BAĞIMSIZHABERLER.COM
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

CAMİYE GELİN

DUA SANA

TÜRKİYE "BİZ" GELİYORUZ

MUHSİN BAŞKAN

EĞİTİM HABER

İNSAN VE HAYAT

SAĞLIK DÜNYASI

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Türkiye cUMHURİYETİ bAŞKAN aDAYINIZ KİM






Tüm Anketler

%100 OSMANLI

SIGARA İÇME


HUZURLU YAŞAM

TESETTÜR

SAYAÇ 08/05/2011




     
 

SEVGİLİ EN SEVGİLİ

Evladlarım, keramet peşinde koşmayınız

Evladlarım, keramet peşinde koşmayınız

Tarih 23 Mart 2016, 08:34 Editör HÜSEYİN NECATİ

şayet suda yürümek, havada uçmak keramet olsaydı, denizdeki balıklar, havadaki kargalar bile keramet göstermiş olurdu buyurmuşlar ve en büyük kerameti şöyle alatmışlardı: En büyük keramet ümmet-i Muhammede hidayet etmektir.

HACI REFİK BÜRÜNGÜZ KİMDİR?

 

Refik Bürüngüz UFUK okuyucularına kendini şöyle tanıttı. 1923 senesinde Kayseri’nin büyük Bürüngüz köyünde doğdum. Küçük yaşta iş hayatına atıldım. Kayseri de 1939 tarihine kadar işime devam ettim. Bu müddet zarfında Hamdü senalar olsun Kayseri’de iş hayatımda muvaffak olmuş bir kimseyim. Ancak Kayseri’de iş durumu bizleri tatmin etmediği için büyük iş merkezlerine intikalini düşünüyorduk. İlk defa Mersin’e oradan da 1941 senesinde İstanbul’a nakli ticaret etmiş oldum. İstanbul’a geldiğimde meslek olarak cam mevzuunu seçerek merhum Süleyman Kuşçulu  ile Eminönü / Çiçek pazarındaki mahalli ticaret hane ittihaz ederek müşterek olarak işe başladık. Merhum Süleyman Bey ile olan ortaklığımız 14 sene devam etmiştir.

 

İstanbul’a geldiğimde bir çok mübarek ve hürmete şayan zevatı kiramı tanıdım ve ellerini öperek dualarını almak fırsatını da kaçırmadım. Mersin’den gelirken de bu neşeyi duyarak İstanbul’a gelmiştim.

 

 

 

UFUK: Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.) ile nasıl tanıştınız.

 

REFİK BÜRÜNGÜZ: Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.)’ni gıyaben tanıyordum. Ehli İslam’ın çocuklarını tedris ettiği ve İslam’i ilimleri talim buyurduğunu bilmekteydim. Ancak devrin hükümeti tarafından merhum Efendi Hazretleri (K.S.) sıkı bir takip altındaydı. Çeşitli baskılarla iz’ac edilmekteydi. Bu sebeple fazla yaklaşamadım. Bu endişeli hal, 1948 senesine kadar devam etti.

 

Efendi Hazretleri (K.S.) ile ilk görüşmemiz, geçirdiğim bir Böbrek ameliyatı dolayısıyla sıhhat yurdunda bizi ziyareti ile oldu. İltifatlarına ve dualarına mazhar oldum. Bu esnada kendilerinden evvel ziyarete gelen Şevki bey ismindeki hemşehrim de bize karşı sevgi ve alakasını göstermek üzere şunları anlattı:

 

“Hastaneye gelmeden önce Eyyubi Ensari Hazretlerinin huzurunda hakkınızda dua ve niyazda bulundum, ayrıca Piri Hüsûmettin Efendiyi de ziyaret ederek afiyetimiz ve sıhhatimiz için iltica ettim.”

Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.) bu esnada buyurdular ki:“Eyyubi Ensari Hazretlerinin huzurundaki iltica ve niyaza evet, ve yerinde. Üst tarafına lüzum yoktu.”Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.) hemşehrim Şevki bey’in sözlerini keserek bunları söylemişti. Ve Piri Hüsûmettinin ziyaretine karşı çıkmıştı. Elbette sebebi vardı.

 

İşte bu görüşmeden sonra Efendi Hazretleri (K.S.) ile olan münasebetlerimiz başlamıştı. Efendi Hazretleri (K.S.) Çamlıca’dan indikleri zaman gelişleri veya dönüşlerinde uğramadan geçtiği hemen hemen olmazdı. Bu arada acizlerine birçok emirleri olur, bu emirlerin ifasını seve seve yapmaktan zevk alırdım.

 

İş ortağım bulunan Kuşçulu (Şimdiki Ticaret odası başkanının Nuh Kuşçulu’nun babası) beyi de ben takdim ettim ve tanıştırdım. Süleyman Kuşçulu bey ile de tanışması üzerine aşağı yukarı her Pazar devlet hanelerinde veya misafirhanede ziyaretlerini ihmal etmemeye gayret ederdik.

 

Keramet Bekleyenler

 

UFUK: Efendi Hazretleri (K.S.) ile olan uzun zaman münasebetlerinizde nelere vakıf oldunuz bize anlatır mısınız?

REFİK BÜRÜNGÜZ: Efendi Hazretleri (K.S.)’nin meclisinde bulunduğumuz zaman kendilerinin sohbetinden yalnız istifade etmek ve feyz almak için devam eder ve keramet göstersin diye beklemezdim. Öyle yaptığımız için de bizlere arasıra feyizli ve çok dikkate şayan kerametlerini göstermiş bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını arzetmek isterim. Şu hususu da açıklayayım ki, Efendi Hazretleri (K.S.)’nden keramet bekleyen hiçbir kimse bir harf almadan meclisinden uzaklaşmıştır.

 

Efendi Hazretleri (K.S.)’nin alemi ahirete intikali gecesi idi. Kendisiyle manada şöyle karşılaştım. Bana zatın birisi çok miktarda altın liralar veriyordu. Ben de bundan sevinmekteydim. Efendi Hazretleri (K.S.) de orada bulunuyordu. Bana bakarak Refik bey Refik bey  bu altınlar sevinilecek bir şey midir? Ben size canımı verdim diye beni tayakkuza davet etti ve aklımı başıma toplamamı hatırlattı. Bu an son gecesiydi. Ben de buradan başlayarak bazı yazılacak müşahade ve bildiklerimi arzetmek isterim.

 

Bir İltica Ve Yorumu

 

Efendi Hazretleri (K.S.)’nin vefatından evvel vukua bulan bir hadiseyi ve tasarrufu maneviyesini arzetmek isterim. 1960 senesindeki ihtilali, vukuundan evvel yani bize 1958 senelerinde haber vermişti. Bu azim olan hadiseler meydana gelince Demokratlar Yassıada’da mühim hesaplar ve sorgularla karşı karşıya geldiğinde, bu işin neticesi ne olacak diye kendi kendime soru sormaya başladım. Ve nihayet bir iltica da bulunmaya karar verdim.

 

Manada Efendi Hazretleri (K.S.) öğle namazını müteakip Şehzade Camiinde Kürsüye çıktılar. Besmele-i Şerifle üç ihlas okudular. Ve müteakiben de üç defa, “ Hasbün Allah’ü ve ni’mel vekil” diyerek dua ettiler. İhlası şeriflerin okunmasında ben şahsen bütün demokratlar Halas olacak diye düşünmüştüm. Halbuki Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan şehid edilerek manen halas olmuşlardır. Diğerleri de yapılan duayı hayriyeye nail olarak hayatlarını muhtelif zaman içinde kurtarmışlardır. Ehlüllah’ın vefatından sonraki tasarrufların en büyüklerinden bir örnek arzediyorum.

