a.v.)'in katiplerindendir. îbn Miskeveyh[257], îbn Seyyidünnâs,[258] el-Irâkî[259] ve el-Ensârî[260] onu Resûlullab'm katipleri içerisinde zikretmişlerdir.

 

20- HUZEYFE B. EL-YEMAN EL-ABSî (R.A.)

 

Aslen Yemenlidir. Hz.Peygamber (s.a.v.) ile beraber Bedir gazvesinde bulunmadı. Çünkü müşrikler ondan kendileriyle savaşmayacağına dair söz almışlardı. Huzeyfe, Resûlullah'dan savaşıp savaşamayacağını sordu. Resûlullah (s.a.v.) de onlara karşı sözümüzde vefa gösteririz ve onları yenmek için Allah'tan yardım dileriz, buyurdu.[261] Hz.Peygamber (s.a.v.) ile beraber Uhud Gazvesi'nde bulundu. Babası müslümanlar tarafından ha-taen öldürüldü.[262] Peygamber efendimiz (s.a.v.) Hendek Gazve­si'nde geceleyin müşriklerden haber getirmesi için gönderdi.

Huzeyfe münafıkları bilme hususunda Resûlullah'm sırdaşı idi. Resûlullah münafıkların isimlerini ona söylemişti. Ashab içe­risinde münafıkları ondan başka bilen yoktu.[263]

Bir kimse öldüğü zaman Hz.Ömer, Huzeyfe'den sorardı. Hu­zeyfe cenaze namazında bulunursa Hz.Ömer de namazını kılardı. Huzeyfe bulunmazsa Hz.Ömer de bulunmazdı.[264]

Hz.Ömer bir defa ashaba temenni ediniz, demiş, onlar da Al­lah yolunda sadaka olarak dağıtmak için içerisinde bulundukları ev dolusu mal ve cevher temenni etmişlerdi. Bunun üzerine Ömer: "Fakat ben Ebû Ubeyde, Muaz b. Cebel ve Huzeyfe b. el-Yeman gi­bi adamlarımın olmasını ve onlara Allah yolunda görev vermeyi arzu ederdim." demiştir.[265]

Resûlullah (s.a.v.) onu Diba'ya vali olarak görevlendirdi. îbn Sa'd: "Resûlullah (s.a.v.) vefat ettiğinde Huzeyfe b. el-Yeman onun Diba'da valisi idi." demiştir.[266]

Huzeyfe b. el-Yemân Nihavend Muharebesinde bulunmuş, Hemedan, Rey ve Dînever onun eliyle fethedilmiştir.[267] Bunların fethi hicretin 22. yılında gerçekleşmiştir.[268] Huzeyfe el-Cezîre'nin fethinde de bulunmuş, daha sonra Nusaybin'e gelerek orada ev­lenmiştir.[269]

Hz.Ömer de Huzeyfe'yi Medâin'e vali olarak göndermiştir, îbn Şîrîn demiştir ki: "Hz.Ömer birini vali olarak görevlendirdiği zaman onun ahidnamesine: "Ben falam gönderdim, ona şöyle şöy­le emrettim." diye yazardı. Huzeyfe'yi Medâin'e gönderdiği zaman onun ahidnamesine: "Onu dinleyiniz, itaat ediniz ve sizden ne is­terse ona veriniz." diye yazdı. Huzeyfe Medâin'e gelince kendisini şehrin ileri gelenleri ve idarecileri karşıladılar. Bunun üzerine on­lara ahidnamesini okudu. Onlarda «Bize ne emrediyorsan söyle» dediler. Huzeyfe «sizinle beraber olduğum müddetçe kendi yiyece­ğim ile, hayvanımın yiyeceği kadar ot-yem istiyorum, başka bir-şey istemiyorum» demiştir. Huzeyfe Medâin'de vali olarak göreve devam etmiş, sonra bir ara Hz. Ömer, Medine'ye gelmesi için ona mektup yazmış, Huzeyfe hemen Medine'ye hareket etmiş. Hz. Ömer durumunu kontrol etmek için geleceği yola çıkıp gizlenmiş, Medine'den ayrıldığı gibi gelmekte olduğunu görünce hemen ona

sarılıp: «Sen benim kardeşimsin ben de senin kardeşinim demiş­tir. [270]

Huzeyfe (R.A) Hz. Peygamberin katiplerinden idi. Onu Resûlullah'ın katipleri içerisinde el-Kurtubi,[271] es-Seâlebi,[272] el Râbi [273]ve el_ Ensâri zikretmişlerdir. el-Ensâri: «Huzeyfe ağaç-daki hurmaları tahmin edip yazıyordu.» [274]demiştir. Mes'udi ise: Hicaz hurmalarını tahmin edip yazıyordu» demiştir.[275] Huzeyfe Hz. Osman'ın şehid edilmesinden sonra hicri 36 da Hz. Ali'nin hi­lafetinin ilk yılında vefat etmiştir.[276]

 

21- el-HUSAYN B. NÜMEYR (R.A.)

 

Cehşiyârî demiştir ki: "el-Mugîre b. Şu*be ve el-Husayn b. Nü-meyr insanlar arasında dolaşıp yazarlardı."[277]

el-Ensârî: "el-Mugîre b. Şul)e ve el-Husayn b. Nümeyr insan­lar arasında borçlanmaları ve muameleleri yazarlardı." demiş­tir.[278]

îbn Miskeveyh de onu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içe­risinde zikretmiş: "el-Mugîre b. Şube ve el-Husayn b. Nümeyr in­sanlar arasındaki muameleleri-yazarlar, Hâlid ve Muâviye bulun­madıklarında onlara vekalet ederlerdi." demiştir.[279]

îbn Hacer de demiştir ki: "el-Abbas b. Muhammed el-Endelûsî, el-Mu'tasım b. Sumâdih için yazmış olduğu "et-Târîh" isimli kitabında onu zikrederek: "el-Mugîre b. ŞuTse ve el-Husayn b. Nümeyr, Resûlullah'm ihtiyaç duyduğu şeyleri yazardı. Daha sonra gelenlerden müfessir Kurtubî "el-mevlidü'n-nebevî" isimh eserinde, el-Kutub el-Halebî "Şerhu's-sîra" sinde zikretmiş ve bunun, el-Kudâî'nin Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleriyle ilgili

olarak yazmış olduğu eserinde olduğunu kaydetmiştir.[280] el-Irâkî [281]ve el-Ya'kûbî [282] de onu Resûlullah'ın katipleri içerisinde zik­retmişlerdir, îbn Hacer "el-îsâbe" sinde el-Husayn'm şahsiyyetin-den bahsetmemiştir.

 

22- HANZALA B. ER-RABÎ' (R.A.)

 

isim ve nesebi şöyledir. Hanzala b. er-Rabî b. Sayfî b. Riyâh [283]et-Temîmî. el-Kâtib lakabıyle tanınır. Ekseni b. Sayfî'nin kardeşi­nin oğludur.

Hanzala bir defa ağlayarak Hz.Ebû Bekir'in yanına gelmişti. Hz.Ebû Bekir ona:

"- Ey Hanzala sana ne oluyor?" demiş, o da:

"- Ey Ebû Bekir, Hanzala münafık oldu. Biz, Resûlüllah (s.a.v.)'in yanında bulunup da bize cennet ve cehennemi hatırlat­tığı zaman sanki gözlerimizle görüyoruz gibi oluyoruz. Yanından dönünce aile ve mallarımızla meşgul oluyoruz, Resûlullah'ın söy­lediklerini çoğukez unutuyoruz." dedi. Hz.Ebû Bekir de:

"- Vallahi biz de böyleyiz. Resûlüllah (s.a.v.)'e gidelim, duru­mu anlatalım." dedi.

Hemen Resûlüllah (s.a.v.)'e gittiler. Resûrullah, Hanzala'yı görünce:

"- Ey Hanzela ne var?" buyurdu. Hanzala:

"- Yâ Resûlellah! Hanzala münank oldu. Senin yanında oldu­ğumuz zaman bize cehennemi ve cenneti hatırlatıyorsun, sanki gözlerimizle görüyor gibi oluyoruz. Yanından çıktığımız zaman eşlerimiz ve mallarımızla meşgul oluyoruz ve bunları çoğukez unutuyoruz." dedi.

Bunun üzerine Resûlüllah (s.a.v.):

"- Benim yanımda olduğunuz hal üzere devam etmiş olsanız o zaman melekler meclislerinizde, yollarınızda ve yataklarınızda sizinle musafaha ederdi. Fakat ey Hanzala, insan bazen böyle olur, bazen öyle. insanın durumu her zaman aynı olmaz." buyur­du.[284]

Resûlullah (s.a.v.) Hanzala'yı sulh isteyip istemediklerini öğren­mek için Tâif halkına göndermişti. Hanazala Taife doğru hareket edince Resûlullah (s.a.v.) orada bulunanlara: "Bu ve benzerlerine uyunuz." buyurdu.[285]

Hanzala Resûlullah (s.a.v.)Jin katiplerindendir. Cehşiyârî: "Hanzala b. er-Rabf b. el-Murakka' b. Sayfî, Eksem b. Sayfî'nin kardeşinin oğlu olup Resûlullah'ın katiplerinden her hangi biri olmadığı zaman onun vekili idi. Bu yüzden kendisine "el-kâtib" lakabı verilmişti. Resûlullah (s.a.v.) mührünü onun yanında bıra­kır ve ona: "Benden ayrılma ve her şeyi bana üçüncü gününde hatırlat." derdi. Hanzala demiştir ki: "Mal ve yemek üzerinden üç gün geçmeden ona hatırlatırdım. Resûlullah yanında ondan bir şey olduğu halde sabahlamazdı.[286]

Hanzala Resûlullah (s.a.v.)'in meşhur katiplerinden idi. îmam Buhârî "et-Târîhu'1-kebîr" inde: "Hanzala Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katibidir."[287] demiş, imam Müslim de: "Hanzala b. er-Rabî' Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katibidir."[288] demiştir, tbn Sa'd, el-Vâkıdî'den naklen: "Bir defa Resûlullah (s.a.v.)'in yazışım yazdı, bu sebeple kendisine "el-kâtib" denildi. Ozaman Araplar içerisin­de yazı bilen azdı."[289] demiştir. el-Mes'ûdî [290], el-Ya'kûbî[291]  îb-nü'1-Esîr [292], el-Mizzî [293], îbn Seyyidünnâs [294], el-Irâkî [295], Ibn Şebbe[296], Halîfe b. Hayyât[297], îbn Kesîr[298], Ibn Hacer[299] ve el-Ensârî[300] onu Resûlullah'm katipleri içerisinde zikretmişlerdir.

Huzeyfe Kâdisiye savaşında bulunmuş, sonra Kûfe'ye yerleş­miş, Cemel Vakasında Hz.Ali ile beraber bulunmamış ve daha sonra Karkısya'ya yerleşerek Muâviye zamanında orada vefat et­miştir.[301]

 

23- HUVEYTIB B. ABDÜLUZZA (R.A.)

 

isim ve nesebi şöyledir: Huveytıb b. Abdüluzzâ b. Kays el-Kureşî el-Amirî (r.a.).

Huveytıb çok yaşamıştır, islam dini geldiği zaman yaşı 60 civarında idi.[302] Mekke'nin fethi yılında müslüman olmuştur. Müellefe-i kulûb'den idi.[303] Hz.Peygamber (s.a.v.) ona Huneyn ganimetlerinden 100 deve vermiştir.[304] Huveytıb samimi bir müs­lüman olmuştur, imam Ahmed imam Şafiî'nin şöyle dediğini nak-letmiştir: "Huveytıb b. Abdüluzzâ övgüye layık bir müslüman idi.

Cahiliyye döneminde Mekke'de Kureyş'in en çok yeri olan idi.[305]

Hz.Ömer ona bir grup cemaatle beraber Harem'in direklerini yenilemesini emretti.[306]

Huzeyfe Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiprerindendir. Onun is­mini Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde tbn Miskeveyh,[307] el-Irâkî [308], Ibn Seyyidünnâs [309]ve el-Ensârî[310] zikretmişler­dir.

Huveytıb'm ne zaman vefat ettiğinde ihtilaf edilmiştir. Doğru olan görüşe göre Muâviye'nin hilafeti döneminde hicretin 54. se­nesinde vefat etmiştir.[311]

 

24- HÂLİD B. SAîD B. EL-AS (R.A.)

 

îsmi ve nesebi şöyledir; Hâlid b. Saîd b. el-As b. Ümeyye b. Ab-dişems (r.a.).

Hâlid ilk müslümanlardandır. Hz.Ebû Bekir es-Sıddîk'dan sonra müslüman olduğu söylenmiştir. Islama girenlerin üçüncü­sü veya dördüncüsü ya da beşincisidir.[312] îslama girmesine gör­müş olduğu bir rüya sebep olmuştur. Şöyle ki: Rüyasında bir ate­şin kenarında durmakta olduğunu, babasımn kendisini ateşe itti­ğini, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in de belinden tutarak ateşe düşmesi­ne engel olmaya çalıştığını görmüştür. Sabah olunca rüyasını Hz.Ebû Bekir'e anlatmış, o da müslüman olmasını söylemiştir. Bunun üzerine Hâlid Ecyad'da Hz.Peygamber (s.a.v.) ile karşılaş­mış ve müslüman olmuştur. Hz.Peygamber Hâlid'in müslüman olmasından dolayı çok sevinmiştir.[313] Babası Saîd ise oğlunun müslüman olmasına çok kızmış, onu dövmüş ve kötü sözler söyle­miş, diğer oğullarına da: "Onunla kim konuşursa ona yaptığım şeyi konuşana da yaparım." demiştir. Sonra Hâlid'i hapsetmiş, dininden dönmesi için baskı yapmış, günlerce aç ve susuz bırak­mış, hatta Mekke'nin taşlıklarında üç gün bir yudum su tatmadan beklemiştir. Neticede Hâlid babasından ayrılıp Hz.Peygamber (s.a.v.)'in yanına gitmiştir. Artık Hz.Peygamber'den hiç ayrılma­mış, devamlı onunla beraber olmuştur.[314]

Habeşistan'a ikinci hicrette Hz.Peygamber'in ashabı içerisin­de ilk giden Hâlid olmuştur. Hanımı Hâlid kızı Ümeyme el-Huzâıyye de kendisi ile beraber Habeşistan'a hicret etmiş ve ora­da on küsur sene kamuslardır. Daha sonra Cafer b. Ebû Tâlib ile beraber iki gemi ile Medine'ye gelmişlerdir. Bu arada Resûlullah (s.a.v.) Hayber'in fethi ile meşgul olduğu için hemen Hayber'e git­mişler, Resûlullah, ashabı ile konuştuktan sonra bunlara da gani­met malından hisse vermişlerdir.[315]

Hâlid, Hayber'den Resûlullah ile beraber Medine'ye dönmüş, daha sonra Kaza Umresinde, Mekke'nin Fethinde, Huneyn, Tâif ve Tebuk gazvelerinde Hz.Peygamber'le beraber bulunmuştur.[316]

Hz.Peygamber (s.a.v.)'in Hâlid'e idarî görevler verdiğini de görüyoruz. Önce onu Mezhic'ın zekatını toplamak üzere görevlen­dirmiş, sonra da SanVya vali olarak tayin etmiştir. Hâlid, Resûlullah vefat edinceye kadar San'a'da kalmıştır.[317]

Hz.Peygamber ile Tâif halkı arasında sulh yapmak için çalı­şan ve Tâif halkından Sakîf heyetine yazan da Hâlid olmuştur.[318]

 

Mushafı Yazması

 

îbn Hacer demiştir ki: îbn Ebû Dâvûd "Kitâbül-Mesâhif' inde ibrahim b. Ukbe yoluyle Hâlid'in kızı Ümmü Hâlid'den: "Babam besmeleyi ilk yazandır." dediğini nakletmiştir. Besmelenin Kur'ân-ı Kerîm'den bir cüz parça olduğu bilinmektedir. Buna göre Hâlid Mekke döneminde daha Habeşistan'a hicret etmeden, özel­likle Resûlullah (s.a.v.) il beraber bulunduğu dönemde Kur'ân'ı yazmış olması uzak görülmemektedir.

el-Ensârî, Hâlid'den bahsederken: "Resûlullah için ilk yazan odur." der.[319] Bu söz, ancak onun Mekke'de yazdığını kabul eder­sek doğru olur. Çünkü Hz.Peygamber (s.a.v.) Medine'ye hicret et­tikten sonra orada ilk olarak yazan Übey b. Kab, Zeyd b. Sabit, Ali b. Ebû Tâlib ve diğerleri olmuştur. Hâlid b. Saîd Medine'ye ancak Hayber Gazvesinden sonra gelmiştir. Öyle ise ilk müslümanlar-dan olan Hâlid b. Saîd'in Mekke'de Resûlullah'm ilk vahiy katipli­ğini yapan olması mümkündür. Medine'ye döndükten sonra da Hz.Peygamber (s.a.v.)'in mektuplarını yazmıştır.

et-Taberî demiştir ki: "Hâlid b. Saîd b. el-As ve Muâviye b. Ebû Süfyan, Resûlullah'm huzurunda ihtiyaç duyduğu şeyleri yazı­yorlardı."[320] Hâlid, Resûlullah'm meşhur katiplerinden idi. Onu Resûlullah'm katipleri içerisinde îbn Ishak [321], îbn Sa'd [322], îbn Şebbe [323], et-Taberî [324], Cehşiyârî[325], Ibnü'1-Esîr[326], Ibn Kesîr[327], el-Mizzî[328], el-Irâkî[329], Ibn Seyyidünnâs[330], Ibn Miskeveyh[331], el-Ensârî[332] ve diğerleri zikretmişlerdir. el-Mes'ûdî: "Hâlid b. Saîd b. el-As, Resûlullah'm huzurunda, ortaya çıkan diğer işlerini de ya­zardı.[333]

Muhanımed Hamidullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli eserine baktığımız zaman bir çok mektubun Hâlid b. Saîd tarafın­dan yazılmış olduğunu görürüz. Misal olarak 19, 20,116, 202, 213, 214 ve 223. vesikaları zikredebiliriz. [334]

 

Saîd'in Oğullarının Resûlullah (S.A.V.)'İn Vefatından Sonra Vazifelerini Terketmeleri

 

Saîd b. el-As'ın oğulları Hâlid, Ebân ve Ömer, Resûlullah (s.a.v.)'in vefatından sonra âmillik (valilik veya zekat tahsildarlı­ğı) görevlerini bıraktılar. Hz. Ebû Bekir aym görevlerini yapmaya devam etmelerini isteyince: " Biz Ebû Uhayye oğullarıyız. Resûlullah'dan sonra hiç bir kimse için çalışmayız." demişler­dir.[335]

Ebû Bekir es-Sıddîk Radde olayında Hâlid'i Meşârifiş-Şam'a emir tayin etti.[336] Hicretin 14. senesinde ya Ecnâdeyn Muharebe­sinde ya da Merci's-Suffer'de şehid edilmiştir.[337]

 

25- HÂLÎD B. VELÎD (R.A.)