 

 

Kısıklı’da yüzlerce talebenin okuduğu Kuran Kurslarında hocalık yapan BOZKIR’lı Mehmed Bozkurt Hoca, Efendi Hazretleri (K.S.) ile alâkalı hatıralarını naklederken şunları anlattı:

 

Keramet Hakkında Buyurdu Ki:

 

“Üstazımız Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.) devamlı, keramet göstermekten kaçınmıştır. Bir çok defalar hatırlıyorum, talebelerine “Evladlarım, keramet peşinde koşmayınız, şayet suda yürümek, havada uçmak keramet olsaydı, denizdeki balıklar, havadaki kargalar bile keramet göstermiş olurdu.” buyurmuşlar ve en büyük kerameti şöyle alatmışlardı: “En büyük keramet ümmet-i Muhammed’e hidayet etmektir.”

 

Bu yolun büyüklerinin izahlarından da anladığıma göre, mensupları hidayet üzere olmayan ve Şeriat-ı Garra-i Ahmediye’ye uymayanların şeyhlerinin  kerametlerine itibar olunmaz! Şayet keramete meraklıysalar, önce mensuplarını İslâmiyeti korumaya ve yaşamaya sevketsinler, demektir bunun manası.

 

Nasihata Olan Gayreti

 

Efendi Hazretleri (K.S.), cemaat az-çok demez, hatta şahsi yorgunluklarını ve rahatsızlıklarını hiçe sayarak, her gördüğü topluluğa İslâmiyyeti anlatmaya, Allah ve Resûlünün yolunu tavsiye etmeye çalışırdı. Bilhassa mübarek aylarda ve Ramazan-ı Şerifte, akşam namazı vakti hariç, günün diğer 4 vaktinde mutlaka bir cemaata vaaz-u nasihat ettiğini hatırlıyorum. Diyebilirim ki, belki İstanbul’da Efendi Hazretleri (K.S.)’nin vaaz etmediği cami ve mescid yoktur.

 

Üstadımız, vaazlarında daha çok zenginlerin, gençlerin ve âlimlerin vazifeleri üzerinde dururlar, bilhassa zenginleri mallarıyla mücadeleye çağırırlardı. Hayatının çeşitli devrelerinde yaptığı ticaret ve benzeri dünya işlerinde de, bütün kazandıklarını İslamiyete hizmete sarfetmişlerdi. Bütün Anadolu’ya yayılan bir şöhreti vardı. “Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.), hem okutuyor hem talebelerine para veriyor.”

 

Gerçekten Efendi Hazretleri (K.S.) çok cömertti. Çoğu zaman iş yaptırdığı kişilerden verdiği bütün paranın üzerini almazdı. Belâgat’tan TELHİS kitabını okurken, “Lâ ye’lef-üd dirhem ül madrubü surretnâ ve lâkin yemerrü aleyha...” şiiri üzerinde çok konuşur, paraların üzerinde uzun müddet kalmayışıyla, sürekli harcanıp, talebelerine dağıtılmasıyla iftihâr ederdi. Bununla birlikte Efendi Hazretleri (K.S.), borç, hak, hukuk ve para meselelerine büyük ehemmiyet verirdi. Bu mevzuda devamlı okuduğu bir hadisi şerif vardı ki manası şuydu:

 

Sizi kişinin namazı ve orucu kandırmasın, onun para muamelelerine bakınız. (Müslümanlık için ölçülerden birisi de maddî muamelelerdir.)

 

Şeyhlere Haber Göndermişti

 

Efendi Hazretleri (K.S.), zamanındaki bütün şeyh olarak bilinenlere haber göndermiş ve tasarrufa yetkileri olmadığını hatırlatmış, bu mevzuda ısrarlı ve iddialı olanlara, “Meclis-i Enbiyâda  hangi dille konuşulduğunu, meclisi evliya’nın ne zaman, nerede toplandıklarını” sormuştu. Ve hiç birisinden doğru cevap alamamış, zaten bir çokları böyle bir soruya ilk defa muhatap olmuşlardı.

 

Cezayir Hadiseleri

 

O devirde, bir çok vaizler, günlük hadiseleri cami kürsüsüne getirmeye cesaret edemezken, Efendi Hazretleri (K.S.), zaman zaman devrin devlet adamlarını açıkça tenkit ediyordu. Benim hatırlayabildiklerimden bir tanesi şuydu:

 

Sene 1957, Cezayir’de Müslüman kuvvetler, Fransız sömürgeci askerlerine karşı istiklâl mücadelesi veriyordu. O esnada Birleşmiş Milletler deki oylama sırasında Türkiye, Cezayir’in aleyhinde, fakat Fransa’nın lehinde oy kullanmıştı. Efendi Hazretleri (K.S.), Eminönü Yenicamii ve Sultan Ahmed’te böyle bir oylamanın vebalinin büyük olduğunu anlatmış ve Fransızların dünyadaki İslam milletlerine karşı yaptığı zulmü dile getirmişti. Müessir konuşmaları yüzünden mütcaddid defalar sorguya çekildiği halde, hepsinden beraatle yahut takipsizlikle neticelenen kararlar çıkarılmıştı.

 

Ayasofya’yı Aç!

 

İrtihalinden altı ay önceleriydi, zamanın Başvekili Adnan Menderes’in yaptığı müspet hizmetleri destekliyor, fakat dualarında hep şu cümleyi kullanıyordu: “Cenab-ı Hak, Menderese’de hidayetler nasip eylesin...”

 

Binlerce cemaat, bu duayı bilhassa Eminönü Yenicami’inden defalarca dinlemiştir. Bir defasında şöyle hitap etmişti: “Menderes, Menderes! Ayasofya’yı aç, bu şeref sana nasip olsun!”

 

O tarihlerde, Anadolu’da  yüzlerce Kuran Kursu açılmış, hizmetine devam ediyordu. Bir kısım işgüzar emniyet mensuplarının yahut İslam’dan nasip alamayan idarecilerin indi ve keyfi tasarrufları yüzünden, talebe kardeşlerimiz karakollara, mahkemelere sevk edildikleri zaman, iktidara mensup milletvekillerin teşebbüsü ile ve bazen de bizzat Başbakan Adnan Menderes’in emiriyle serbest bırakılıyorlardı. Efendi Hazretleri (K.S.) bunları öğrenince çok seviniyordu.

 

Ama, bazı ağabeylerimizin bu partiden milletvekili adayı olmak istemelerine, pek rıza göstermiyordu.

 

Efendi Hazretleri (K.S.), dış politikayla gayet yakından alakalanırdı. O tarihlerde her sabah aldırdığı YENİ SABAH gazetesinde birinci sahifedeki haberlere baktıktan sonra önce üçüncü sahifedeki dış politikayı, Şükrü Baban’ın yazısını okuttururdu.

 

Çamlica’daki kursumuzda talebe sa­yısı her geçen gün artıyordu. Efendi Hazretlerine her gün talebelerin durumları hakkında bilgi arzederdim. İlk yıllarda onun emriyle talebeleri Çatalca, Şile, Ağva, Çorlu ve Silivri köylerine gönde­rirdik. Talebe arkadaşlarımız vaaz edip ­hutbe okurlar  hem kendilerini böylece yetiştirirler hem de hizmet etmiş olur­lardı. Döndüklerinde talebelerin intiba­larını Efendi Hazretlerine anlatırdım, bundan cok memnun olurlardı.

 

Valide Sultanın Nezri Neydi?