 

Hâlid b. Velîd b. el-Mugîra el-Kuraşî el-Mahzûmî (r.a.) Al­lah'ın kılıa, Islamın süvarisi ve muharebelerin aslanıdır. Künyesi Ebû Süleyman'dır. Hz. Peygamber'in hanımı Haris kızı Meymûne'nin kız kardeşinin oğludur.[338] Takriben hicretten 40 se­ne önce doğmuştur.[339]

Hâlid câhiliyye döneminde Kureyş'in eşrafından biri idi. Câhilliye döneminde kubbe ve emne görevi ona mahsustu.[340] Kub­be aslında çadır demek olup muharebeden önce kurulur askerî hazırlıklar gözden geçirilirdi. Emne ise harpte süvarilerin komu­tanının görevidir. Hâlid b. Velîd Uhud Gazvesi'nde müşriklerin süvarilerinin komutanı idi. O, Hudeybiye'den sonra yapılan Um­reye kadar müslümanlarla yapılan bütün savaşlarda Kureyşle beraber bulunmuştur.[341] Hudeybiye'de de Kureyş'in süvarilerinin başında o vardı.[342]

Kaza Umresi'nde Hâlid b. Velîd, Resûlullah (s.a.v.) ve ashabı kendisini görmemesi için kaçıp Mekke'den dışarı çıkmıştır. Resûlullah, kardeşi Velîd b. Velîd'den Hâlid'i sormuş ve: "Şayet bi­ze gelirse ona ikramda bulunuruz." demiştir. Velîd Hz.Peygam­ber'in bu sözünü kardeşi Hâlid'e yazmış, işte bu andan itibaren kalbinde İslama bir meyil belirmiş [343]ve Hayber'in fethinden son­ra hicretin yedinci senesinde müslüman olmuş, Amr b. el-As ve Osman b. Talha ile Medine'ye gelmişlerdir. Resûlullah (s.a.v.) on­ları görünce ashabına: "Mekke ciğerparelerini size atü."[344] buyur­muş ve evinin yerini ikta' yoluyla Hâlid'e vermiştir.

Hâlid müslüman olduktan sonra Resûlullah (s.a.v.) kendisini muharebelerde süvarilerin başına komutan olarak görevlendir­miştir. Resûlullah ile beraber Mekke'nin fethinde bulunmuştur. Daha sonra Resûlullah onu Uzzâ putunu yıkmak için göndermiş, o da yıkmıştır. Huneyn Gazvesi'nde yaralanmış, Hz.Peygamber onu ziyarete gelmiş ve yarasına okuyup üflemiş, bunun üzerine yarası kapanmıştır.[345]

Hâlid zırhlarını ve harp teçhizatını Allah yolunda vakfetmiş­tir. Onu meşgul eden tek şey cihad idi. Bu yüzden o: "Beni cihad Kur'ân'ı çok öğrenmekten meşgul etti."[346] demiştir. Irtidat eden­lere karşı yapılan savaşlarla Irak ve Şam'ın fethinde büyük kah­ramanlıklar göstermiştir.

Bir ara Hz.Ömer Hâlid'i kumandanlıktan azletmiş, yerine Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı tayin etmişti. Hâlid, bunu bir gurur ve­silesi yapmadan yeni komutanın emrinde itaatkâr bir asker ola­rak savaşmıştır.[347]

Ömer b. el-Hattâb'dan Hâlid hakkında vefatından sonra: "Al­lah Ebû Süleyman'a (yani Hâlid b. Velîd'e) rahmet etsin, biz onun hakkında olmayan şeyleri zannediyorduk."[348] dediği sahih isnad-la nakledilmiştir.

Hâlid b. Velîd Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onu Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisinde Ömer b. Şebbe [349], Ibn Kesir [350] îbn Seyyidünnâs [351], el-IrâM [352], el-Ensârî [353] ve diğerleri zikretmişlerdir.

Ibn Kesîr, Hâlid b. Velîd'in Resûlullah'm emri ile yazdığı mek­tuplardan birini kaydederek şöyle demiştir: "Atik b. Yakûb dedi ki bana Abdülmelik b. Ebû Bekir babasından o, dedesinden, o da Amr b. Hazm'dan nakletti ki şu arazileri Resûlullah (s.a.v.) ikta yoluyle verdi.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle.

Allah'ın Resulü Muhammed (s.a.v.)'den müminlere. Saydûh ve Sayda avı yakalanmaz ve öldürülmez. Kimin böyle bir şey yap­tığı görülürse celde vurulur ve elbisesi soyulur. Şayet biri bunu te­cavüz ederse yakalanır, Hz.Peygamber (s.a.v.)'e götürülür. Bu, Muhammed (s.a.v.)'dendir. Resûlullah'm emri ile Hâlid b. Velîd yazdı. Kimse onu çiğneyip de Muhammed'in emrettiği şeyde nefsi­ne zulmetmesin."[354]

Hâlid b. Velîd hicretin 21. yılında vefat etti.[355] Hz.Ömer'e va-sıyyet etti, o da vasiyyetini üzerine aldı.[356] Allah kendisinden razı olsun ve razı etsin.

 

26- ZÜBEYR B. AVVÂM (R.A.)

 

Zübeyr b. Avvâm hicretten on sekiz sene önce doğmuştur, el-Medâinî: "Talha, Zübeyr ve Ali akran idiler."[357] demiştir.

Zübeyr, Resûlullah'm havarisi ve halasının oğludur. Genç yaşta müslüman olmuştur. Urve: "Zübeyr sekiz yaşında iken müs-lüman oldu [358], onun İslama girmesi Ebû Bekir'den biraz sonra ol­muştur."[359] demiştir. Allah yolunda kılıcını kınından ilk çeken o olmuştur.[360] Bir defa Mekke'nin en yüksek yerinde Resûlullah'm yakalandığı haberi şayi olmuştu. Zübeyr elinde kılıç ile çıktı. O za­man on iki yaşında idi. Hz.Peygamber (s.a.v.)'in yanına geldi. Hz.Peygamber:

"- Sana ne oluyor ey Zübeyr!" buyurdu. Zübeyr geliş sebebim anlattı ve:                                               

"- Seni incitenin kılıcımla boynunu vurmaya geldim." dedi. Amcası, Zübeyr'e İslama girdiği için işkence yapardı.

Bütün bunlara karşı Zübeyr: "Küfre ebedî olarak geri dön­mem." derdi.[361] Zübeyr Habeşistan'a hicret etmiş fakat orada uzun müddet kalmamıştır.[362]

Zübeyr Bedir Gazvesi'ne iştirak etmiştir. Bedir Gazvesi'nde Hz.Peygamber (s.a.v.)'in yanında iki süvari vardı: Sağ tarafında atı üzerinde Zübeyr bulunuyordu, sol tarafında da atı üzerinde

Mikdad b. el-Esved vardı.[363]

Mekke'nin fethi gününde de Resûlullah (s.a.v.) Sa'd b. Ubâde'nin bayrağını Zübeyr'e vermiş, böylece Zübeyr Mekke'ye iki bayrak ile girmişti.[364] Sonra bütün gazvelere iştirak etti. Resûlullah (s.a.v.)'in bulunduğu hiç bir gazveden geri kalmadı.[365]

Zübeyr aşere-i mübeşşereden yani hayatlarında cennetle müjdelenen on sahâbîden biridir.[366] Hz.Peygamber (s.a.v.) onun hakkında: "Her peygamberin bir havarisi vardır, benim havarim de Zübeyr'dir." buyurmuştur.[367]

Hz.Ömer zamanında Mısır'ın fethinde bulunmuştur.[368] Hz.Ömer'in şûra ve halifelik için aday gösterdiği altı kişiden biri de Zübeyr'dir.[369] Hz.Ömer'in şehadetinden sonra Zübeyr kendisi­ni divandan sildi.[370]

Cemel vakasında Hz.Ali'ye karşı savaşmak için Hz.Aişe ile beraber çıkmıştı. Hz.Ali kendisine bu konudaki Resûlullah (s.a.v.)'in sözünü hatırlatınca savaştan vazgeçti, geri döndü. Yol­da Basra'ya yedi fersah mesafede es-Sibâ' vadisinde [371] hicrî 36 da Cemâziye'1-ûlâ ayında [372]namaz kılarken Ibn Cürmûz kendisini öldürdü.[373] O zaman 66 veya 67 yaşlarında idi. Hz.Ali (r.a.) ve ar­kadaşları ölüm haberini işitince ağladılar. Hz.Ali onu öldüren için: "Ey bedevi cehennemdeki yerine hazırlan. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) bana: "Zübeyr'i öldüren cehennemdedir." buyurdu."[374] de­miştir.

Zübeyr, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. el-Mes'ûdî: "Zübeyr b. Avvâm, Cüheym b. es-Salt zekat mallarını ya­zarlardı."[375] demiştir. Zübeyr'i Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde Ibn Şebbe[376], Ibn Kesîr[377], el-Irâkî[378], tbn Seyyidün-nâs[379], el-Ensârî[380] ve diğerleri zikretmişlerdir.

Tay kabilesinden Muâviye oğullarına Resûlullah (s.a.v.)'in hitabını yazan da Zübeyr'dir.[381]

 

27- ZEYD B. ERKAM (R.A.)

 

Zeyd b. Erkam b. Kays b. en-Nu'mân, Ensardan olup künyesi Ebû Saîd'dir.[382] Uhud Gazvesi'nde Resûlullah (s.a.v.) onu küçük gördüğü için savaşa almamıştır.[383] Zeyd, yetim idi. Abdullah b. Ravâha'nın himayesinde büyümüş, onunla beraber Mûte'ye git­miştir, îlk iştirak ettiği gazve Hendek olmuştur.[384] Hz.Peygamber (s.a.v.) ile beraber on yedi gazvede bulunmuştur.[385]

Kûfe'ye yerleşip orada bir ev.yapmıştır.[386] Hz.Ali ile beraber Sıftîn Savaşı'nda bulunmuştur. Onun özel adamlarından sayılır­dı.[387]

Zeyd b. Erkam okuma yazma biliyordu. Bazı hadisleri yaza­rak Enes b. Mâlik'e göndermiştir.[388] el-Bâkıllânî onu Hz.Peygam­ber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretmiştir.[389]

Hicretin 66 veya 68. senesinde Kûfe'de vefat etmiştir.[390]

 

28- ZEYD B. SÂBÎT (R.A.)

 

Künyesi Ebû Hârice olan Zeyd b. Sabit b. ed-Dahhâk b. Zeyd Ensardan olup Hazrec kabile sindendir. Kur'an okutanların ve ferâiz âlimlerinin şeyhi olup Medine'nin müftüsü ve Resûlullah'ın vahiy katibidir.

Babası Sabit, Buâs savaşında öldürülmüştü. O zaman Zeyd altı yaşında idi.[391] Yetim olarak büyüdü. Hz.Peygamber (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde Zeyd onbir yaşındaydı. Onyedi sûre öğren­mişti. Bunları Hz.Peygamber'e okudu. Hz.Peygamber çok beğen­di.[392] Resûlullah'm hayatında Kur'an'ın hıfzını tamamladı.[393] Resûlullah (s.a.v.) ona Yahudilerin dilini Öğrenmesini emretti. O da onbeş gün gibi kısa bir müddet içerisinde öğrendi. JBü konuda Zeyd demiştir ki: "Hz.Peygamber'in Yahudilere olan yazısını ben yazardım, O'na bir şey yazdıklarında da kendisine ben okur­dum.[394]

Zeyd bu ümmetin kadı ve fakihlerinden biridir. Tabiînin büyük alimlerinden olan eş-ŞaİDÎ demiştir ki: "Kadılar dörttür: Ömer, Ali, Zeyd ve Ibn Mes'ûd."[395] Mesrûk da: "Resûlullah'm as­habından fetva ehli altı kişi idi: Ömer, Ali, îbn Mes'ûd, Zeyd, Übey ve Ebû Musa."[396] Resûlullah (s.a.v.) Zeyd hakkında: "Ümmetimin en iyi ferâiz bileni Zeyd b. Sâbit'tir."[397] buyurmuştur. Ferâiz konu­sunda ilk telifte bulunan Zeyd'dir.[398]

Hz.Peygamber (s.a.v.) ile gazvelere iştirak etmiştir, îlk işti­rak ettiği gazve Hendek muharebesi olmuştur.[399]

Tebûk Savaşı'nda Neccar oğullarının bayrağı Zeyd'de idi. Da­ha önce Umâre b. Hazm'de idi. Hz.Peygamber (s.a.v.) ondan alıp Zeyd b. Sâhit'e verdi. Bunun üzerine Hazm:

"- Yâ Rasûlellah! Size benden bir şey mi ulaştı?" dedi. Hz.Pey­gamber:

"- Hayır, fakat Kur'an her şeyden önde olur."[400] buyurdu.

Yemâme Savaşı'nda kendisme bir ok isabet etti fakat zarar vermedi.

Yermuk Muharebesi'nde ganimet mallarını Zeyd taksim et­ti.[401]

Hz.Ömer (r.a.) Medine dışına çıktığı zaman yerine vekil ola­rak Zeyd b. Sâbit'i bırakırdı. Medine'ye döndüğü zemanda da ço-ğukez ona ikta yoluyla bir hurmalık verirdi.[402]

Hz.Osman (r.a.) da hacca gittiğinde Medine'de yerine Zeyd b. Sâbit'i bırakırdı.[403]

Zeyd, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Eserlerinde bu konuya temas edenler onu Resûlullah'm katipleri içerisinde zikretmişlerdir. Buna misal olarak şunları zikredebiliriz:

Ibn Ishak[404], Halîfe b. Hayyât[405], Ömer b. Şebbe[406], Buhârî[407], et-Taberî[408], Cehşiyârî - o, şöyle dedi: "Zeyd b. Sabit hem vahyi ya­zıyordu hem de Resûlullah'm hükümdarlara olan mektuplarını yazıyordu."[409] - ve el-Mes'ûdî.[410]

Zayd b. Sâbit'in vahiy katiplerinden olduğu mütevâtir olup bu konudaki kaynakları zikre gerek yoktur.

Resûlullah (s.a.v.) diğerleri bulunmadığı jzaman Kur'an'ı yaz­mak için Zeyd'i çağırırdı. Bera' b. Azip demiştir ki: "İnsanlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mal ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler birbirine eşit değildir..."(Nisa suresi:4/95) mealindeki ayet inince Hz. Peygamber (s.a.v.) bana Zeyd'i çağırın, levha, mürekkep ve kürek kemiği getirsin..."[411] buyurdu.

işte onun bu özelliğinden dolayı Hz.Ebû Bekir es-Sıddîk, Ömer b. el-Hattâb ile istişare ederek onu Kur'an'ın cem'inde görevlendirmiştir.[412] Yine bu sıfatlarından dolayı Hz.Osman da Kur'an'm istinsahında diğerleriyle beraber onu görevlendirmiş­tir.[413] Müslümanlar ona bu mühim işinden dolayı kıyamete kadar şükran borçludur.

 

29- ES-SİCİL

 

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Göğü kitap dürer gibi dür-düğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi - katımızdan verilmiş bir söz olarak- onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz yapa­rız." (Enbiyâ' suresi:21/104)

Müfessirler âyetteki "kitap" olarak tercüme edilen "es-Sicil" kelimesinin tefsirinde ihtilaf etmişlerdir. Kimisi "es-Sicil" ile mu­rat kitaptır demiş, kimisi de buradaki es-Sicü'den maksat melek-leruen biridir, demiştir. Bazıları da, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in ya­zılarını yazan bir sahâbînin ismidir, demişlerdir.[414]

Ebû Dâvûd, Nesâî ve et-Taberî, Ibn Abbas'dan: "es-Sicil Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katibidir."[415] dediğini rivayet etmişler­dir.

el-Hatîb de "Tarîh" inde İbn Ömer'den: "es-Sicil, Hz.Peygam-ber'in katibidir." dediğini rivayet etmiş, sonra: "Bu, gerçekten münkerdir. Asla Ibn Ömer'den rivayet edildiği sahih değildir." de­miştir.[416]

îbn Kesîr de: "Bunun İbn Abbas'dan rivayet edilmiş olması sa­hih değildir. Hafızlardan bir cemaat, Ebû Davud'un Sünen'inde olsa da, bunun uydurma olduğunu belirtmişlerdir. Bunlardan biri de Hâfiz Ebu'1-Haccâc el-Mizzî'dir. Ben de bu hadis için müstakil bir cüz yazdım. Ebû Ca'fer ibn Cerîr et-Taberî'de bu hadisin sahih olmadığını belirtmiş ve reddederek: "Sahabe içerisinde ismi es-Si­cil olan hiç bir kimse bilinmemektedir. Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri malumdur. Onlar içerisinde ismi es-Sicil olan biri yok­tur." demiştir. et-Taberî bu sözünde doğrudur. Onun bu sözü, bu hadisin münker olduğunun en kuvvetli delillerinden biridir, es-Sicil'in ismini sahabenin isimleri içerisinde zikreden kimselere gelince [417]onlar bu hadise dayanmaktadırlar, başka dayanakları yoktur."[418]

Ben de bu hadisin mevzu olduğu kanaatindeyim. Fakat bura­da, diğer kitaplarda bunu gören kimselerin, ismini zikretmedi, de­memeleri için burada ismini zikrettim.

el-Ensârî'de yanılarak, es-Sicil'i, Hristiyan iken sonra Müslü­man olan, Bakara ve Al-i Imran sûrelerini okuyan ve Hz.Peygam­ber (s.a.v.)'in kâtipliğini yapan, daha sonra tekrar Hristiyan olup: "Muharnmed bir şey bilmiyor, ben ne yazarsam onu kabul ediyor." diyen, öldükten sonra defnedilip sabahleyin mezarının kendisini kabul etmeyerek dışarıya attığı görülen [419]kimsenin kıssası ile karıştırmıştır. el-Ensârî, bu ismi meçhul olan kimsenin "es-Sicil" olduğunu belirtmiştir.[420] Fakat bunun için bize bir senet zikret-memiştir.

Bütün bunlara rağmen Îbnü'1-Esîr [421], Ibn Seyyidünnâs [422] ve el Irâki [423]onu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikret­mişlerdir.

 

30- SA'D B. ER-RABI' (R.A.)

 

Sa'd b. er-Kabî' b. Amr b. Ebû Züneyr d. ıvıâlik b. Imruü'l-Kays. Ensardan olup Hazrec kabîlesindendir.[424]

Hz.Peygamber (s.a.v.) Mina'da Cemre-i Akabe'de geceleyin kendileriyle karşılaşıp yanlarına oturduğu, ve Allah'ın birliğine inanmaya davet ettiği altı kişiden biridir.[425] Onlar da Resûlullah (s.a.v.)'den kendisine vahyedilen şeyi okumasını istemişlerdi.

Resûlullah (s.a.v.) ibrahim sûresinden: "ibrahim şöyle demişti: Rabbim bu şehri güvenli kıl..." (lEbrahim sûresi: 14/5) mealindeki ayetten başlayarak sûrenin sonuna kadar okumuştu. Bunun üze­rine kendisim dinleyenler duygulanmış ve huşu ile islam dinine girmişlerdir.

Hz.Peygamber (s.a.v.) onunla Abdurrahman b. Avfı kardeş yapmıştı.[426] Resûlullah Abbas b. Abdulmuttalib'in Uhud Gazve-si'nden Önce müşriklerin hazırlıklarım kendisine bildiren bir mektup yazınca bunu Sa'd b. er-Rabî bildirmişti.[427]

el-Hâkim en-Nisabûrî ondan bahsederken: "Sa'd b. er-Rabî' b. Amr el-Hazrecî oniki nakib (reis) den biri olup katipti."[428] demiş­tir, îbn Sad da: "Sa'd cahiliyye döneminde yazı biliyordu."[429] de­miştir.

el-Bâkillânî onu Hz.Peygamber'in katipleri içerisinde zikret­miştir. [430]Sa'd, Uhud Savaşı'nda şehid olmuştur. Resûlullah (s.a.v.) Uhud günü:

"- Sa'd b. er-Rabî'den bana kim haber getirecek?" buyurdu. As-habdan biri:

"- Ben ya Resûlellah," dedi. Hemen gidip ölüler arasında do­laşmaya başladı. Sa'd'la karşılaştı. Sa'd Resûlullah (s.a.v.)'e se­lam söyle ve benim oniki ok ve mızrak yarası aldığımı, ve sözümü gerçekleştirdiğimi bildir. Kavminede onlardan biri hayatta iken Resûlullah (s.a.v.) öldürülürse Allah katında hiç bir mazeretleri­nin olmayacağını söyle."[431] dedi.

Hz.Peygamber (s.a.v.) Uhud şehidleriyle beraber cenaze na­mazını kıldı ve Hârice b. Ebû Zeyd (r.a.) beraber aynı kabre defne­dildi.[432]

 

31- SA'D B. UBÂDE (R.A.)

 

İsmi ve nesebi şöyledir; Sa'd b. Ubâde b. Düleym b. Harise.

Künyesi Ebû Sâbit'tir. Annesi Mes'ûd kızı Amre'dir. Amre Pey­gamber efendimize bey'at eden kadınlardan olup hicretin beşinci senesinde Medine'de vefat etmiştir. O zaman Resûlullah (s.a.v.) gazvede idi. Medine'ye gelince kabrine gidip namazını kılmış­tır.[433]

Sa'd'm; Saîd, Muhammed ve Abdurrahman isminde çocukları vardı. Anneleri Sa'd kızı Gaziyye'dir. Ayrıca Kays, Ümâme ve Sedûs isminde de çocukları vardır. Bunların annesi de Ubeyd kızı Fükeyhe'dir.[434] Sa'd ikinci Akabe'de yetmiş Ensarla beraber bu­lunmuş olup on iki nakip (reis, kabile temsilcisi) den biri idi.[435] Resûlullah (s.a.v.) ile beraber Uhud, Hendek ve diğer bütün gaz­velerde bulunmuştur. "Bütün gazvelerde Ensarın bayraktarı o idi."[436]

Kavminin reisi olup itibarlı ve cömert bir kimse idi. Nitekim îbn Sa'd demiştir ki: "Sa'd b. Ubâde, baba ve dedeleri cahiliye dö­neminde Arapların en cömerti idi. Onun için yağ ve eti seven Dü­leym b. Harise'nin sofrasına gelsin, denilmiştir."[437]

Sa'dm iyi işleri çoktur. îbn Sa'd demiştir ki: "Sa'd cahiliye dö­neminde Arapça yazıyordu. O zaman Araplar içerisinde yazı bilen azdı. Yüzücülük ve atıcılığı da iyi biliyordu. Cahiliye döneminde bu üç şeyi iyi bilene el-Kâmil denirdi.[438]

Öyle anlaşılmaktadır ki Sa'd'm Resûlullah (s.a.v.)'in hadisle­rini yazdığı kitapları vardı.[439] el-Bâkıllânî onu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri arasında zikretmiştir.[440]

Sa'd hicretin onbeşinci senesinde Şam'da vefat etmiştir.[441]

 

32- SAÎD B. SAÎD B. EL-AS

 

Saîd b. Saîd b. el-As el-Kureşî el-Emevî daha önce zikrettiği­miz Hâlid b. Saîd ile Ebân b. Saîd'in kardeşidir. Mekke'nin fethinden biraz önce müslüman olmuştu.[442] Hz.Peygamber (s.a.v.) onu Mekke'nin fethinde Mekke çarşısında âmil olarak görevlendir­mişti. [443]Tâif muharebesinde şehid olmuştur.[444]

Saîd Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Resûlullah (s.a.v.)'in katibleri içerisinde onun ismini Ibn Seyyidünnâs [445] ve el-Ensârî [446]zikretmiştir. Ibn Miskeveyh de "Saîd'in oğulları Os­man ve Ebân, Resûlullah (s.a.v.)'in katiplerindendir."[447] demiştir ki her halde burada tashîf sözkonusudur, doğrusu Saîd olsa gerek­tir.

 

33- ŞURAHBÎL B. HASENE (R.A.)

 

Hasene, Şurahbîl'in annesidir. Babasının ismi de Abdul­lah'tır. Şurahbîl Kureyş'in ileri gelenlerindendi. ilk müslüman-lardan ve Habeşistana hicret edenlerdendi.[448]

Urve'nin, mü'minlerin annesi Ebû Süfyan'm kızı Ümmü Ha-bibe'den rivayet ettiğine göre Necaşi kendisine Hz.Peygamber (s.a.v.) ile evlendirdikten sonra Hz.Peygamber (s.a.v.)'in yanıns Şurahbîi b. Hasene ile göndermiştir.[449]

Hz.Ebû Bekir Şurahbîl'i Şam'ın fethine göndermiş [450]dahgL sonra Hz. Ömer'de onu Şam'ın bir kısmına vali tayin etmiştir.[451]

Şurahbîl Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onun is­mini Hz.Peygamber'in katipleri içerisinde Ömer b. Şebbe [452], el--Mes-ûdî[453], el-Ya-kÛbî[454], el-Mizzî[455], el-Irâkî[456],  Ibn Seyyi-

din'nâs[457] ve el-Ensârî zikretmişlerdir. el-Ensârî: "O, Resûlul-lah'm ilk katibidir. Habeşistan Muhacirlerinden idi."[458] demiştir.

ed-Dâriyyûn heyeti bir defa hicretten önce ve bir defa da hic­retten sonra olmak üzere Hz.Peygamber (s.a.v.)'e iki defa gelmiş­lerdir, ilk geldiklerinde Resûlullah (s.a.v.)'den arazi istemişlerdi. Resûlullah da bir deri parçası istemiş ve verdiği araziyi yazdırmış­tır. Yazan Şurahbîl b. Hasene idi.[459]

Şurahbîl hicretin onsekizinci senesinde Şam'da Amvas veba salgınında ölmüştür. (Allah kendisinden razı olsun ve onu razı et­sin)

 

34- TALHA B. UBEYDULLAH (R.A.)

 

Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr et-Teymî (r.a) ilk müs­lüman olan sekiz kişiden biridir. Aynı zamanda Hz.Ebû Bekir'in delaletiyle müslüman olan beş kişiden biridir.[460] ve aşere-i mübeş-şereden (hayatlarında cennetle müjdelenen) on kişiden biridir.[461]

Allah yolunda müşriklerin eza ve cefasına katlanmıştır.[462] Zübeyr müslüman olunca Resûlullah (s.a.v.) Talha ile Zübeyr'i Mekke'de kardeş yaptı.[463] Bu, Medine'ye hicretten önce idi.

Bedir gazvesinde bulunmadı, çünkü o zaman Şam'da idi. Şam'a -bir rivayette belirtildiği gibi - ya ticaret için gitmişti» ya da Kureyş'in kervanı hakkında bilgi toplamak için gönderilmişti. Kureyş'in kervanı hakkında bilgi toplamak için gönderilmiş olma­sı daha doğru görülmektedir. Çünkü Şam'dan dönünce Resûlullah (s.a.v.)'e Bedir ganimetlerinden payı ayı; alamayacağı­nı sormuş, Resûlullah'da: "Sana payın verilecektir." buyurmuş­tur. "Cihad sevabı da alacak mıyım?" demiş, Peygamber efendimiz (s.a.v.)'de "Evet sana cihad ecri de verilecektir." buyurmuştur.[464] Talha daha sonra Uhud ve diğer bütün gazvelerde bulunmuştur.

Uhud'da Hz.Peygamber (s.a.v.)'i, kendisini siper ederek korumuş ve bu yüzden gelen oklar isabet ettiği için parmaklarını kaybet­miş, hatta bir kolu çolak olmuştur. îşte o gün Peygamber efendi­miz (s.a.v.) ona Talhatü'1-Hayr ismini vermiştir. Beyatü'r-Rid-van'da Resûlullah (s.a.v.)'e bey'at etmiştir.[465] Huneyn gazvesinde de övgüye layık işler yapmıştır. Bundan dolayı Resûlullah (s.a.v.) o gün ona "Talhatü'1-Cûd" ismini vermiştir. Tebuk gazvesinde de "Talhatü'l-Feyyâz" ismini vermiştir.[466]

Îbnü's-Seken demiştir ki: "Talha dört kadınla evlenmiştir ki bunlardan her birinin kız kardeşi Hz.Peygamber'in hanımı idi. Bunlar şunlardır: Ebû Bekir'in kızı Ümmü Gülsüm, Hz. Aişe'nin kız kardeşidir: Cahş kızı Hamme, Zeyneb'in kız kardeşidir. Ebû Süfyan'm kızı el-Fârîa, Ümmü Habîbe'nin kız kardeşidir. Ebû Ümeyye'nin kızı Rukiyye de Ümmü Seleme'nin kız kardeşidir.[467] (Allah hepsinden razı olsun.)

Talha cömert, kerem sahibi ve zengindi. Kabîsa b. Câbir: "İs­temeden malını çokça veren, Talha'dan başka birini görme­dim."[468] demiştir.

Talha, Hz.Ömer Câbiye'ye geldiği zaman onunla beraberdi. Talha'yı Muhacirlerin başına reis yapmıştı.[469] Hz.Ömer, ölümün­den sonra halife seçimi için tayin ettiği-altı kişilik şûra üyesinden biri de Talha idi.[470]

Öyle anlaşılıyor ki Talha Hz.Osman'dan hoşnut değildi. Et­rafta olup bitenlerden rahatsızdı. Asîler Hz.Osman'ın evini basa­rak şehid etmişlerdi. Başlangıçta sessiz kalan Talha daha sonra Hz.Osman'a yardım etmediğine pişman olmuştu. Hz.Osman'ın katilleri Talha'yı sıkştırmışlar, evinden alarak Hz.Ali'ye bey'at için götürmüşler, o da Hz.Ali'ye bey'at etmiştir. Böylece Hz.Ali'ye ilk beyat eden o olmuştur.[471] Talha daha sonra Hz.Osman'm kanı­nı taleb edenler içerisinde yer aldı. Cemel vakasında kendisine Merven b. Hakem'in attığı bir ok isabet edince şehid olarak öldü. Hz.Aii ona acıdı, yüzü ve sakalındaki tozları sildi ve: "Keşke bu

 

günden yirmi sene önce ölseydim, Talha'yı öldüreni ateşle müjde­leyin."[472] dedi.

Talha, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onu Resûlullah'm katipleri içerisinde îbn Miskeveyh[473], îbn Seyyidünnâs[474], el-Irâkî[475], el-Enrsâri[476] ve diğerleri zikretmiş­lerdir.

 

35- ÂMİR B. FÜHEYRE (R.A.)

 

Ezd kabilesine iltihak eden melez Araplardan biri idi. Rengi siyahtı. et-Tufeyl b. Abdullah b. Sehbere'nin kölesi idi. ilk müslü-manlardandı. Resûlullah (s.a.v.) daha Erkam'm evine gidip, in­sanları orada İslâm'a davet etmesinden önce müslüman olmuş­tur.[477]

Müslüman olması sebebiyle Allah yolunda kendisine çok eza. edilmiştir. Bunu gören Hz.Ebû Bekir onu efendisinden satın ala­rak hürriyetine kavuşturmuştur.[478] Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye hicret ederken Hz.Ebû Bekir'le Sevr mağrasma gizlendiği günler­de Amir, bu mıntıkada davar güderdi. Akşamleyin sürüyü alıp Resûlullah ve Ebû Bekir'in bulunduğu yere gelirdi.[479] Onlar da da­varlardan süt sağarak içerlerdi. Ebû Bekir'in oğlu Abdullah yan­larından gittiği zaman Âmir b. Füheyre sürüsüyle onun izini kay­bederdi.[480] Resûlullah ve Ebû Bekir Medine'ye hicret ederken, Amir de onlara refakat etmiştir.[481]

Bedir ve Uhud gazvelerinde bulunmuştur. Bi'r-i Meûne ola­yında şehid edilmiş, şehidler içerisinde naaşı bulunamamıştır.[482]

Âmir, Hz. Peygamber'in katiplerindendir. Resûlullah'm katipleri içerisinde onun ismini el-Mizzî[483], Ibn Kesîr[484], el-Irâkî[485], Ibn Seyyidünnâs[486], el-Ensârî[487] ve diğerleri zikretmiştir. Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde rivayet edildiğine göre Sürâka b. Mâlik el-Müdlicfye verilen emam Resûlullah'm emriyle Amir b. Fuheyre yazmıştır. Bu konuda Sürâka: "Resûlullah'dan benim için güvenebileceğim bir eman yazılmasını istedim. O da Amir b. Füheyre'ye emretti. Amir bir deri parçasına yazdı."[488] demiştir.

 

36-ABBAS(R.A.)

 

Hz.Peygamber (s.a.v.)'in Katiblerinden bahsedenler içerisin­de Abbas'ı zikredeni bulamadım. Fakat her sonra gelen, daha ön­cekilerin yazdıklarına yeni ilavelerde bulunduğuna göre, ben de Abbas'ı Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisine ilave etmeye bir engel görmüyorum. Fakat Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerin­den olması açısından Abbas'ın şahsiyeti bence müphemdir. Çün­kü sahabe içerisinde Abbas ismi ile bilinen bir çok kimse vardır. Ibn Abdilber, tbn Hacer, tbnü'1-Esîr ve diğerleri onların isimlerini eserlerinde zikretmişlerdir.

Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikredeceğimiz Ab­bas, Abbas b. Abdülmuttalib olabilir. Fakat bu isimle ilgili daya­nacağımız vesika Hayber ganimetleriyle ve bu ganimetleri Resûlullah (s.a.v.)'in, müminlerin annelerine ve diğerlerine tevzî etmesiyle ilgilidir. Ancak Hayber'in fethinin Abbas b. Abdülmut-talib'in Medine'ye hicretinden Önce olduğu bilinmektedir. Bu vesi­ka, ancak Hayber'in fethinden bir müddet sonra yazılmış ise o za­man sözkonusu Abbas'ın, Abbas b. Abdülmuttalib olmasında problem kalmaz.

Bu vesikanın metni şöyledir:

"Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle.

Allah'ın Resulü Muhammed (s.a.v.)'in Hayber'in buğdayın­dan hanımlarına taksim ettiği miktarların zikri: Onlara 180 vesk taksim edildi. Resûlullah (s.a.v.)'in kızı Fatıma'ya 85 vesk, Üsame b. Zeyd'e 40 vesk, Mikdad b. el-Esved'e 15 vesk, Ümmü Rumey-se'ye de beş vesk verilmiştir.

Bu taksime Osman b.Affan ve Abbas şahid oldu, Abbas yaz­dı."[489]

37- ABDULLAH B. ERKAM (R.A.)

 

Künyesi şöyledir: Abdullah b. Erkam b. Yegus el-Kureşî ez-Zührî.

Abdullah'ın dedesi Hz.Peygamber (s.a.v.)'in dayısı idi.[490] Mekke'nin fethi günü müslüman oldu. Müslüman olduktan sonra ihlas üzere yaşayıp dinini güzelleştiren kimselerdendi. Müttekî ve temizdi. Abdullah, babası Abdullah b. Uteybe'den şöyle dediği­ni rivayet etmiştir: "Vallahi Abdullah b. el-Erkam'dan Allah'dan daha fazla korkan birini görmedim."[491]

Eşheb'in Mâlik'den rivayet ettiğine göre Ömer b. el-Hattâb (r.a.): "Abdullah b. Erkam'dan Allah'dan daha çok korkan birini görmedim", der ve ona hitaben: "Eğer sen ilk müslümanlardan ol­saydın hiçbir kimseyi senin önüne geçirmezdim." demiştir.[492]

Abdullah b. Erkam, Hz.Ebû Bekir [493] ve Ömer'in de katipliğini yapmıştır. Hz.Ömer onu Beytü'l-mâl'in başına görevlendirmiştir. Hz.Osman zamanında da bir müddet bu görevi yapmış, sonra ay­rılmıştır. Beytü'l-mal'de görevli iken Hz.Osman kendisine otuz bin dirhem vermiş, fakat Abdullah bunu kabul etmemiş ve: "Ben bunu Allah rızası için yaptım, ecrimi o verecektir."[494] demiştir.

Abdullah b. Erkam vefatından önce kızım kaybetmiş [495], Hz.Osman'm hilafeti zamanında da kendisi vefat etmiştir.

Abdullah b. Erkanı Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden-dir. Onun ismini Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisinde Ibn Is-hak, Ibn Şebbe [496], Buhârî, Müslim b. el-Haccâc [497], et-Taberî [498], Cehşiyârî [499], el-Mes udî [500], Ibn Miskeveyh [501] ve diğerleri zikret­mişlerdir.[502]

Beyhakî şöyle demiştir: "Ibnü'l-Kâsim'in imam Mâlik'ten ri­vayet ettiğine göre Mâlik demiştir ki: Bana ulaştığına göre Resûlullah'a bir mektup gelince:

"- Benim adıma buna kim cevap verecek?" buyurdu. Abdullah b. el-Erkam:

"- Ben." dedi ve ona cevap yazdı. Bunu Resûlullah'a getirip ar-zetti. Resûlullah (s.a.v.) de:

"- Güzel ve doğru yazmışsın. Allahım, onu muvaffak kıl."[503] buyurdu. Hz.Ömer, buunun üzerine ben demiştir ki:

"- Yazdığın Resûlullah (s.a.v.)'in hoşuna gitti, dedim. Bu olay, bana tesir etti, nihayet onu beytü'l-mâl'in başına getirdim."[504]

Ibn Ishak, Muhammed b. Ca'fer b. ez-Zübeyr'den o da Abdul­lah b. ez-Zübeyr'den şöyle rivayet etmiştir: "Hz.Peygamber (s.a.v.) Abdullah b. Erkam b. Abdiyegûs'dan yazılarım yazmasını istedi. Abdullah, Peygamber efendimiz adına hükümdarlara cevaplar yazıyordu. Bu hususta peygamber efendimizin öyle güvenini ka­zanmıştı ki sadece Peygamber efendimiz bazı hükümdarlara ya­zılmasını emreder, Abdullah yazar ve mühürlerdi. Hz.Peygamber (s.a.v.) ona güvendiği için okumazdı. Zeyd b. Sabit'ten de yazması­nı istemiştir. O da Resûlullah'a gelen vahyi yazıyordu. Abdullah b. Erkam ile Zeyd b. Sabit bulunmayıp da bir kimseye yazı yazılma­sına ihtiyaç duyduğu zaman, orada bulunanlardan birine yazma­sını emrederdi. Bunlar Ömer, Ali, Hâlid b. Saîd, Mugîre ve

Muâviye gibi kimselerdi."[505]

et-Taberî hangi kâtiblerin hangi tür yazıları yazdıklarını şöy­le belirtmiştir: "Abdullah b. el-Erkam b. Abdiyegûs ve el-Alâ' b. Ukbe Resûlullah'm çeşitli ihtiyaçlarım yazarlardı. Abdullah b. el-Erkam çoğukez Hz.Peygamber (s.a.v.) adına hükümdarlara ya­zardı."[506]

Cehşiyârî ise şöyle der: "Abdullah b. el-Erkam b. Abdiyegûs ve el-Alâ' b. Ukbe Kabileleri içerisinde otlaklarında ve Ensarın ev­lerinde kadın ve erkekler arasında yazı yazarlardı."[507]

el-Mes'ûdî de: "Abdullah b. el-Erkam ez-Zührî ve el-Alâ' b. Uk­be insanlar arasındaki borçlanma, diğer akit ve muameleleri yazı­yorlardı."[508] demiştir.

 

38- ABDULLAH B. EBU BEKİR ES-SIDDlK (R.A.)

 

ilk müslümanlardandır. Mekke'nin fethi, Huneyn ve Tâif gazvelerinde bulunmuştur.

Resûlullah (s.a.v.) ile beraber Tâif gazvesinde bulunmuş, Ebû Mihcen es-Sekafî'nin attığı bir ok ile yara almış, bu yara iyileşmiş ise de daha sonra kötüye giderek babası Ebû^Bekir'in hilafeti za­manında hicretin on birinci senesinde Şevval ayında vefat etmiş­tir. Namazım Ebû Bekir kıldırmış, kabrine de kardeşi Abdurrah-man b. Ebû Bekir ile Hz.Ömer ve Talha inmiştir.[509]

Abdullah b. Ebû Bekir'i Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içe­risinde zikreden birini bulamadım. Fakat Hamîdullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli kitabına baktığımız zaman 94 nolu vesikayı onun yazdığı görülmektedir. Çünkü Ebû Yusuf bu vesikayı zikrettikten sonra: "Bu yazıyı onlar için Abdullah b. Ebû Bekir yazdı." demektedir.[510]

 

39- ABDULLAH B. HATAL (VEYA ABDÜLUZZA B.HATAL) (R.A.)

 

Bazı rivayetlerde Abdullah b. Hatal'm da Resûlullah'ın katip­liğini yaptığı zikredilmektedir. îbn Seyyidünnâs demiştir ki: Bize en-Nezzâl b. Sebre tarikiyle Hz.Ali'nin şöyle dediği rivayet edildi: "îbn Hatal Hz.Peygamber (s.a.v.)'in huzurunda yazardı, "gafurun rahîm" indiği zaman "Rahîmün gafur" yazdı, "semîun alîm" indiği zaman da "Alîmün semi" yazdı....Ibn Hatal: "Ben dilediğimi yazı­yordum." dedi, sonra irtidat ederek Mekke'ye gitti. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.y.): "îbn Hütal'ı kim öldürürse cennettedir." bu­yurdu. Mekke'nin fethi günü Ka'be'nin örtüsüne tutunmuş iken öldürüldü. Ibn Seyyidünnâs bu olayı anlattıktan sonra: "Bu bir ve­himdir. Bu olayın Ibn Ebû Şerh ile ilgili olduğu bilinmektedir."[511] der.

el-Ensârî ise bu anlatılana başka şey de ilave ederek şöyle der: "Abdullah b. Hatal Hz.Peygamber (s.a.v.)'in önünde gelen vahyi yazardı, "gafurun rahîm" indiği zaman "rahîmün gafur" yazdı, "semîun alîm" indiği zaman "aimmün semî'" yazdı. Bir gün Hz.Peygamber_(s.a.v.) kendisine: "Sana yazdırdıklarımı bana gös­ter." buyurdu. O da gösterince Hz.Peygambeı (s.a.v.): Böyle yaz­dırdım, "rahîmün gafur" ve "gafurun rahîm" birdir, "semîun alîm" ve "alîmün semî' " birdir, dedi. Ibn Hatal da: "Ben Muhanimed'e kendi istediğim şekilde yazıyorum." dedi. Sonra irtidat ederek Mekke'ye gitti.[512]

el-Irâkî de: "O, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden idi, sonra sapıttı." demiştir.[513]

Öyle anlaşılıyor ki onun Resûlullah (s.a.v.)'in katiplerinden biri olduğunu isbat edecek sahih bir sened yoktur. Ibn Abdilber, Mekkenin fethinde görüldüğü yerde öldürülmesinin (kammn he­der edilmesi) sebebim açıklayarak demiştir ki: "Ibn Hatal'a gelin­ce o, müslüman oldu, Hz.Peygamber (s.a.v.) zekat toplamak için onu görevlendirdi. Yanına da Müslümanlardan birini katıp gön­derdi. Ibn Hatal yolda buna saldırarak öldürdü, sonra irtidat ede­rek Mekke müşriklerinin yanına £İtti.[514]

Bunlar içerisinde tercih edebileceğimiz Ibn îshâk'm zikretti­ğidir. O şöyle der: "Abdullah b. Hatal, Teym b. Gâlib oğullarından biri idi. Onun öldürülmesinin emredilmesinin sebebi şudur: O, müslümandı. Resûlullah (s.a.v.) onu zekat toplamak için gönder­di. Onunla beraber Ensardan iki kimse de gönderdi. Kendisine hizmet eden bir de kölesi vardı. O da müslümandı. Abdullah bir yerde konakladı. Kölesine kendisi için bir koç kesmesini ve yemek yapmasını emretti. Yorulduğu için diğerleri gibi o da uyuyup kal­mıştı. Abdullah uyandığı zaman yemeğinin yapılmadığını görün­ce kölesine saldırıp öldürdü. Sonra dinden dönüp müşrik oldu."[515]

Abdullah'ın iki tane cariyesi vardı, Resûlullah (s.a.v.)'i hicve­derek şarkı söylerlerdi. Hz.Peygamber (s.a.v.). onunla beraber ca­riyelerinin de öldürülmesini emretmiştir.[516]

Biz bu anlatılanlardan sonra Onun Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katibi olduğuna inanmıyoruz. O, zekat toplama memuru idi. Şey­tana uyarak, hiç bir suçu olmayan müslüman hizmetçisini sadece yeniğini uyuyarak yapamadığı için öldürmüştü. Kendisine ceza verilmesinden korktuğu için irtidat ederek Mekke'ye kaçmıştır. Sonra bu sapıklığında daha da ileri giderek cariyelerini Hz.Pey­gamber (s.a.v.)'i hicvettirmiş, işte bu yüzden kanı heder edilmiş yani görüldüğü yerde öldürülmesi emredilmiştir.

 

40- ABDULLAH B. RAVAHA (R.A.)

 

Abdullah b. Ravâha b. Salebe b. Imruü'1-Kays Ensar'm Haz-rec kulundandır, iyi bi şair idi.[517] Câhiliyye döneminde okuma yazma biliyordu.[518]

Ensardan ilk müslüman olanlardandı. Ensardan yetmiş kişi ile beraber îkinci Akabe Bey'atmda bulunmuştu. Ensar'm on iki nakîb (kabile reisi, temsilcisi) nden biri idi.[519]

Bedir gazvesine iştirak etti. Müslümanlar zafer kazanınca Resûlullah (s.a.v.) onu, Âliye halkına müslümanlarm zaferini müjdelemesi için gönderdi.[520] Resûlullah (s.a.v.) İkinci Bedir'e (Bedr-i mev'ûd) giderken onu yerine vekil olarak bıraktı.[521]

Uhud, Hendek, Hudeybiye ve Hayber gazveleriyle Kaza um­resinde bulundu.[522]

Sabit, Enes b. Mâlik'ten şöyle dediğini rivayet etmiştir: " Resûlullah (s.a.v.) Kaza umresinde Mekke'ye girdi. Abdullah b. Revaha onun önünde şöyle söylüyordu:

Kâfirlerin yolunu serbest bırakın

Biz onlara öyle bir darbe vurduk ki

Kellelerini uçurdu ve

Dostu dosta unutturdu.

Hz.Omer:

"- Ey İbn Ravaha, Allah'ın hareminde ve Resûlullah (s.a.v.)'in huzurunda bu şiri mi söylüyorsun?" dedi. Bunun üzerine Resûlul­lah (s.a.v.):

"- Ey Ömer, onu bırak. Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki onun müşriklere karşı bu sözü ok yarasından da­ha tesirlidir." buyurdu.[523]

Abdullah b. Ravâha'nın, hanımıyle aralarında ilginç bir olay olmuştur: Abdullah bir gece cariyesinin yanına gidip ona yaklaş­mış, sınra hanımının yanma dönmüştür. Hanımı bunu anlamış ve Abdullah'ı kınamış, Abdullah bunu inkar edince, hanımı: "Öyle ise Kur'an oku, çünkü cünüb Kur'an okuyamaz." demiştir. Hanımı Kur'an'ı bilmiyor ve okuyamıyordu. Abdullah şu beyitleri söyle­miştir:

Şehadet ederim ki Allah'ın vadi haktır. Ateş de kafirlerin barınacakları yerdir. Suyun üzerinde bulunan Arş da haktır. Arşın üzerinde de alemlerin Rabbi vardır. O Arşı güçlü kuvvetli melekler taşırlar.

Bunun üzerine hanımı: "Allah doğru söyledi, gözlerim yalan­cıdır." demiştir.[524]

Abdullah'ın, Resûlullah (s.a.v.)'i medheden çok kasideleri vardır. İbn Hacer'in dediğine göre, onun Resûlullah (s.a.v.)'i med­heden en güzel kasidelerinden biri şudur:

"Onun peygamberliği hakkında açık mucizeleri olmasaydı, görünüşü bile onun peygamber olduğunu sana haber verirdi."[525]

Resûlullah (s.a.v.) onu Mute'de şehid oluncaya kadar Hay-ber'e çıkacak hurmaları tahmin etmek için göndermiştir. Resûlullah (s.a.v.) Mûte'ye askerî birlik gönderdiği zaman komu­tan olarak Zeyd b. Hâris'i tayin etmiş ve: "Zeyd şehid olursa ordu­nun başına Ca'fer b. Ebû Tâlib geçsin, o da şehid olursa Abdullah b. Revâha geçsin. Abdullah da şehid olursa o zaman müslümanlar içlerinden birini üzerlerine komutan seçsinler." buyurmuştur. Müslümanlar Maan'a geldikleri zaman Herakliyüs'ün yüz bini Rum ve yüz bini Araplardan olmak üzere iki yüz bin kişilik bir kuvvetle Meâb denilen yere geldiklerim Öğrendiler ve Maan'da iki gün kaldılar. Düşmanlarının sayısının çokluğunu Resûluîlah (s.a.v.)'e bildirererk ondan yeni bir emir beklemek istediler. Müs­lümanların sayısı sadece üç bin kişi idi. Durum bu merkezde iken Abdullah b. Ravâha güzel bir konuşma yaparak müslümanlara cesaret vermiş, bunun üzerine Müslümanlar düşman üzerine yü­rüyerek Rumlarla Belkâ' köylerinden birinde karşılaşmışlar, son­ra Mûte'ye hareket etmişlerdir. Savaş başlayınca Zeyd b. Harise şehid düşmüş, sancağı Ca'fer b. Ebû Tâlib almış, o da şehid düşün­ce Abdullah b. Ravâha almış, o da şehid düşmüştür. - Allah hep­sinden razı olsun.- Bu olay meretin sekizinci senesinde Cumâde'l-ûlâ ayında olmuştur.[526]

Abdullah b. Ravâha, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden-dir. Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde onun ismini İbn Sa'd [527], Ömer b. Şebbe [528], İbn Abdülber [529], İbn Hacer [530], Aynî [531],

el-Irâkî [532], Ibn Seyyidünnâs[533], el-Ensârî[534] ve diğerleri zikret­mişlerdir.

 

41- ABDULLAH B. ZEYD (R.A.)

 

Abdullah b. Zeyd b. Abdürabbih Ensarın Hazrec koluna men­suptur.[535]

Ibnü'1-Esîr demiştir ki: "Abdullah, Resûlullah (s.a.v.) ile bera­ber Akabe be/atında, Bedir ve diğer bütün gazvelerde bulundu.[536] Rüyasında kendisine ezanın sözleri bildirilen sahâbı budur. Rüyasını sabahleyin Hz.Peygamber'e anlatmış, Hz.Peygamber de: "bu sadık bir rüyadır." buyurmuş ve Bilal'e, ezanı Abdullah'ın rüyasında gördüğü gibi okumasını emretmiştir.[537]

Abdullah Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Hz.Pey­gamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde onun ismini el-Vâkıdî[538], Ibn Seyyidünnâs[539], IbnKesîr[540], el-Irâkî[541] ve el-Ensârî[542] zikretmiş­lerdir. Ibn Sa'd, Resûlullah (s.a.v.)'in emriyle Abdullah b. Zeyd'in, Lahm kabilesinin Hads boyuna yazmış olduğu mektubun metnini bize kadar muhafaza etmiştir. Mektup şöyledir:[543]

"Resûlullah (s.a.v.) yazdı:

Lahm kabilesinin Hads boyundan müslüman olan, namaz kı­lan, zekat veren, Allah'ın ve Resûlü'nün hakkını veren ve müşrik­lerden ayrılan kimse Allah'ın zimmetiyle ve Muhammed'in zim-metiyle emindir. Kim dininden dönerse Allah'ın zimmeti ve Resûlü'nün zimmeti ondan uzaktır. Kimin islâm'a girdiğine bir müslüman şehadette bulunursa o, Muhammed'in zimmetiyle emindir, ve o, müslümanlardandır. Abdullah b. Zeyd yazdı."

 

42- ABDULLAH B. SA'D B. EBU ŞERH (R.A.)

 

Abdullah b. Sa'd b. Ebû Şerh b. el-Hâris el-Kuraşî el-Amirî (r.a.), Osman b. Affan'ın süt kardeşi olup Kureyş'in akıllı ve kerem sahiplerinden biridir.[544]

Ne zaman müslüman olduğu ihtilaflıdır, tbn Sa'd, ilk müslü-mallardan olduğunu söylemiş [545], îbn Abdülber ise onun Mek­ke'nin fethinden önce müslüman olup hicret ettiğini söylemiş­tir.[546] Îbnü'1-Esîr de bunun gibi Mekke'nin fethinden önce müslü­man olduğunu ve Medine'ye Resûlullah'm yanına hicret ettiğini söylemiştir.[547]

Abdullah b. Ebû Şerh daha sonra irtidat edip Mekke müşrik­lerinin yanına gitmiş, Resûlullah (s.a.v.) de kanını mubah saymış, görüldüğü yerde öldürülmesini söylemiştir. Mekke'nin fethinde süt kardeşi Hz.Osman'ın yanına gelerek yardımını istemiştir. Hz.Osman'm şefaatiyle Resûlullah (s.a.v.)7 kanını bağışlamış, bey'atını alarak müslümanlığım kabul etmiştir. Bundan sonra Abdullah b. Ebû Şerh gerçekten, samîmi bir müslüman olmuş­tur.[548]

Hz.Ömer zamanında hicretin yirminci senesinde Amr b. As tarafından Mısır'ı fethinde Abdullah b. Ebû Şerh de ordunun sağ kanadına komuta etmekte idi. Daha sonra Mısır'ın es-Saîd bölge­sine (yukarı Mısır) vali olarak atanmıştır.[549] Mısır'ın genel valisi de Amr b. el-As idi.

Hilafet Hz.Osman'a intikal edince hicretin 25. senesinde Amr b. el-As'ı valilikten azlederek yerine Abdullah b. Ebû Serh'i atamış [550] ve Afrikayı fethetmek için görevlendirmiştir. Hicrî 27 de Abdul-

lah b. Ebû Şerh Afrika'yı fethetmiş, bu büyük fetihten mücahidler çok ganimet almışlardır. Oyleki her bir süvarinin hissesine üç bin mıskal altın düşmüştür.[551] Abdullah b. Ebû Serh'in askerleri içe­risinde Abâdilede[552] Abdullah b. ez-Zübeyr, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Amr de vardı.[553]

Abdullah, hicretin 31. senesinde Nûbe topraklarında Sudanlılarla savaştı.[554] 34. senesinde de Rumlara karşı Zâtü's-Savârî denilen deniz savaşında büyük başarılar elde etti.[555]

Hicretin 35. senesinde Mısır'da yerine es-Sâib b. Hişam b. Umeyr'i bırakarak Medine'ye hareket etmiş, yolda Hz.Osman'm şehadeti kendisine ulaşınca Mısır'a geri dönmüştür. Bu müddet içerisinde Muhammed b. Ebû Huzeyfe es-Sâib'i makamından in­dirmiş, geri Mısır'a gelen Abdullah b. Ebû Serh'in de şehre girme­sine mani olmuştur. Bunun üzerine Abdullah b. Ebû Şerh bu fit­nelerden uzaklaşarak Askalân veya Remle'ye gitmiş ve Allah'a: "Allahım, sabah namazını son amelim kıl." diye dua etmiş, abdest alıp namazını kılmış, sağ tarafına selam vermiş, sol tarafına se­lam verirken Allah ruhunu kabzetmiştir.[556] En sahih olan görüşe göre vefatı hicrî 36 da olmuştur.[557]

Abdullah b. Ebû Şerh Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden-dir. îrtidat etmeden önce vahyi yazıyordu. Bütün kaynaklar onun Hz.Peygamber'in katiblerinden biri olduğunda ittifak halinde­dir.[558]

Bir şüphenin reddi

Abdullah b. Ebû Şerh Kur'ân'ı değiştiriyor muydu? Ve Hz.Muhammed (s.a.v.)'i istediği tarafa çeviriyor muydu?

el-Vâkıdî: Abdullah b. Sa'd b. Ebû Şerh Resûlullah (s.a.v.)'e gelen vahyi yazıyordu. Bazen Resûlullah (s.a.v.) ona "semîun alîm" yazdırıyor, o, "alîmün hakîm" yazıyor, Resûlullah'a okuyor, o da Allah böyle indirdi diyor ve onun yazdıklarını tasvib ediyor­du. Abdullah fitneye düştü ve: "Muhammed ne dediğini bilmiyor, ben ona dilediğimi yazıyorum. Muhammed'e vahyedildiği gibi, bu yazdıklarım bana vahyedilmiştir." dedi. Sonra irtidat edip kaça­rak Mekke'ye gitti. Resûlullah (s.a.v.) de Mekke'nin fethi günü onun görüldüğü yerde öldürülmesini emretti."[559] demiştir

el-Ensârî de Ibnü'l-Kelbî'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Mekke'nin fethinden önce müslüman oldu, Medine'ye hicret etti. Vahyi yazıyordu. - Îbnü'l-Kelbî'den başkası da şöyle dedi: "Ku-reyş'ten Resûlullah'a gelen vahyi ilk yazan odur." Sonra irtidat ederek Mekke'ye gitti ve: "Ben Muhammed'i dilediğim yere çeviri­yorum, O, "azîzün hakîm" yazdırıyor, ben de: "Yoksa alîmün hakîm mi?" diyorum. Cevaben: "Hepsi de doğrudur." diyor."[560]

îbn Seyyidünnâs da şöyle demiştir: "Bize en-Nezzâl b. Sebre tarikiyle Hz.Ali'nin şöyle dediği rivayet edildi: "îbn Hatal Hz.Pey­gamber (s.a.v.)Jin huzurunda yazardı, "gafurun rahim" indiği za­man "rahîmün gafur" yazdı, "semîun alîm" indiği zaman da "alîmün semî" yazdı....İbn Hatal: "Ben dilediğimi yazıyordum." dedi, sonra irtidat ederek Mekke'ye gitti. îbn Seyyidünnâs bu ola­yı anlattıktan sonra: "Bu bir vehimdir. en-Nezzâl b. Sebre sahâbîdir. Hz.Ali'den rivayetleri kitaplarda tahriç edilmiştir. Bu­nun, onun dûnunda birine hamledilmesi gerekir. Bu olayın Ibn Ebû Şerh ile ilgili olduğu bilinmektedir."[561] der.

"însânü'l-uyûn" isimli eserde ise: "Hz.Peygamber (s.a.v.) Ab­dullah b. Ebû Serh'in Öldürülmesini emretti. Çünkü o, Mekke'nin fethinden önce müslüman olmuştu. Resûlullah (s.a.v.)'e gelen vahyi yazıyordu. Resûlullah (s.a.v.) ona "semîan alîmen" yazdır­dığı zaman o, "alîmen hakîmen" yazdı. Ona "alîmen hakîmen" yazdırdığı zaman "ğafûran rahîmen" yazdı. O bu gibi cinayetleri yapıyordu. Nihayet o: "Muhammed ne söylediğini bilmiyor." dedi. Cinayeti ortaya çıkınca da: "Medine'de kalamadı, irtidat ederek Mekke'ye kaçtı."

Kimisi de şöyle dedi:

"Andolsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu iyi yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, Kan pıhtı­sını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydikdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık." (Mü'minun: 23/12-14). ayetini yazınca insanın yaratılışına hayret etti ve Rasûlullah (s.a.v.) kendisine yazdırmadan Önce "Fetebârekal-lahü ehsenü'l-halikin- yaratıkların en güzeli olan Allah ne ulu­dur." (Mü'minun: 23/61, ayetin devamı) dedi. Resûlullah (s.a.v.): "Onu yaz, öyle indirildi." buyurdu. Bunun üzerine Abdullah: "Muhammed kendisine vahyedilen bir peygamber ise, ben de pey­gamberim, bana da vahyediliyor." dedi, irtidat ederek Mekke'ye gitti ve Kureyş'e: "Ben Muhammed'i dilediğim gibi yönlendiriyo­rum." dedi.[562]

Ibn Abdülber de "el-îstîâb" isimli eserinde tbn Ebû Serh'in Kur'ân'm yazılmasıyle ilgili bu ciddiyetsizliğini nakletmiştir.[563]

Öte yandan Fransız müsteşrik R. Blachere ortaya, Vahiy katiplerine ne kadar güvenebileceğiz' diye tehlikeli bir soru at­maktadır. O şöyle diyor: "Biz vahiy katiplerinin bazılarına mutlak olarak güvenebiliriz, Abdullah b. Ebû Şerh gibi irtidat edip Hz.Peygamber'in, "azizen hakîmen" yazmasını istedediği zaman "gafûran rahîmen" yazdığım söyleyen kimselere ne diyeceğiz?"[564]

Onun talebesi en-Necîb de şunu ilave ediyor: "Peygamber ka­tibe yazdırdığı zaman, onun yaptığı değişiklikleri bilmiyordu."

Bana öyle geliyor ki bu anlatılanlar sahih değildir, ona nisbet edilmesi uydurmadır, islam dininden irtidat etmesine gelince bu, sabittir, şek ve şüpheden uzaktır. Şüphesiz ki kişi.irtidat ettikten sonra irtidat ettiği müddetçe sorumlu değildir. Öyle ise Hz.Pey-gamber (s.a.v.)'i istediği şekilde yönlendirdiğini iddia etmesine engel bir şey yoktur. Fakat bizim için, ona, irtidat ettikten sonra, işlesin işlemesin, her kötü şeyi yüklememiz caiz midir?

Benim bunu inkar etmemin iki sebebi vardır:

Birincisi Hz.Peygamber (s.a.v.)'in yazdırdırdıklarınm değiş­tirilerek yazılması meselesi birden fazla şahsa isnad edilmiştir. Abdullah b. Hatal, irtidat edip öldükten sonra kabrinin kendisini kabul etmeyerek dışarı attığı Ensârî ve Abdullah b. Sa'd b. Ebû Şerh bunlardandır. Aslında Hz.Peygamber (s.a.v.) vahyi yazdır­dıktan sonra katibin, yazdıklarını kendisine okumasını istiyordu. Şayet bir hata varsa nihâî kesin şeklini almadan önce düzeltiyor­du. Buna göre hile yapılmaya çalışılmasının Hz.Peygamber'e gizli kalması makul değildir. Diğer taraftan kâtibin kendiliğinden yapmış olduğu tağyir ve tahrif hakkında Hz.Peygamber (s.a.v.)'in "böyle indirildi" demesi mümükün değildir. Kur'ân Allah katan­dandır. Peygamber'in bunda en küçük bir dahli yoktur. Kur'an, ne Hz.Peygamber tarafından meydana getirilen bir kitaptır, ne de, onun fikirlerinin ürünüdür. el-Vâkıdî'nin veya başkasının bu ko­nudaki: "Abdullah b. Ebû Şerh, Resûlullah (s.a.v.)'in yazdırdığı­nın hilafına yazıyor, sonra ona okuyor, o da: "Allah böyle indirdi" diyerek onu tasvib ediyor." şeklindeki sözlerini nasıl kabul edebi­liriz. Resûlullah (s.a.v.) kendi yazdırdığının ve kendisine inenin hilanna yazılan bir şeyi nasıl kabul edebilir? Sonra bunu nasıl Al­lah'a nisbet eder? Hz.Peygamber (s.a.v.)'i bundan tenzih ederiz. Bu, büyük bir bühtandır.

Bir şey daha vardır: Farzedelim ki öyle oldu. Fakat biz biliyo­ruz ki Hz.Peygamber (s.a.v.): "Mümin bir delikten iki defa sokul­maz." buyurmuştur. Günlük hayatımızda bir katibimizin bizimle böyle oynadığını tesbit etsek, hemen onu görevden uzaklaştırır yerine başka bir katip getiririz. Ve bu ikinci katibi getirirken Önce­kinden daha çok hassasiyet gösteririz. Birincisinin yapmış olduğu aldatma ve tezvire mahal bırakmayız. Böyle bir katip Peygamber (s.a.v.)'i nasıl defalarca aldatır, ve o buna göz yumar? Peygamber efendimiz böyle bir şeyden uzaktır, böyle bir şey yapmış olmasın­dan onu tenzih ederiz.

Kur'ân'm yazılmasıyla ilgili anlatılan bu haberin doğruluğu­nu kabul etmemiz mümükün değildir. Özellikle bu rivayetlerin senedi yoktur, isnaddan yoksundur. Bunları gerçekte Abdullah b. Ebû Serh'in düşmanı olan birtakım kimseler uydurmuş» daha sonra gelenler de onlardan rivayet etmişlerdir.

Güvenilir eski kaynaklar, Abdullah b. Ebû Serh'den Kur'ân'm yazılmasıyle ilgili bu tür gayri ciddî bir şey zikretmezler. Elimizdeki kaynakların en eskilerinden biri İbn Hişam'ın, da­ha doğru bir ifade ile ibn îshak'm "es-Sîra" sidir. O, sadece Abdul­lah b. Ebû Serh'in Hz.Peygamber'in katipliğini yaptığını, sonra ir-tidat ettiğini zikreder. îbn Ishak der ki: "Hz.Peygamber (s.a.v.) onun katlim emretti. Çünkü o, müslüman oldu, Resûlullah'a ge­len vahyi yazdı, sonra irtidat edip müşrik olarak Kureyş'in yamna Mekke'ye döndü."[565]

ibn Sa'd: "ilk müslümanlardandı. Resûlullah (s.a.v.)'in vahiy katipliğini yaptı, sonra fitneye düştü, irtidat ederek Medine'den çıktı, Mekke'ye gitti."[566] demiştir.

Halife b. Hayyat:"Abdullah b. Sa'd b. Ebû Şerh Hz.Peygam­ber'in katipliğini yaptı, sonra irtidat ederek Mekke'ye gitti."[567] de­miştir.

et-Taberî ise: "Resûlullah (s.a.v.) onun öldürülmesini emretti. Çünkü o müsiüman oldu, sonra müşrik olarak irtidat etti."[568] de­miştir.

Görüldüğü gibi güvenilir eski kayrıtudar onun Kur'ân'ı tahri­fe çalıştığı konusunda hiç bir şey zikretmiyor. Galib olan zanna gö­re bu hikayenin aslı Hz.Osman ve taraftarlarına düşman olan Şiî ibn Kelbî'ye dayanmaktadır. Bu rivayetin dayanaklarından biri olan el-Vakıdî zayıftır, hatta hadis uydurmakla itham edilmiştir. Ondan sonra gelenler de bunu tetkik etmeden ondan rivayet et­mişlerdir. Özellikle Abdullah'ın irtidat etmiş olmasından dolayı insanlar hakkındaki bu rivayetleri tetkik etmeyi zarurî görme­mişlerdir.

Durum böyle olunca bu kıssanın aslı Hz.Osman'a düşmanlığı bilinen birtakım kimselere raci olur. Öyle ise bunların sözlerim son derece ihtiyatla almamız gerekir.

Bütün bu anlatılanlardan sonra Abdullah b. Ebû Serh'in Kur'ân-ı Kerîm'i tahrif ettiği hususunda sonra da Hz.Peygamber (s.a.v.)'in: "Allah böyle indirdi." iddiasıyle ilgili yeterli delil bula­mıyorum.

Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerine nisbet edilen "falan ve falan katibler Kur'ân-ı Kerîm'i tahrif ediyorlardı, o zaman Hz.Peygamber bazen bunun farkında değildi, bazen de muvafa­kat ediyordu" gibi sözler tamamen uydurmadır, aslı esası yoktur, vakıaya muhaliftir. Din bunu kabul etmez, ilmî araştırma ve tet­kikler de bunu reddeder.

 

43- ABDULLAH B. ABDULLAH B. ÜBEY B. SELÛL (R.A.)

 

ismi Hubâb idi. Hz.Peygamber (s.a.v.) ona Abdullah ismini verdi.[569] Bedir, Uhud ve Resûlullah (s.a.v.) le beraber diğer bütün gazvelerde bulundu.[570]

Babası münankların reisi olup Tebûk gazvesinde: "Medine'ye döndüğümüzde elbette aziz olan zelîl olanı oradan çıkaracaktır." (Münâfikûn sûresi: /8) demişti. Bunun üzerine şimdi kendisinden bahsettiğimiz oğlu Abdullah, Hz.Peygamber (s.a.v.)'e:

"- Yâ Resûlellah! Asıl zelil olan odur, sen ise azizsin." demiş ve Resûlullah'tan babasını öldümek için izin istemişti. Resûlullah (s.a.v.) de:

"- Hayır öyle yapına, insanlar, Muhammed ashabını öldürtü-yor, derler. Fakat sen babana iyilik yap ve onunla iyi geçin."[571] bu­yurmuştu.

Hz.Ömer'in oğlu Abdullah demiştir ki: "Abdullah b. Übey b. Selûl ölünce, oğlu Abdullah, Hz.Peygamber (s.a.v.)'e geldi ve: "Yâ Resûlellah, gömleğini ver, babamı onunla kefenleyeyim."[572] dedi.

Abdullah Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onu Resûlulİah'm katipleri içerisinde Ya'kûbî, Ömer b. Şebbe,[573] ibn Abdülber[574], es-Süheylî[575], el-Irâkî[576], ibn Hacer[577], ibn Seyyidünnâs[578], el-Ensârî[579], el-Amirî[580] ve diğerleri zikretmişler­dir.

Abdullah, Hz.Ebû Bekir'in hilafeti döneminde hicretin on ikinci senesinde Yemame'de dinden dönenlerle savaşırken şehid olmuştur.[581]

 

44- ABDULLAH B. AMR B. EL-AS (R.A.)

 

el-îmam el-ced el-âbid Sâhib-i Resûlillah[582] gibi lakaplarla ta­nınır.

Babasından önce müslüman oldu. Yedi sene sonra Medine'ye hicret etti. Bazı gazvelere iştirak etti.[583]

Yazısı güzeldi. Hz.Peygamber (s.a.v.)'den işittiği her şeyi ya­zıyordu. O kendisinden bahsederken şöyle demiştir: "Ezberlemek isteğiyle Hz.Peygamber (s.a.v.)'den işittiğim her şeyi yazıyordum. Sahâbîler beni nehyederek: "Sen Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğin her şeyi yazıyorsun. O ise bir beşerdir, gazablı anında da razı oldu­ğu anda da konuşuyor." dediler. Bunun üzerine ben de yazmayı bı­raktım ve bunu Resûlullah (s.a.v.)'e zikrettim. Resûlullah (s.a.v.): "Yaz, kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki ben­den haktan başka bir şey sadır olmaz." buyurdu.[584] Abdullah da Resûlullah (s.a.v.)'in hadislerini yazdı ve bunu "es-Sahîfetü's-sâdıka" ismini verdi.[585]

Abdullah Süryânîce'yi biliyordu. Şerîk b. Halîfe: "Abdullah b. Amr'ı Süryânîce okurken gördüm."[586] demiştir.

el-Bâkıllânî, Abdullah'ı Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretmiştir.[587]

 

45- OSMAN B. AFFAN (R.A.)

 

Osman b. AfFan b. Ebu'l-As, Kureyş kabilesinin Emevî kulun­dandır. Mü'minlerin emîri ve hulefâ-i râşidîn'in üçüncüsüdür. Fil yılından altı sene sonra doğmuştur.[588]

îlk müslümanlardandır. Ebû Bekir es-Sıddîk'in daveti ile İs­lama girmiştir.[589] Eşi Peygamber efendimiz (s.a.v.)'in kızı Rukiy-ye ile Habeşistan'a ilk hicret edendir.[590] Rukiyye Bedir muharabe-sinde ölmüştür. Bu yüzden Hz.Osman da hasta olan eşine baktığı için Bedir savaşma iştirak edememiştir. Peygamber efendimiz Bedir ganimetlerinden Osman'ın payını ayırmış ve cihad ecrini de alacağını bildirmiştir.[591] Sonra Hz.Peygamber (s.a.v.) Hz.Os­man'ı diğer kızı Ümmü Gülsüm (r.a.) ile evlendirmiştir. Bu sebep­le Hz.Osman'a iki nur sahibi anlamında "Zî'n-nûreyn" denir.

Hz.Osman aşere-i mübeşşereden (hayatlarında cennetle müj­delenen on kişiden) biridir. Resûlullah (s.a.v.) onun ileride şehid olacağını bildirmiştir. Gerçekten islam düşmanları tarafından planlanan adi bir komploya kurban gitmiştir.

Hz.Osman Resûlullah (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde el-Ya'kûbî [592], Ömer b. Şebbe[593], el-Vâkıdî[594], et-Taberî[595], Ibn Miskeveyh[596], Cehşiyârî[597], îbn Kesîr[598], Îbnü'1-Esîr[599], el-Mizzî[600], îbn Seyyidünnâs[601], el-Irâkî[602], el-Ensârî[603] ve daha başkaları zikret­mişlerdir.

îbn Kesîr şöyle demiştir: "el-Vâkıdî kendi senediyle rivayet etmiştir ki Nehşel b. Malik el-Vâilî Resûlullah (s.a.v.)'in yanına geldiği zaman Resûlullah Osman b. Affan'a emretmiş o da onun için islam dininin esaslarım bildiren bir yazı yazmıştır.[604]

Hz.Osman'a Hicrat'in onikinci senesinde .Zilhicce ayının son Pazartesi günü bey'at edilmiştir. Hicretin otuz beşinci senesi Zil­hicce ayının onsekizinci Cuma günü şehid edilmiştir.[605] (Allah kendisinden razı olsun.)

 

46- UKBE (R.A.)

 

Muhammed b. Sa'd "et-Tabakâtü'1-kübrâ" isimli eserinde: "Dediler ki Resûlullah (s.a.v.) Avsece b. Harmele el-Cühenî için şöyle yazdırdı:

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla.

Bu, Resûlullah (s.a.v.)'in murûet sahiplerinden Avsece b. Harmele el-Cühenî'ye verdiği şeydir. Ona Belkese ile Masna'a arasında, ve el-Cefelât'tan, Cebelü'l-Kıble'yekadar olan yeri ver­di. Orada ona karşı kimse hak iddia edemez. Kim ona karşı hak id­dia ederse onun hakkı yoktur. Onun hakkı haktır.

Ukbe yazdı ve şahid oldu.[606]

Ibn Sa'd böyle demiştir. el-Ensârî: "Ibn Sa'd Ukbe'nin nesebi­ni zikretmedi." demiştir.[607] Muhammed Hamîdullah ise katibin ismini el-Alâ' b. Ukbe olarak zikretmiştir.[608] Fakat Ibn Sa'd'm ri­vayeti görüldüğü gibi îbn Ukbe değil, Ukbe'dir.

el-Ensârî'nin dışında Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerini zikredenlerden hiç birinin Resulullah'm katipleri içerisinde bu is­mi zikrettiklerini bulamadım. Diğer taraftan bu isimle amlan bir çok kimse vardır. Tercihen bu, Ukbe b. Amir b. Abs el-Cühenî'dir. Ebû Saîd b.Yûnus onun hakkında: "Kur'ân'ı iyi okuyorrdu, ferâiz ve fikhı biliyordu, lisanı fasîh idi, şâir ve katip idi. Kur'ân'ı ceme-denlerden biri id. Mısırda onun mushafinı gördüm. Tertibi Hz. Os­man'ın mushafinm tertibinden farklı idi. Sonunda "Ukbe b. Arnir kendi eliyle yazdı" ifadesi vardır." demiştir.[609]

 

47- EL-ALÂ' B. EL-HADRAMt (R.A.)

 

ismi el-Alâ' b. Abdullah b. Abbad olup Hadramût'ludur. Unıeyye oğullarının anlaşmalısı olup muhacirlerin ileri gelenle­rinden idi. Kardeşi Amr b. el-Hadramî müslümanlar tarafından öldürülen ilk müşriktir. Ganimet olarak alınan ilk mal da onunki olmuştur.[610] Bedir Gazvesi onun sebebiyle olmuştur.[611]

Hz.Peygamber (s.a.v.) onu Bahreyn'e vali olarak görevlendir­miştir. Hz.Ebû Bekir ve Hz.Omer zamanında da bu görevine de­vam etmiştir. Hz.Ebû Bekir onu Bahreyn cihetindeki mürtedler-lerle savaşmak için gönderdi. Alâ' mürtedlerin üzerine hareket et­ti. Kendisi ile onların arasında er-Rakrak denizi vardı. Denizi ya­ya olarak gitti. Gemilerin gittiği yeri de yaya olarak geçti. Allah onu muzaffer kıldı, düşmanlarını mağlup etti.[612]

el-Ensârî: "Küfür diyarında ilk mescid inşa eden, kafirlere ilk cizveyi koyan ve hilafet mührünü ilk kazıyan odur,"[613] demiştir.

el-Alâ' b. el-Hadramî Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden-dir. Onun ismini Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisinde Ömer b. Şebbe[614], Ibn Miskeveyh[615], el-Mes'ûdî[616], Îbnü'1-Esîr[617], Ibn Kesîr[618], Ibn Seyyidünnâs[619] el-Ensârî[620] ve diğerleri zikretmiş­lerdir.

Muhammed Hamîdullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli ki­tabına müracaat ettiğimizde 165, 166 ve 196 nolu vesikaların onun tarafından yazılmış olduğunu görürüz.

el-Alâ', hicretin on dördüncü yılında Basra'ya giderken yolda vefat etmiştir.

 

48- EL-ALÂ' B. UKBE (R.A.)

 

Ibn Hacer demiştir ki; "Cafer b. Muhammed el-Müstağfirî (Ö.436/1401) onu sahabelerle ilgili kitabında zikretmiş ve Amr b. Hazm zamanında yazdı. Ebû Mûsâ Muhammed b. Amr el-Isbahânî(ö.581/1185) îbn Menden'in (Ö.301/914) kitabına yazmış olduğu zeylinde onu zikretmiştir. Muhammed b. îmrân el-Merzübânî (ö.384/911) onu zikredip: "Hz.Peygamber (s.a.v.) onu ve Erkam'ı Ensarın evlerine gönderdi, dedi.

el-Mu'tasım b. Sumâdih (Ö.484/1091) için yazılan tarihte şöy­le okudum: "el-Alâ b. Ukbe ve el-Erkam insanlar arasında dolaşa­rak borçları, ahitleri ve çeşitli muameleleri yazıyorlardı."[621] el-Mesûdî böyle zikretmiştir.[622]

Alâ, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. et-ıaDeri de­miştir ki: "Abdullah b. Erkam b. Abdiyegûs ve Alâ b. Ukbe insan­lar arasında dolaşarak ihtiyaçlarını yazıyorlardı."[623] Alâ'yı Hz.Peygamber'in katipleri içerisinde: Îbnü'1-Esîr[624], Ibn Kesîr[625], el-Irâkî[626], Ibn Seyyidünnâs[627], el-Ensârî[628] ve diğerleri zikret­mişlerdir.

Muhammed Hamiduîlah'm "el-Vesâikus-siyâsiyye" isimli eserine baktığımızda 154,155 ve 210. vesikaların el-Alâ' tarafın­dan yazılmış olduğunu,görürüz.

 

49- ALI B. EBU TÂLÎB (R.A.)

 

Mü'minlerin emîri ve hulefâ-i râşidîn'in dördüncüsüdür. Bi'setten on sene önce doğmuş[629], Hz.Peygamber (s.a.v.)'in kuca­ğında yetişmiş ve ondan hiç ayrılmamıştır. Hz.Peygamber (s.a.v.) ile bütün gazvelerde bulunmuş ve bir çok gazvede sancağı o taşımıştır. Tebuk gazvesine Resûlullah (s.a.v.)'in emriyle iştirak et­memiştir. Bundan dolayı üzülünce, Resûlullah (s.a.v.) ona: "Sen bana, Harun'un Musa'ya olan durumu gibi olmanı istemezmisin. Şu kadar var ki benden sonra Peygamber gelmiyecektir." buyur­muştur.

Resûlullah (s.a.v.) onu kızı Fâtıma (r.anhâ) ile hicretin ikinci senesinde evlendirdi. Faziletleri ve menkıbeleri çoktur. Bir de bu­na sayılamayacak kadar aslı olmayan menkıbeler ilave edilmiştir ki o, bularndan müstağnidir.

Ibn Abdülber, Resûlullah (s.a.v.)'in: "HzAli'ye hitaben: Senin sebebinle iki gurup kimse helak olacaktır. Biri seni aşırı sevenler, diğeri de yalancı ve iftiracı kimselerdir."[630] buyurduğunu söyle­miştir. Bu durum gerçekten vaki olmuş olup zamanımıza kadar görülegelmiştir.

Hz.Peygamber (s.a.v.): "Ümmetimin en iyi hüküm vereni Ali b. Ebû Talib'dir."[631] buyurmuştur. Hz.Ömer de: "Ali en iyi hüküm verenimizdir." demiştir.[632]

Muâviye (r.a.) ona karşı husumetine rağmen dini konularda­ki problemlerini yazarak ondan sorardı. Öldürüldüğü haberi ken­disine ulaşınca: "Ali b. Ebû Talib'in ölümü ile, .nkıh ve ilim gitti." demiştir.[633]

Hz.Osman'ın şehid edilmesinden sonra hilafet ona intikal et­miştir. Fakat o, güven ve sükunun hakim olduğu bir ortam bula­mamış, çok geçmeden kendisiyle Muâviye arasında harpler başla­mıştır.

Hicretin 40. senesi Ramazan ayının on yedinci gecesinde sin­sice şehid edilmiştir.

Hz.Ali, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Hz.Pey-gamber'in katipleri içerisinde onun ismini îbn Ishak[634], Ömer b. Şebbe ve el-Ya'kûbî[635], et-Taberî[636], Cehşiyârî[637], Ibn Miskevey[638], Ibnü'1-Esîr[639],   el-Mizzî[640],    Ibn    Kesîr[641],    el-Irâkî[642],    îbn Seyyidünnâs[643], el-Ensârî[644] ve daha başkaları zikretmişlerdir.

Muhammed Hamidullah'm "el-Vesâiku's-siyâssiyye" isimli kitabına müracat ettiğimizde 11, 33, 45, 85,111, 141,163, 167, 172, 229, 230 ve 233/1 nolu vesikaların onun tarafından yazılmış olduğunu görürüz.

 

50- ÖMER B. EL-HATTÂB (R.A.)

 

Ömer b. el-Hattâb b. Nüfeyl el-Kuraşî el-Adevî mü'minlerin emiri olup hulefâ-i râşidîn'in ikincisidir. Fil yılından on üç sene sonra doğmuştur.[645] Kureyş'in eşrafından idi. Câhiliyye dönemin­de sefaretle ilgili görevleri o yapıyordu.[646]

Câhiliyye döneminde müslümanlara karşı katı bir tutumu vardı. Müslüman olması biraz gecikmiştir, rivayet edildiğine göre kendisinden önce kırk erkek ve on bir kadın müslüman olmuştu. Onun müslüman olmasıyle müslümanlar güç bulmuşlardır. Hz.Ömer müslüman olunca meşhur sözünü söylemiş: "Artık bu­günden sonra gizlice ibadet yapmıyacağız." Demiştir.[647]

Hz.Peygamber,(s.a.v.): "Allah, hakkı Ömer'in lisanı ve kalbin­de kılmıştır." buyurmuştur.

Başka bir hadis-i şeriflerinde de Hz.Ömer'e hitaben: "Kudret ve İradesiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki (ey Ömer) şeytan asla seninle karşılaşmaz. Sen bir yolda giderken o muhakkak se­nin yolundan başka bir yola yönelip gider." Buyurmuştur.[648]

Kur'an defalarca ona muvafık olarak inmiştir.[649]

Ümmetin en alimlerinden biri idi. Nitekim Huzeyfe: "Bütün insanların ilmi Ömer'in ilminde yok oldu." demiştir.

îbn Mes'ûd da: "Arap kabilelerinin ilmi terazinin bir kefesine, Ömer'in ilmi de bir kefesine konsa, Ömer'in ilmi mutlaka ağır ba­sar."[650] demiştir.

Hz.Ömer okuma yazma biliyordu.[651] Onun eserleri ve yaptığı işler inşallah kıyamete kadar tetkik edilecek ve doğru yolda olan­lar için bir kandil olacaktır.

Hicretin on üçüncü sensinde Hz.Ebû Bekir'in vefatından son­ra hilafet Hz.Ömer'e intikal etmiştir. Hz.Ali onun ölüm haberini işitince:

"Arkanda senin kadar amelinin benzeri ile Allah'a kavuş­mam bana sevimli olacak hiç bir kimse bırakmadın. Allah'a yemin ederim ki Allah'ın muhakkak seni iki dostunla (Resûlullah ve Ebû Bekir'le) beraber bulunduracağım ümit etmekteyim. Bu zannım şundandır: Çünkü Resûluîlah (s.a.v.)'den çok defa: "Ben Ebû Be­kir ve Ömer'le geldim, ben Ebû Bekir ve Ömer'le girdim, ben E^û Bekir ve Ömer'le çıktım." buyurduğunu işitirdim. îşte bundan do­layı Allah'ın, seni o iki dostunla beraber bulunduracağını ümit ediyorum."[652] demiştir.

Hz.Ömer, Resûlullah (s.a.v.)'in katiplerinden idi. Onun ismi­ni Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde Ibn îshak[653], Ömer b. Şebbe[654], Ibn Miskeveyh[655], Ibnü'1-Esîr[656], el-Mizzı[657], îbn Kesîr[658], el-Irâkî[659], Ibn Seyyidünnâs[660], el-Ensârî[661] ve diğerleri zikretmişlerdir.

 

51-AMR B. EL-AS (R.A.)

 

Amr b. el-As Kureyş kabilesinin Sehm kulundandır. Arabın dâhîierindendir. Câhiliyye dönemindeki Kureyşin süvarilerinden ve kahramanlarmdandır. îyi bir şâir idi. Hicretin sekizinci senesi­nin başlarında Hâlid b. Velîd ve Osman b. Talha ile Eesûlullah (s.a.v.)'in yanına gelerek müslüman oldular. Hz.Peygamber (s.a.v.) onların gelmeleri ve müslüman olmalarından dolayı sevindi[662] ve ashabına: "Mekke ciğerparelerini size attı."[663] buyur­du.

Resûlullah (s.a.v.) Zâtü's-Selâsil Seriyyesinde onu Hz.Ebû Bekir, Hz.Ömer ve sahabenin seçkinlerinin de bulunduğu birliğin başına komutan tayin etti.[664] Daha sonra Uman'a vali tayin etti. Resûlullah (s.a.v.) vefaat edinceye kadar bu görevine devam et­ti.[665]

Hz.Ömer zamanında Şam'da Ecnadeyn savaşlarında komu­tanlardan biriydi. Kmnesrin'i o fethetmiş, Halep, Menbec ve An­takya halkıyla sulh yapmıştır. Daha sonra Hz.Ömer onu Filistin'e tayin etmiştir. [666]Hz.Ömer zamanında Mısır'ı fethetti. Hicretin yirmi dördüncü senesinde Trablusgarb'ı fetheden de o olmuş­tur.[667]

Hilafet Hz.Osman'a intikal edince yine bir müddet Mısır'da onu vali olarak bırakmış, daha sonra azletmiştir. "Bu, Amr b. Asla Osman arasındaki ihtilafın başlangıcı olmuştur."[668] Hz.Ali ile ya­pılan harplerde Muâviye'nin yanında yer almıştır. Muâviye idare­yi ele alınca Amr'ı tekrar Mısır'a vali olarak görevlendirmiştir. Hicretin kırk üçüncü senesinde Mısır'da vali iken vefat etmiştir.

Amr, Hz.Peygamber (s.a.v.)'inkâtiplerindendir. ResûMlah'm kâtipleri içerisinde onun ismini Ibn Şebbe [669], el-Ya'kûbî[670], Ibn Abdülber [671], el-Irâkî [672], îbn Seyyidünnâs [673], el-Âmirî[674], el-Ensârî[675] ve diğerleri

52- MUHAMMED B. MESLEME (R.A.)

 

Muhammed b. Mesleme b. Seleme el-Ensârî el-Evsî el-Hârisî (r.a.) bi'setten yirmi iki sene Önce doğmuştur.[676] Câhiliyye döne­minde kendisine Muhammed ismi verilenlerdendir. Mus'ab b. Umeyr'in veya Sa'd b. Muaz'm öncülüğü ile ilk müslümanlardan olmuştur.

Resûlullah (s.a.v.) onun ile Ebû Ubeyde'yi kardeş yapmıştır. Tebuk Gazvesi hariç Bedir ve ondan sonraki gazvelerde bulun­muştur. Bedir Gazvesine ise Resûlullah (s.a.v.)'in izniyle iştirak etmemiştir. Kâ'b b. Eşref ve îbn Ebi'l-Hukayk'm öldürülmesinde bulunmuştur. Resûlullah (s.a.v.) bazı gazvelere giderken onu ve­kil olarak bırakmıştır. Mısır'ın fethinde de bulunmuştur.[677] Hak­kı söylemekten çekinmezdi. "Ömer,, Harise oğullarının sulağına geldi. Orada Muhammed b. Mesleme'yi buldu ve:

"- Ey Muhammed! Beni nasıl görüyorsun?" dedi. Muhammed:

"- Seni sevdiğim gibi ve senin için hayrı seveni seven gibi, mal biriktirme hususunda kuvvetli, o mala tenezzül etmeyen, taksi­minde adaletli görüyorum. Şayet eğrilirsen yaydaki okun doğrul-tulduğu gibi seni doğrulturuz." dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer: "Beni eğrildiğim zaman doğrultacak bir kavim içerisinde kıldığı için Allah'a hamdolsun." dedi.[678]

Hz.Ömer, onu Cüheyne kabilesinin zekatını toplamak için gö­revlendirmişti. Hz.Ömer zamanında müfettiş idi. Hz.Ömer onu valilerinin hallerim tetkik için, bazen de mallarını taksim etmek için gönderirdi.[679]

Muhammed b. Mesleme Fitnelerden uzak kalmış, Cemel ye Sıffîn savaşlarına katılmamış, Rebze'de ikamet etmiştir.[680] Medi­ne'de hicretin kırk üçüncü senesinde Ürdünlü biri tarafından evinde öldürülmüştür.[681]

Muhammed b. Mesleme, Hz.Peygamber (s.â.v.)'in kâtiplerin-dendir. Onun ismini Hz.Peygamber (s.a.v.)'in kâtipleri içerisinde Ömer b. Şebbe[682], îbn Abdülberr[683], îbn Kesîr[684], îbn Seyyidün-nâs[685], el-Irâkî[686], Abdülkerim el-Halebî[687] ve el-Ensârî[688] zikret­mişlerdir, tbn Sa'd, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in Muhammed b. Mes-leme'ye Mehra b. el-Ebyad için yazdırmış olduğu yazının metnini bizim için muhafaza etmiştir.[689]

 

53- MUAZ B. CEBEL (R.A.)

 

Ensar'm Hazrec kabüesindendir. Takriben hicretten on sene önce doğmuştur. Uzun boylu ve güzeldi. Saçları güzeldi. Gözleri iri, teni beyazdı. Dişleri parlaktı.

Ensardan Akabede bulunan yetmiş kişiden biri idi.[690] Seleme oğullarının putlarını kıranlardandı.[691]

Resûlullah (s.a.v.) onunla îbn Mes'ûd arasında kardeşlik te­sis etti. îbn Ishak ise, Resûlullah (s.a.v.) onu Ca'fer b. Ebû Tâlib ile kardeş yaptı, demiştir.[692]

Bedir ve diğer bütün gazvelerde bulundu.[693] Resûlullah (s.a.v.) zamanında Kur'ân-ı Kerîm'i cemetti.[694] Resûlullah (s.a.v.): "Kur'ân'ı dört kimseden öğreniniz: îbn Ümmü Abd'den (Abdullah b. Mes'ûd'dan), Muaz b. Cebel, Übey b. Kab ve Ebû Huzeyfe'nin mevlası Sâlim'den."[695] buyurmuştur.

Peygamber efendimiz (s.a.v.): "Ashabımın helal ve haramı en iyi bileni Muaz b. Cebel'dir.[696] buyurmuştur.

Hz.Ömer de: "Anneler Muaz b. Cebel gibisini doğurmaktan aciz kaldılar."[697] demiştir.

Muaz cömertti, eli açıktı. Bu yüzden borçlanmıştı. Hz.Pey­gamber (s.a.v.) borcunu ödemek için onun bütün mallarını satmış­tı. Mekke'nin fethi yılında durumunu düzeltmesi için onu Ye-men'e gönderdi.

îbn Abdülber: "Resûlullah (s.a.v.) Muaz'ı Yemen'in Cened böl­gesine insanları Kur'ân'ı ve dinin esaslarını öğretmesi ve insanlar arasında hükmetmesi için kadı olarak gönderdi. Yemen'in diğer bölgelerindeki zekat toplama memurlarının topladıkları zekatla­rı ona getirmelerini emretti. Resûlullah Yemen'e beş görevli gön­dermişti: Hâlid b. Saîd'i San'a'ya, Muhacir b. Ebû Ümeyye'yi Kin-de'ye» Ziyad b. Lebîd'i Hadramût'a, Muaz b. Cebel'i Cened'e ve Ebû Mûsâ el-Eş'arî'yi Zebid, Aden ve Sâhil'e gönderdi."[698]

Muaz b. Cebel, Resûlullah (s.a.v.) vefat ettikten sonra Medi­ne'ye döndü, Hz.Ömer, Hz.Ebû Bekir'e: "Ona elinde kendisine ye­tecek kadar bir mal bırak, diğerlerini ondan al." demişti. Hz.Ebû Bekir ise: "Onu Resûlullah (s.a.v.) gönderdi. Ondan hiç bir şey al­mam, ancak o, kendiliğinden verişe alırım." dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer Muaz'm yanına gitti, Hz.Ebû Bekir ile aralarında geçen­leri söyledi. Muaz: "Durumumu düzeltmem için beni Resûlullah (s.a.v.) gönderdi. Bir şey veremem, dedi. Sonra bir rüya gördü. He­men Ebû Bekir'e geldi, gördüğü rüyayı olduğu gibi anlattı. Ebû Bekir de ondan bir şey almadı, hepsim ona bağışladı.

Hz.Ömer, Ebû Ubeyde vefat ettikten sonra Muaz'ı Şam'a vali olarak gönderdi. Hicretin on sekizinci senesinde Amvas veba sal­gınında vefat etti.[699]

el-Ya'kûbî'nin zikrettiğine göre[700] Muaz, Hz.Peygamber (s.a.vjin katiplerindendir. Bunu ondan el-Ensârî nakletmiştir.[701] Ondan başka Muaz'ı vahiy katipleri içerisinde zikredeni görme­dim.

 

54- MUAVÎYE B. EBU SÜFYAN (R.A.)

 

Kureyş kabilesinin Einevî kolandandır. Bi'setten beş sene ön­ce doğmuştur.[702] îbn Abdülber demiştir ki: "Muâviye, babası ve kardeşi fetih müslümanİarıdır (Mekke'nin fethinde müslüman ol­muşlardır.)[703] el-Vakıdî de onun Hudeybiye Sulhu'ndan sonra müslüman olduğunu, ama müslümanlığını gizlediğini, Mek­ke'nin fethedildiği yılda açığa vurduğunu, Kaza umresinde iken müslüman bulunduğunu rivayet etmiştir.[704]

Babası Ebû Süfyan Hz.Peygamber (s.a.v.)'den Muâviye'yi ka­tip yapmasını istemiş, Peygamber efendimiz de isteğini kabul et­miştir.[705]

Hz.Ömer hilafeti döneminde Muâviye'yi kardeşi Yezîd b. Ebû Süfyân ölünce Şam'a vali tayin etmiş, o, bu görevde dört senelik iken Hz.Ömer vefat etmiş, daha sonra Hz.Osman da şehid olunca­ya kadar onu bu görevde bırakmıştır. Daha sonra fitne zuhur et­miş ve Muâviye Hz.Ali ile beş sene savaşmıştır.[706]

Şam halkı hicretin otuz sekizinci veya otuz dokuzuncu sene­sinde ona halife olarak bey'at etmiştir.

Muâviye Şam'da yirmi sene valilik, bir o kadar da halifelik yapmıştır.[707]

Ibn Abbas: "îdarede Muâviye'den daha tatlı birini göreme­dim."[708] demiştir.

îbn Ömer de: "Resûlullah (s.a.v.)'den sonra Muâviye'den daha iyi idare eden birini görmedim." demiştir. Kendisine:

- Ebû Bekir, Ömer ve Ali'den de mi?" denilince:

- Vallahi onlar Muâviye'den daha hayırlı idiler, Muâviye de onlardan daha iyi idareci idi." diye cevap yermiştir.[709]

Muâviye zamanında bir çok fetihler olmuş, Hicretin altmışın­cı senesinde Recep ayında vefat etmiştir.

Muâviye Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerinden idi. Onun ka­tipleri içerisinde Muâviye'nin ismini îbn îshak[710], îbn Sa'd, îbn Hanbel, Ömer b. Şebbe[711], Halîfe b. Hayyât[712], et-Taberî[713], Cehşiyârî[714], el-Mes'ûdî[715], IbnMiskeveyh[716], el-Ya'kûbî[717] ve di­ğerleri zikretmişlerdir.[718] Muhammed Hamîdullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli kitabına müracaat ettiğimiz zaman 89,131,164,185, 215 ve 222 nolu vesikaların Muâviye tarafindan yazılmış olduğunu görürüz.

 

55-MA'NB.ADÎY(R.A.)

 

Ma'n b. Adiy b. el-Ced b. el-Aclân b. Dubey'a b. Hârese el-Belevî, Amr b. Avf oğullarının anlaşmalısıdır.

Resûlullah (s.a.v.) ile beraber Akabe'de, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazvelerde bulunmuştur.[719]

Resûlullah (s.a.v.) onu Zeyd b. el-Hattâb ile kardeş yapmıştır. Îbnü'1-Esîr demiştir kit "Mâlik b. Enes, îbn Şihab'dan, o, Sâlim'den o da babasından şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resûlullah (s.a.v.) öldüğü zaman insanlar ağladılar ve: "Vallahi, ondan sonra fitneye düşmekten korkuyoruz. Bu sebeple ondan ön­ce ölmeyi isterdik." dediler. Bunun üzerine Ma'n b. Adiy: "Fakat ben vallahi ben onu hayatta iken tasdik ettiğim gibi öldükten son­ra da tasdik etmem için ondan örıce ölmeyi istemiyorum." dedi."[720]

îbn Sa'd: "Ma'n b. Adiy îslamdan önce Arapça yazıyordu." de­miştir.[721] el-Bâkıllânî de onu Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde zikretmiştir.[722]

îbn Sa'd: "Günümüzde Ma'n'ın soyundan gelenler vardır."[723] demiştir. Buna karşı îbn Esîr de îbn îshak'tan naklen: "Ma'n'm nesli devam etmemiştir."[724] demiştir.

Ma'n, Hz.Ebû Bekir'in hilafeti zamanında Yemâme savaşla­rında şehid olmuştur.[725]

 

56- MUAYKIB B. EBU FÂTIMA ED-DEVSÎ (R.A.)

 

îbn Şihab:" Muaykıb, Şaîd b. el-As'm meviasıdır." demiştir. Diğerleri ise Saîd b. el-As ailesinin anlaşmahsıdır, demişlerdir.

Muaykıb Mekke'de ilk sıralarda müslüman olmuş, ikinci hic­ret kafılesiyle Habeşistan'a hicret etmiş ve Medine'ye Resûlullah'm yanma gelinceye kadar orada kalmıştır.[726] Bey'atu'r-rıdvan'da ve ondan sonraki gazvelerde bulunmuştur.[727]

Eesûlullah (s.a.v.)'in mührüne bakardı.[728] Hz. Ebû Bekir ve Ömer onu beytü'l-mâl'e görevlendirmişlerdi.[729]

Cüzzam hastalığına yakalanmış, Hz.Ömer tedavisi için ta-bibler getirtmiş, yapılan tedavi neticesinde iyileşmiştir.[730]

Hz.Osman'ın hilafeti zamanında mühürüne bakardı.[731] Hz.Peygamber (s.a.v.)'in yüzüğü Hz.Osman'm elinden Erîs kuyu­suna düştü, bulunamadı."[732]

Muaykıb Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onun katipleri içerisinde Muaykıb'm ismini Ömer b. Şebbe[733] ve Cehşiyârî zikretmiştir. Cehşiyârî: "Muaykıb Resûlullah (s.a.v.)'in ganimetlerim yazıyordu."[734] demiştir. Ayrıca el-Mes'ûdî [735], el-Irâkî [736], îbn Seyyidünnâs [737], el-Ensârî [738] ve diğerleri de zikret­miştir.

Muaykıb'm vefat tarihi hakkında ihtilaf edilmiştir. Kimisi Hz.Osman'ın hilafeti zamanında vefat ettiğini, kimisi de hicrî kırktan sonra kadar yaşadığım söylemiştir.[739] (Allah kendisinden razı olsun ve razı etsin.)

 

57- MUGÎRE B. Ş'UBE (R.A.)

 

Mugîre b. ŞuToe b. Ebû Amir es-Sekafî Arab'ın dahîlerinden olup kendisine Mugîretü'r-re'y denirdi. Hendek muharebesinin yapıldığı yıl müslüman olmuş ve hicret ederek Resûlullah (s.a.v.)'e gelmiştir. Daha sonra Hudeybiye'de Bey'atu'r-rıdvan'da bulunmuştur. Tâifdeki Sakîf kabilesinin putlarını Ebû Süfyan'İa beraber yıkmışlardır. Yermuk Gazvesinde bir gözünü kaybetmiş­tir.

Yemâme savaşları ile Şam ve Irak'ın fethinde bulunmuş­tur.[740]

Hz.Ebû Bekir onu Nüceyr halkına göndermiştir. Aynı za­manda Sa'd onu Rüstem'e elçi olarak göndermiş , Nu'mân b. Mukrin di Îmrü'l-Kays'a elçi olarak göndermiştir.

Hz.Ömer hilafeti zamanında Mugîre'yi Basra'ya ya olarak atamış, Meysan, Heddân ve çeşitli beldeleri fethetmiştir. Ib-nü'1-Esîr: "Basra divanının ilk va'z eden odur." demiştir. Daha sonra Hz.Ömer onu Basra valiliği görevinden almış, K£fe'ye vaji olarak göndermiştir. Hz.Ömer şehid edilinceye kadar bu görevde kalmıştır. Hz.Osman da hilafetinin ilk yıllarında onu bu görevde bırakmış, fakat daha sonra azletmiştir.[741]

Sıffîn savaşında hiç bir tarafın yanında yer almamış, daha sonra insanlar Muâviye'nin etrafında toplanınca ona bey'at et­miştir.[742] Muâviye de onu Kûfe'ye vali olarak tayin etmiş, vefat edinceye kadar bu görevine devam etmiştir.[743]

Mugîre, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Onun is­mini Resûlullah'ın katipleri içerisinde Ibn îshak[744], Ömer b. Şebbe[745], îbn Sa'd, Cehşiyârî - ki o şöyle demiştir: "Mugîre b. Şube ve el-Husayn b. Nümeyr insanlar arasındaki muameleleri yazı­yorlardı."[746] el-Ya'kûb[747], el-Mes'ûdî[748], Ibn Miskeveyh[749], tbn Kesîr[750], el-Irâkî[751], Ibn Seyyidünnâs[752],-el-Ensârî[753] ve diğerleri zikretmişlerdir.

Hamîdullah'm "el-Vesâiku's-siyâsiyye" isimli kitabına müra­caat ettiğimiz zaman bir çok vesikanın onun tarafından yazılmış olduğunu görürüz. Misal olarak 81,83,86,95,153,194,195 ve 204 nolu vesikaları zikredebiliriz.

 

58- MÜNZÎR B. AMR (R.A.)

 

Münzir b. Amr b. Huneys Ensar'ın Hazrec kabilesindendir. Annesinin ismi Münzir b. el-Cemûh b. Zeyd kızı Hind'dir.

Münzir, Resûlullah (s.a.v.) Medine'ye hicret etmeden önce müslüman olmuş ve Ensardan yetmiş kişi ile beraber ikinci Akabe bey'atında bulunmuştur. On iki nakîb (reis) den biri idi. Kavmi Sâide oğullarının nakîbi o idi.[754]

el-Vâkıdî'nin zikrettiğine göre Resûlullah (s.a.v.) Münzir ile Tuleyb b. Umeyr'i kardeş yapmıştır.[755] Ibn îshak'm zikrettiğine göre ise Münzir ile Ebû Zer el-Gıfârf yi kardeş yapmıştır.[756]

Münzir Bedir ve Uhud Gazvelerinde bulunmuştur.[757] Resûlullah (s.a.v.) onu Bi'ru Meûne ashabı üzerine emir olarak göndermişti. Bi'ri meûne'de hicretin otuz altıncı ayının başların­da Safer ayında şehid edilmiştir.[758]

Kendisine "eî-Mu'nik li'l-mevt" lakabı verilmişti.[759]

Ibn Sa'd: "Münzir Islamdan önce Arapça yazıyordu. O zaman Araplar içerisinde yazı bilen azdı."[760] demiştir.

el-Bâkıllânî, Münzir'i Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisin­de zikretmiştir.[761]

Münzir'in nesli devam etmemiştir.[762] Hz.Peygamber (s.a.v.)'den sabit olan rivayetleri de yoktur.[763]

 

59- MUHACİR B. EBU ÜMEYYE (R.A.)

 

Muhacir b. Ebû Ümeyye b. Mugîre Kureyş kabilesinin Mahzûm kolundan olup Peygamber efendimizin eşi Ümmü Sele­me 'nin ana-baba bir kardeşidir.[764] Zübeyr, onun müşriklerle bera­ber Bedir gazvesine iştirak ettiğini söylemiştir.[765] ismi Velîd idi, Resûlullah (s.a.v.) bunu kerih görerek ona Muhacir ismini vermiş­tir.[766]

îbn Hacer de.: "Muhacir Tebûk gazvesine gitmedi. Resûlullah  (s.a.v.) geri dönünce ona itabda bulundu, kardeşi Ümmü seleme onun adına özür dilemeye devanı etti, nihayet Resûlullah (s.a.v.) onun mazeritini kabul etti.[767] Îbnü'1-Esîr şöyle demiştir: "Resûlullah (s.a.v.) Ümmü Seleme'nin şefaatini kabul etti. Karde­şini Resûlullah'm yanma getirdi. Kardeşi Resûlullah'a özür beyan etti. Resûlullah da özürünü kabul etti. Kinde ve Sadef kabilelerinin zekatlarım toplamak üzere görevlendirdi. Münzir bu görevine henüz gitmeden Resûlullah (s.a.v.) vefat etti. Hz.Ebû Bekir onu Yemen'de irtidat edenlerle savaşmaya gönderdi. Bu meseleyi halledince eski görevine gitti."[768]

el-Merzübânî: "Muhacir irtidat edenlerle savaştı ve bu husus­ta şiirler söyledi.[769] Yemen'de irtidat edenlerle yapılan savaşta onun büyük rolü olmuştur."[770] demiştir.

Yemen'deki Hadramût'ta en-Nüceyr kalesini o fethetmiş-tir.[771]

el-Bâkıllânî Muhâcir'i Resûlullah (s.a.v.)'in katipleri içerisin­de zikretmiştir.[772]

îbn Hacer, Taberânî'den Vğil b.Hucr'e isnadıyle şöyle dediği­ni nakletmiştir: "Elçi olarak Resûlullah (s.a.v.)'in yanına geldim. Bana Merhaba dedi ve yanma yakın oturttu. Dönmek istediğim zaman üç mektup yazdı. Bunlardan birincisi benimle ilgili olup beni Kavmime üstün tutuyordu. (Mektup şöyle başlıyordu): "Bismillahirrahmanirrahîm. Allah'ın Resulü Muhammed'den Muhacir b. Ebû Ümeyye'ye. Vâil benden istiyor."[773]

 

60- ENSARDAN BÎR NASRÂNÎ

 

Neccâr Oğullarından biri hıristiyan olmuştu. Sonra müslü-man oldu. Bakara ve Al-i Imran sûrelerini okudu. Resûlullah (s.a.v.)'in vahiy katipliğini yaptı. Sonra irtidat ederek tekrar hıris­tiyan oldu ve: "Muhammed, benim kendisi için yazdığımın dışında bir şey bilmiyor." dedi. Bir müddet sonra öldü. Onu defnettiler, yer.[774]

 

61- YEZÎD B. EBU SÜFYAN (R.A.)

 

Muâviye'nin baba bir kardeşidir. Kendisine "Yezîd el-Ray> lakabı verilmişti. Ebû Süfyan'm oğulları içerisinde en faziletlisi idi.[775]

Aklı ve kahramanlığı ile tanınmıştı. Mekke'nin fethi gününde Islama girmiş ve samîmi bir müslüman olmuştur.[776] Daha sonra Huneyn gazvesinde bulunmuş, Resûlullah (s.a.v.) kendisine gani­met mallarından yüz deve ve kırk okka gümüş vermiştir. Bu gü­müşü Bilal tartmıştır.[777]

Hicretin on ikinci senesinde Ebû Bekir hacdan dönünce; Artır b. el-As'ı, Yezid b. Ebû Süfyan, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh ve Şurah-bil b. Hasene'yi Filistin'e gönderdi.[778] ez-Zehebî demiştir ki: "Ebû Beker onu komutan tayin etti ve atının üzerinde giden Yezid'le be­raber bir müddet yürüyerek onu uğurlamış ve gerekli tavsiyelerde bulunmuştur. Bu, ancak Yezid'in şerefi ve dindeki kemalinden do­layıdır."[779]

Yezid'in komutasındaki müslümanlar, Rumlarla Remle ile Beyt-i Cebrîn arasındaki Ecnâdeyn'de karşılaştılar. Allah'ın yar-dımıyle Rumlar hezimete uğradı. Böylece hicretin on üçüncü sene­sinde Filistin fethedilmiş oldu.

Hz.Ömer halife olunca Ebû Ubeyde'yi görevlendirdi, Allah ona Şam ve civarının fethini müyesser kıldı. Yezid b. Ebû Süfyan'ı da Filistin ve civarını fethetmek üzere görevlendirdi. Sonra Ebû Ubeyde ölünce yerine Muaz b. Cebel'i atadı. O da ölünce Yezîd b. Ebû Süfyan'ı atadı.[780] Hz.Ömer halife olunca bunu kabul etti.[781]

Yezid hicretin on sekizinci senesinde Amvas veba salgınında vefat etti. Yerine kardeşi Muâviye'yi bıraktı. Hz.Ömer de Yezid'e saygısından dolayı bunu onayladı.[782]

Yezid, Hz.Peygamber (s.a.v.)'in katiplerindendir. Hz.Pey-gamber (s.a.v.)'in katipleri içerisinde onun ismini tbn Sa'd [783], tbn Miskeveyh[784], îbn Abdülber[785], Ibn Abdürabbih[786], el-Irâkî[787], tbn Seyyidünnâs[788], el-Ensârî[789] ve diğerleri zikretmişlerdir. Allah kendilerinden razı olsun ve razı etsin. [790]

 

BİBLİYOGRAFYA

 

Abdussabûr Şahin, Târîhu'l-Kur'ân, Kahire 1966

Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Minhatü'l-ma'bûd fî tertibi

Müsnedi't-Tayâlîsî Ebî Dâvûd, Kahire 1372 h. Ahmed b. Hanbel, Müsned, Kahire 1313. Ali b. Hüseyinali el-Ahmedî, Mekâtîbü'r-rasûl, Iran.

el-Bâkıllânî, Muhammed b. et-Tayyib (Ö.403/1013), el-întisâr li'l-Kur'ân.

Bedreddîn el-Aynî, Umdetü'l-kârî şerhu Sahîhi'l-Buhârî, Kahire.

Belâzurî, Ahmed b. Yahya (Ö.279/892), Ensâbü'l-eşrâf (thk. Muhammed Hamîdullah), Kahire 1959

Belâzurî, Fütûhu'l-büldân (thk. Ömer Enîs et-Tabbâ'), Beyrut 1377 Beyhakî, Ebû Bekir Ahmed b. el-Hüseyn (Ö.458/1066), es-Sünenü'l-kübrd, Haydarâbâd, 1344 h. Blachere, Târîhu'l-edebi'l-Arabî. Buhârî, Ebû Abdillah Muhammed b. îsmâîl (Ö.256/870), el-

Edebü'l-müfred (maa şerhihî Fadlu'llöh es-Samed,

Fadlullah el-Cîlânî), Hıms 1388 h. Buhârî, et-Târîhu'l-kebir, Haydarâbâd, 1361 Buhârî, et-Târthu's-sağtr, Hind, 1325 Buhârî, Sahîhu'l-Buhârî Cehşiyârî, Muhairmed b. Abdûs (Ö.331/943), el-Vüzerâ' ve'l-

küttâb (thk. Mustafa es-Sekâ v.dğr.), Kahire 1357 Cevad Ali, el-Mufassal fi târîhi'l-Arabi kable'l-îslâm, Beyrut,

1968.

1 i 464 Asr-ı Saadet'te Yazı ve Vahiy Katipleri

Ebû Dâvûd, Süleyman b. el-Eş'as es-Sicistânî (ö.275/888), Sünenü Ebî Dâvûd (thk. Muhammed MuhyiJdîn Abdulhamid), Kahire 1369/1950.

Ebû Hilâl el-Askerî, el-Hasen b. Abdullah (5.395/1005), el-Evâil (thk. Muhammed es-Seyyid el-Vekf), Tanca.

Ebû Ubeyd el-Kâsim b. Sellâm (5.224/838), Fedâilü'l-Kur'ân,

mahtâtatü dâri'l-kütüb ez-Zâhiriyye, Dimeşk. el-Fâsî, el-Ikdü's-semîn fi târîhi'l-beledi'l-emîn, Kahire. Halîfe b. Hayyât (5.240/854), et-Tabakât (thk. Süheyl Zekkar),

Dimeşk.

Halife b. Hayyât, et-Târth (thk. Süheyl Zekkâr), Dimeşk 1968. Hamîdullah, Muhammed, el-Vesâiku's-siyâsiyye, Beyrut 1389. Hasen îbrâhîm Hasen - Ali îbrâhîm Hasen, en-Nuzumü'l- îslâmiyye, Kahire, 1062.

Hayreddîn ez-Ziriklî, el-A'lâm, Kahire 1373-1378 h. îbn Abdilber, Ebû Ömer Yûsuf b. Ahmed (5.463/1071 ),'ed-Z)ürer

fı'l-meğâzî ue's-siyer (thk. Şekî Dayf), Kahire 1966 tbn Abdilber, el-îstîâb, (el-Isâbe'nin hamişinde) Ibn Abdilber, el-îstîâb (thk. el-Becâvî), Kahire. îbn Abdirabbih, el-Ikdü'l-ferîd (thk. Ahmed Emîn), Kahire 1359/1940

Ibn Ebî Hayseme, et-Târîh, mahtûtatu câmiıl-Karaviyyîn bi Fas. îbn  Ebû  Dâvûd,  el-Mesâhif (thk. Arthur Jeffery), Kahire

1355/1Ö36. Îbnü'd-Dureys, Fedâilü'l-Kur'ân, mahtûtatu dâri'l-kütüb ez-Zâhiriyyc, Dimeşk. Ibnü'l-Cevzî,   Ebu'l-Ferec  Abdurrahman   (ö.597/1201),   el-

Mevduat, Medine 1966. Îbnü'1-Esîr, Izzuddîn Ali b. Muhammed el-Cezerî (5.630/1233), el-Kâmil fi't-târîh, Beyrut 1965.

Îbnü'1-Esîr el-Cezerî, Üsdül-gâbe, Kahire 1373-1378 Îbnü'l-Medînî, el-îlel (thk. Muhammed Mustafa el-A'zamîj,

Beyrut 1392

Îbnü'n-Nedîm, Ebü'l-Ferec Muhammed (ö.438/1047)el-Fihrist, 1871

îbn Hacer, Ahmed b. Ali el-Askalânî (5.852/1447), el-lsâbe fi temyîzi's-sahâbe, Kahire 1328 h.

Ibn Hacer, Fethu'l-bârî, Kahire 1380 h. Ibn Hacer, Tehzîbü't-Tehztb, Haydarâbâd 1325 h. Ibn Hişâm» Ebû Muhammed Abdülmelik (<i.213/828), es-Sîra (thk. Mustafa es-Sakâ vdgr.), Kahire 1375/1955.

Ibn Kesîr, Ebü'1-Fidâ' îsmâîl b. el-Hatîb (5.774/1373), el-Bidâye ve'n-nihâye, Kahire 1932

îbn Kesîr, Fedâilü'l-Kur'ûn (Tefsirinin zeylinde). îbn Kesîr, Tefstru îbn Kesîr, Beyrut 1385/1966

tbn Manzûr, Cemâlüddîn Muhammed b. Mükerrem (Ö. 711/1311)

Lisânü'l-Arab. Ibn Miskeveyh, Tecârubü'l-ümem (thk. Kaytânî), Lozak 1909 ?

Ibn Sa'd, Ebû Abdillah Muhammed (5.230/845), et-Tabakâtü'l-

kübrâ (thk. Sehâv), Leydin 1904-1940 Ibn Seyyidinnâs, Uyûnü'l-eser, el-Kudsî 1356 h. Ibn Tolun el-Kudsî, A'lâmü's-sâilîn an kütübi seyyidi'l-mürselîn,

Dimeşk. Kalkaşendî, Subhu'l-a'şâ (nşr. Vezâretü's-sekâfe vel-irşâd el-

Kavmî), Kahire 1383/1963. Kettânî,  Muhammed b.   Cafer (5.1345/1927), et-Terâtîbü'l-

idâriyye, Rıbat 1346-1349 Makrîzî, Hıtat, Bulak 1270 Mes'ûdî, Ali b. el-Hüseyn (5.346/957), et-Tenbîh ve'l-işrâf (thk. eS-

Sâvî), Kahire ? el-Mizzî, Cemâlüddîn Ebü'l-Haccâc Yûsuf b. ez-Zekî (ö.Tehzîbü'l-

Kemâl, Dâru'l-kütüb el-Mısnyye. Muhammed b. Abdurrahman b. Hudeyde el-Ensârî, el-Misbâhu'U

mudi' fi küttâbi'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve rusülihî ilâ

mülûki'l-ardı min Arbiyyin ve acetniyyin, Mahtûtatu

mektebeti Mekke, No: 20. Muhammed b. Habîb el-Bağdâdî (5.245/860), el-Mühabber,

Haydarâbâd, 1361 h. Muhammed Mustafa el-A'zamî, Dirâsât fi'l-hadîsi'n-nebeviyyi ve

tarihi tedvînihî, Beyrut, 1368 h. Münâvî, el-Ucâletü's-seniyye alâElfiyeti's-sîreti'n-nebeviyye (thk.

îsmâîl el-Ensârî), Riyad, I. baskı. Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî, et-Tabakât, Mahtûtatu Ahmed IIIt

rakam 624, istanbul

Müslim, Sahîhu Müslim (thk. Muhammed Fuad Abdulbâkî),

Kahire 1374 h.

Nâsıruddîn el-Esed, Masâdiru'ş-şı'rî'l-câhilî, Kahire, 1962. Nureddin Ali el-Halebî, însânü'l-uyûn, Kahire 1280 h.

Salâhuddîn el-Müncid, Dirâsât fi târîhi'l-hattı'l-Arabî, Beyrut 1972

Savlî, Edebü'l-kâtib (thk. Behçet el-Eserî), Kahire 1341 Süheylî, er-Ravdu'l-enf, Kahire 1332/1914

Süyûtî,    eş-Şimârîh   fî   ilmi't-târîh  (Mecmûatü'r-resâil'i içerisinde), tab'atü'1-Hind.

Taberî, Târîhu't-Taberî (thk. Ebu'1-Fadl Ibrâhîm), Dâru'l-meârif,

Mısır. Taberî,Târîhu'l-Ya'kûbî, Beyrut 1379/1960

Vâkiüi, Muhammed b. Ömer (Ö.207/822), Kitâbü'l-Meğâzî (thk. Jones), London 1966.

Yahya b. Ebû Bekir eî-Amirî, Behcetü'l-mehâfil, baskı tarihi 1330 Zehebî, Mîzânü'l-Vtidâl (thk. Ali Muhammed el-Becâvî), Kahire 1382/1963.

Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ' (thk. el-Müncid vdğr.), Kahire Zehebî,  Tezkiretü'l-huffâz (thk. Abdurrahman el-Muallimî),

Haydarâbâdl374 Zencânî, Târîhu'l-Kur'ân Zeyleî, Nasbu'r-râye, Beyrut, 1973. [791]



Dr. Mustafa el-Azamî

 

MUSTAFA 1932 Yılında Hindistan'ın Uttar Pradeş eyaletine EL-A'ZAMÎ bağlı Mau-nath Bhanajan şehrinde doğdu, tik, or­ta ve yüksek tahsilini Hindistan'da tamamladı. Yüksek lisansım 1955 yılında Ezher'de, doktorası­nı 1966 yılında Cambridge'de bitirdi. 1955-1964 yılları arasında Katar Milli Kütüphanesinde çalış­tı. Suudi Arabistan, ingiltere ve ABD'nin değişik üniversitelerinde Öğretim üyeliği görevinde bu­lundu. Hadis sahasındaki araştırmalarıyla tanı­nan yazar 10'u aşkın eserin sahibidir. [1

Bu haber 2617 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

ASR-I SAADET

ASR-I SAADET NEDİR

ASR-I SAADET NEDİR Bir asrın, yâni bir çağın saadetli olması, o asırda her şeyin mü­kemmel olmasıyla mümkündür. Bu mükemmelliğin başın...

HZ. PEYGAMBERİMİZİN KRONOLOJİK HAYATI

HZ. PEYGAMBERİMİZİN  KRONOLOJİK HAYATI M.S. 571- Fil Olayı. Habeşistan'ın Yemen Valisi Ebrehe, Kâbe'ye saldırdı. 20 Nisan 571- İnsanlığın en bü...

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

DÜNYA BİZİM

MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


NAMAZINI KIL


İSLAM HUZUR