 

Efendi Hazretleri (K.S.)’ne uzun yıllar hizmet etmiş olan eski gemici Rize’li (merhum) Ali Dayı bana şunları anlatmıştı:

 

“Valide Sultan Efendi Hazretleri (K.S.)’nin  binbir meşakket içinde talebe okutmak gayretlerine ve o devirlerdeki jandarma takibi dolayısıyla binbir mücadeleye rağmen, huzurlu bir ders okutulabildiğini görmemişti. Bu yüzden Valide sultan nezretmişti:

 

“Eğer meşakkatsiz ve serbest olarak huzur içinde 60 talebenin okutulduğu günleri görürsem 60 koyun keseceğim 1954-1955 yıllarında Çamlıca’da tam 160 talebe huzur içinde din ilimlerini okuyorlardı. Bu sadece Çilhanedeki mevcuttu. Bunun dışında, muhtelif camilerde, evlerde okuyanların sayısı binleri aşmıştı. Anadolu’ya da kurslar süratle açılmış, her yerden başarı ve kurs hizmeti faaliyetlerine dair haberler geliyordu.Valide Sultan nezrini yerine getirmek için her hafta bir Kurban kesiyor ve talebeye ikram ediyordu.”

 

UFUK: O senelerde vuku bulan bir hatıranızı da anlatır mısınız?

 

İlim Yayma’dan Gelenler

 

MEHMED BOZKURT: 1954 senesi Haziran ayı idi. Bir gün merhum Ali Dayı. Bana Efendi Hazretleri (K.S.) seni istiyor. Beraber Müsafirhaneye gittik. Efendi Hazretleri (K.S.) bana dedi ki: “Oğlum Hafız Mehmed! İlim yayma cemiyeti yöneticileri gelecekler. Derslerine iyi çalışsınlar, temizliğe de dikkat etsinler.”

 

Ben de Çilehaneye gittim. Arkadaşlar ders okuyorlardı. Ders saati bitmiş sabah kahvaltısı yapılacaktı. Saat 11 civarında idi. Sabah yemeği yendikten sonra arkadaşların bazısı abdest alıyor bazısı da binanın etrafında geziniyorlardı. Binanın etrafında incir, şeftali, erik, üzüm gibi muhtelif meyvalar vardı. Bunlardan bazıları yerlere dökülmüştü. Fakat kimse o meyvalardan hiç birisini alıp da yemiyordu. Konya’lı Hacı Mustafa Efendi merhumla beraber, dört taksi dolusu yaşlı ve dünya umûru görmüş kişiler geldiler. Bahçeye girdikleri zaman bu manzarayı gören o zatlar, talebeler için şöyle dediler.

 

“Bu talebeler yer melaikesidir. İşte ilim, işte ahlak, işte feyiz!” Gelen zevat kursu gezdiler ve memnun olarak ayrıldılar. Giderken şunu söylediklerini işittim: “Bu durum üstazın büyük teveccüh ve kerâmetidir.”

 

UFUK: O günün şartlarını nasıl tarif edersiniz?

 

MEHMED BOZKURT: O günkü ve bugünkü durumu ifade etmek için Efendi Hazretleri (K.S.)’nin bazı sözlerini nakletmek isterim: bir gün müsafirhenede sohbet ederken üstazımız şöyle buyurdular: “Evlatlarım! Bugün insanların bir çokları cehenneme doğru hızla akıyorlar. Nasıl bir afat olur, dağda derede sel ne bulursa alıp götürürse; dinsizlik, ahlaksızlık ve cehalet de insanları böylesine cehenneme götürüyor.” Daha sonra kurtuluş çarelerini de şu şekilde anlattılar: “İnsanlar bu selden kendilerine lazım olanları kurtarmak için nasıl çırpınırlarsa; biz ve benim evlatlarım ilim ve cihadla cehenneme gitmekte olan bu insanlardan elimizden geldiği kadar kurtarmaya çalışacağız.”

 

RAMAZAN’da arkadaşlar vaaz etmeye gönderilirlerdi. Efendi Hazretleri (K.S.) Ramazan ayında talebelerinin gereken yerlere gönderilmesi için emir buyururlardı. Diğer arkadaşlarla birlikte talebeleri bizzat yerleştirmek  için çalışırdık ve Efendi Hazretleri (K.S.) de bizzat ilgilenirdi.

 

Ramazan’da vaazdan dönen arkadaşlarımızdan, Efendi Hazretleri (K.S.) intibalarını ayrı ayrı sorar ve o kadar  memnun olurdu ki, onun o halini anlatmam mümkün değil...

 

UFUK: Efendi Hazretleri (K.S.) başka bir sohbetini anlatır mısınız?

 

MEHMED BOZKURT: Anlatayım: Gene bir sohbetinde aklımda kaldığı kadarıyla şöyle buyurdular: “Evlatlarım! Allah ve Resûlünün yolunda, ilimle siz evlatlarımı ziynetlendirmeyi çalışıyorum. Bugün bir Süleyman Efendi Hazretleri (K.S.) var, ama yetişen binlerce evlatlarımın her biri bir Süleyman Efendi olacak; bütün dünyaya ilim ve irfan götüreceksiniz.”

 

Mehmed Arıkan Hoca ile Konya’ya Gittik.

 

Ben onun aciz talebesi, Mehmed Arıkan Hoca ile Efendi Hazretleri (K.S.)’nin emirleriyle Konya’ya gönderilmiştik. 1953 senesi idi. Konya ve kazalarını dolaştık. Konya’ya gittiğimizde Müftüye gittik. Müftü bizi imtihan etti. O zaman Mehmed Arıkan Hoca Efendi çok küçüktü. Müftü Efendi, ona:  “Sen çok küçüksün, ama bugün ikindiden sonra bir vaaz et de dinleyelim.”  dedi. İkindiden sonra Mehmed Arıkan Hoca vaaz etti. Müftü Efendi mihrabın önünde oturup dinledi ve hayran kaldı. Hatta ağladığını gördüm. Çünkü, Mehmed Hoca’nın kürsüden yalnız başı görünüyordu. Bu küçük yaşta birisinin kürsüden o şekilde vaaz etmesi, yalnız müftünün değil; bütün cemaatin dikkatini çekti hepsi şaşırdılar. Akşama yarım saat kalıncaya kadar konuştu. O zaman vaazı keseyim mi? dedi. Cemaat  “DEVAM! DEVAM!” diye bağırdılar ve “seni yetiştiren anne baba ve hocadan Allah (CC) razı olsun” dediler. Daha sonra Beyşehir, Seydişehir ve Bozkır kazalarına gittik. Bozkır’dan Çumra’ya uğradık. Müslümanlar bize büyük ilgi gösterdiler. Gördük ki: “Halk dine iyice susamış, irşad edecek kişileri iştiyakla bekliyordu.” Bize nerede okuduğumuzu sordular. Halkın teveccühü sonsuzdu. Sonra buralarda birçok Kuran Kursu açıldı. Daha sonra Karaman’a da uğradık. Bütün bunlar 1953 senesinde vuku buldu.

 

Bu haber 10757 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S)

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S) HATIRALAR

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S) HATIRALAR Tevhidi tedrisat kanunu ile medreseler (1928) kapatıldı. Böylece dini Celili İslam ın usulüne uygun olarak okutul...

Kanaat önderi Arif Ahmet Denizolgun vefat etti

Kanaat önderi Arif Ahmet Denizolgun vefat etti Süleymanlı cemaatinin lideri, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun (61) bu sabaha karşı hayatını kaybetti

NASİHAT

NAMAZ

Ben Bitti Demeden Bitmez.22 Eylül 2017

ALAHA ISMARLADIM

RAMAZAN

YEDİ KITA

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

DÜNYA BÜLTENİ



MÜSLÜMANCA YAŞAM

OSMANLI


ALPEREN

OSMANLI TORUNU


SIGARA İÇME


FATİH SULTAN MEHMET


NAMAZINI KIL


İSLAM HUZUR

YAVUZLAR BİTMEYECEK

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TÜRKİYENİN MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR BAĞIMSIZ HABER SİTESİ
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi